Biz – Siz – Onlar

"Biz" sabit değil, akışkan ve değişken. Değişime ama aynı anda manipülasyona açık. Toplum koca bir pasta ise onu onlarca farklı biçimde dilimlemek mümkün. Yeni bir dilimleme ile daha geniş, daha çoğulcu bir "Biz" yaratmak ve uyum içinde yaşamayı becermek zor ama mümkün.
02.07.2018 - 14:06

Psikolog Kiley Hamlin, British Columbia Üniversitesi’nde bebeklerin iyi/kötü kavramlarına aşinalığını, kimlerin ödül veya cezayı hak ettiğini değerlendirme eğilimlerini inceliyor.

Henüz üç ila altı aylık bebeklerle yaptığı deneyde Hamlin, bebeklere bir kukla gösterisi izletiyor. Gösteride top oynayan bir tavşan ve sadece tişörtlerinin rengi farklı iki ayı var. Tavşanın topu elinden kaçtığında ayılardan biri ona yardım ederken diğeri topu alıp kaçıyor. Gösteri sonrasında bebeklerin hangi ayıyı tercih edeceğine bakılıyor. Neredeyse tüm bebekler iyiliksever ayıyı tercih ediyor. Ne kadar güzel, değil mi? Daha doğuştan iyiliğe eğilimimiz var.

Ancak devamında işler biraz çatallanıyor. Bu defa dokuz ila 14 aylık bebeklerle deney yapıyoruz ve işin içine yemek tercihlerini ekliyoruz. Bu sefer iki tavşan var. Tavşanlardan biri bisküvi seviyor, diğeri ise taze fasulye. Ayılardan biri yine tavşana yardım ederken diğeri engel oluyor. Bisküvi seven tavşan için sonuç aynı ama sıra fasulye seven tavşana geldiğinde bebekler tavşana kötü davranan ayıyı tercih ediyorlar!

Görünen o ki “Düşmanımın düşmanı dostumdur” bebekler için bile geçerli. Ufacık bebekler bile sadece yemek tercihlerinin üzerinden önyargı oluşturabiliyor. Madem taze fasulye seviyor, kötü davranılmayı hak ediyor. Biz/Onlar ayrımı çok derinlerde, duygusal ve otomatik.

Robert Sapolsky’nin aktardığı çalışma ise sevginin bile karanlık tarafları olabileceğini gösteriyor.

Oksitosin hormonu sevgi-aşk hormonu olarak bilinir. Partnerinize, çocuğunuza bağlanmanızı sağlar. Dışarıdan oksitosin verilmesi insanları daha güvenilir, işbirlikçi ve cömert hale getirir. Ancak Amsterdam Üniversitesi’nde yapılan çalışmalar bu olumlu etkilerin sadece “Biz” için, iç grup için geçerli olduğunu; “Onlar” içinse tam tersine çalıştığını, sevgi hormonunun “Biz”i “Onlar”a karşı daha önyargılı, şiddete eğilimli yaptığını gösteriyor.

Birbirimizi sevdikçe ötekilere karşı daha mesafeli oluyoruz.

Biz - Siz - Onlar

“Onlar kötü ama biz öyle miyiz?”

Sosyal bir primat olan insan için grup aidiyeti yaşamsal. “Kim bizden, kim değil?” sorusu derinde ve otomatik çalışıyor. “Biz”e olan sevgimiz “Onlar”a olan önyargımızı artırıyor. Beynin kimyası böyle.

İç gruptan birilerinin yaptığı hata bireysel ve istisna iken, onlardan birinin yaptığı hata grubun tamamını kapsar ve onların özünde ne kadar kötü olduklarının bir ispatıdır.

Halbuki “Biz” öyle miyiz? “Biz” iyiyiz.

Bu konuda Slavoj Žižek’in aktardığı, beni çok etkileyen bir anekdotu var. Beethoven’ın 9. Senfonisi, yani Neşeye Övgü, gelmiş geçmiş en popüler eserlerden. Dinlerken deyim yerindeyse içinizde birliktelik, kardeşlik, dostluk rüzgârları eser.

Bu güzel eser birbirine taban tabana zıt gruplar tarafından baş tacı edilmiştir. Hem Nazi Almanyası’nda hem Sovyetler Birliği’nde büyük gösterilerin en çok kullanılan ezgilerinden olmuştur. Kültür devrimi sırasında Çin Halk Cumhuriyeti’nde batılı besteler yasak iken 9. Senfoni bir istisna idi. Irk ayrımının en ağır olduğu ülkelerden Güney Rodezya’da (Şu anda Zimbabve) milli marş 9. Senfoni’ydi. Siyahların insan sayılmadığı bir toplumda beyaz azınlık topluca kardeşliğe övgüler düzüyordu. Türkiye’de 12 Eylül sonrası okul gösterilerinde “Kardeş olun ey insanlar, bunu ister Tanrımız…” sözleriyle çalınır, söylenirdi. Son olarak Avrupa Birliği’nin resmî olmayan marşının da Neşeye Övgü olduğunu ekleyelim.

“Biz” duygusunu derinden hissettiren bu beste birbiriyle hiç alakası olmayan farklı toplumların, iç grupların birbirlerine bağlılıklarını kutsamaya yaramış, yarıyor.

Sapolsky, “Biz” kavramının nasıl çabuk değişebildiğini takım taraftarlığı üzerinden anlatıyor, hiç sevmediğimiz “Onlar”ın bir kısmıyla aynı gole sevinebiliyor, yeni bir “Biz” kurabiliyoruz.

“Biz” sabit değil, akışkan ve değişken. Değişime ama aynı anda manipülasyona açık.

Toplum koca bir pasta ise onu onlarca farklı biçimde dilimlemek mümkün. Yeni bir dilimleme ile daha geniş, daha çoğulcu bir “Biz” yaratmak ve uyum içinde yaşamayı becermek zor ama mümkün.