Başka bir şirket mümkün

Mey Diageo Genel Müdürü Levent Kömür, tarihin hiçbir döneminde sanata bu denli ihtiyaç duyulmadığı fikrinde.

22.11.2021 - 12:13 | Gönül Hadımlı

Mey Diageo Genel Müdürü Levent Kömür ve tuval yaptığı şişelerin 2017’den bu yana sofralara karışmasına vesile olan Tasarımcı Beril Ateş ile bir araya geldik.

Yolunda “Başka bir şirket mümkün” anlayışıyla kararlı adımlarla ilerleyen Mey Diageo, Levent Kömür’ün örneğiyle karıncanın ağzında suyla yangını söndürmeye gitmesi gibi, toplumun entelektüel anlamda kalkınması ve tüketicilerin daha da bilinçlenmesi için bir domino etkisi yaratmaya çalışıyor.

Yeniden Yaz ve Mesafesiz Duygular koleksiyonları sofralara yepyeni renkler getirdi. Bu işbirliği nasıl filizlendi?

Tasarımcı Beril Ateş

Beril Ateş: Benim hayatımda rakı hep var olan bir şeydi. Ben seyahatlerimi de oturduğum sofraları da çiziyorum ve bu çizimlerimde rakıya hep yer veriyordum. Bir tasarımcı olarak hayalim bir rakı şişesi tasarlamaktı. Sonra günün birinde Mey ile bir araya geldik ve onlara bir şişe tasarlamayı önerdim. Onlar da bunu kabul ettiler ve sınırlı üretim bir şişe tasarlamaya karar vererek 2017’de ilk şişemizi tasarladık. Sonrasında bu bir üçleme halinde devam etti. Yeniden Yaz koleksiyonu olarak 2017, 2018 ve 2019’da çıkarttık, geçtiğimiz sene ise Mesafesiz Duygular adında dördüncü şişemizi tasarladık. Bunların hepsini tasarlarken de bir koleksiyon değeri taşımasına özen gösterdik. Bu şişelerin hepsi insanların sofrasında onlara hitap eden bir göz mezesi niteliğinde. Aslında o sofraya eşlik eden sohbetler ve müzik gibi şişemiz de insanlara eşlik eden bir unsur olsun istedik. Hikâyemiz böyle başladı.

Levent Kömür: Biz “başka bir şirket mümkün” diyerek yola çıktık ve bu mümkünün içinde sanatla içi içe olmak da var. Bunu yaparken, özellikle amacımız dahilinde, çalışanlarımızın sanattan keyif almasını sağlamak, onların belirli bir entelektüel seviyeye ulaşmasına yardımcı olmak, sanatı hayatlarına sokmak isteği var. Biraz da aferin almaktan çok, örnek olma ihtiyacı var.

Bizim açımızdan baktığınızda Beril Hanım sanatçı olarak belirli malzemeleri bir tuval olarak kullanıyor, bizim şişemiz de onun tuvali haline geldi. Biz o şişenin içine ürettiğimizi koyuyoruz, Beril Hanım da şişenin dışına yarattığını işliyor. Artık o şişe eski şişe değil; başka bir sahibi, başka bir aidiyeti var. Bizim açımızdan en büyük değişiklik bu.

Bunu yaparken birçok sanatçıyla yollarımız kesişiyor. İlk baktığımız şey, bizim ürünlerimizin o sanatçının hayatının bir parçası olup olmadığı. Çünkü sonradan zorlamayla yapıldığında çok yapmacık duruyor, gerçekçi ve otantik olmuyor. Ortaya çıkan sonuç da çok ticari kokuyor. Baktığınızda rakı çok eril görülen bir kategori, maskülinite ön planda ama aslında değil. Ben size şimdi Müzeyyen Senar diyeceğim, Tomris Uyar diyeceğim, Halet Çambel diyeceğim, Mine Urgan diyeceğim… Kültüre çok büyük katkıları olan, çok büyük kadınlar var. Aslında rakı gerçekten eril değil. Şu anda tarihten gelen bu isimlere Beril Ateş’i de Gaye Su Akyol’u da ekleyebiliriz. Beril Hanım ilk tasarımını ortaya çıkardığında, “Bu kategori için bu kadar renkli bir şey olabilir mi?” dediler. Evet, olabilir. Hayat ne kadar renkliyse bu kategori de o kadar renkli olmak durumunda.

Levent Bey’in de dediği gibi, sofralara belki de alışılmışın dışında yeni renkler eklediniz. Eh tabii toplumda eril görülen bir kategori için bazı kalıpları yıkmak anlamına geliyor bu. Nasıl tepkiler aldınız?

BA: Biz ilk başta biraz daha temkinli gitmeye çalıştık. Şişeyi tek seferlik çıkarmak üzere yola çıkmıştık aslında. Dolayısıyla insanları çok pastel, uçuk renklerle ürkütmeden, rakının beyazına uygun bir dille ilerleyelim diye başladık. Sonrasında güzel tepkiler aldıkça ikinci seneyle birlikte verdik coşkuyu diyelim. Çok çeşitli insanlardan çok farklı tepkiler aldık. Çok nadiren bir iki kişi, “Bu da rakıya yakışmış mı?” dedi. Haklı da olabilirler tabii çünkü rakının bir ağırlığı da var ancak istemeyen o şişeyi tercih etmeyip sofrasına başka bir rakı da sipariş edebilir tabii ki. Her kitleden, “Ne kadar güzel yapmışsın ablacığım” şeklinde çok tatlı mesajlar atan insanlar oluyor. Amacımız sanatın, tasarımın ve rakının birleştiriciliğini vurgulamaktı, dolayısıyla amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum.

Sanatı bugün bu kadar odağınıza almanızın ardında ne gibi sebepler var?

LK: Aslında yeni bir şey yok. Baktığınızda bizim en köklü markamızın etiketini Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli grafik sanatçılarından birisi, bence en önemlisi İhap Hulisi Görey tasarlamış. Sanatla iç içe olmak tekelin mazisinde olan bir şey. Biz belki bunu biraz daha çok disiplinli hale getirerek genişlettik. Ancak zihniyet olarak likörden tutun Tekel’in her türlü zamanının ötesinde olduğunu görüyorsunuz. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun tasarladığı tekel etiketleri de var. Bir şekilde hep sanatçılara dokunmuştur tekel.

İnsan uygarlığı tarihin hiçbir döneminde sanata bu kadar ihtiyaç duymamıştı. Bilimden, sanattan ve hayallerden beslenen bir umut ortaya koymak zorundayız. Sanatçı da olsak, iş insanı da olsak, ne yaparsak yapalım buna mecburuz. Covid-19’la insan uygarlığının karşı karşıya kaldığı bu tehditle bu umudu ortaya koymak zorundayız. Umut ortaya koymak denildiğinde de ilk başvuru mercii zaten sanat oluyor. Elimizden geldiği kadar da bu felsefenin arkasında durarak sanat işbirliklerinde devamlılık sağlamaya çabalıyoruz.

Yaptıklarımız da çok büyütülmesin. Bir hikâye vardır, karıncaya sormuşlar “Nereye gidiyorsun”, karınca da ağzında birazcık suyla “Bir ateş var, o ateşi söndürmeye gidiyorum” demiş. Karıncanın ağzı ne kadar su alırsa… Soranlar şaşırmışlar, “Sen o ateşe varıncaya kadar yanarsın, bir de senin ağzındaki o suyla o ateş söner mi?” diye. Karınca da, “Olsun, tarafımız belli olsun” demiş. Bizimkisi de biraz bu misal. Ateşe ağzımızla su götürmeye çalışıyoruz. Gerçekten de bu zihniyetle hareket etmeye çalışıyoruz.

Bir yandan toplumun kalkınmasına yönelik bir gaye de güdüyorsunuz, toplumun da markaların bu yöndeki itici gücüne ihtiyacı var şu anda…

LK: Bizim bir tane gayemiz var, demin de çok güzel denk geldi, Tekel’den bahsettim. Tekel sadece son 80-100 senelik kısmı ancak bizim devraldığımız 500 senelik bir miras var ve bu 500 senelik mirası yenileyerek bir sonraki kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz. O yüzden İhap Hulisi, Beril Ateş dedim. Şirket olarak ana gayemiz bu.

İş dünyasının uzun süredir popüler kavramlarından biri VUCA’ydı (Volatility, Uncertainty, Complexity, Ambiguity) biliyorsunuz. Şimdi yeni öğrendiğim bunun yeni bir versiyonu var, BANI( Brittle, Anxious, Nonlinear, Incomprehensible). Çıtır anlamına gelen B’si Brittle’dan bahsedeceğim, dışarıdan bakıldığında sert ve kırılmaz ama elinizi dokundurduğunuzda bir anda parçalara ayrılan bir şey Brittle. Brittle olmamak için çok kültürel olmanız lazım. Bir insan tarlasına sadece mısır ekerse ve günün birinde sadece mısır tohumunu etkileyen bir hastalık gelirse o tarlanın devamlılığı biter. Bizim de yapmaya çalıştığımız bunu sağlamak. Toplumu dönüştürmek veya bu konuda katkıda bulunmak bizim sıkletimizin birazcık üzerinde olabilir ama derdimiz ilk önce kendi elimizdeki mirası zenginleştirebilmek. Tabii ki dünya dinamik, biz bunu yaparken başka bir marka Beril Hanım’ın çalışmalarını, bizim yaptığımız başka işleri görüp başka bir versiyonunu yapmak için kolları sıvayabilir. Amaç da bu aslında.

Hem hazır alkolün kullanılmasının çiftçinin mahsulüne verdiği zarar hem de Mey’in çiftçi istihdamı ve çiftçilerin gelişimi için yaptığı çalışmalar var. Onlardan biraz bahsedebilir miyiz?

LK: Başka bir şirket mümkün diye yola çıktık, bunu üç ayağa oturtuyoruz; insana saygı, doğaya saygı ve paydaşlara saygı. Toplumsal cinsiyet dengesinin sağlanmasında atılan adımlar, özellikle Türkiye’de kadının ekonomiye katkısının artırılması konusunda atılan adımlar, etnik kimliğe saygı var. Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin Queer Fest’ine sponsor olduk, hem insana hem sanata saygı tek bir projede birleşmiş oldu. Onun dışında doğaya saygı unsuru mevcut ve çiftçiye saygı da burada geliyor. Hiçbir şekilde tekil olarak görmemek lazım, çiftçiye değil sadece çiftçinin ürettiğine de saygı duymak mühim. Türkiye’de tarım denilince akla ilk gelen şey tohum, ata tohumu. Bizim şirketimiz içinse üzüm, anason ve su varsa biz varız. Anason tohumu çok önemli bir eksiklikti. Türkiye’ye üç tane tescilli anason tohumu kazandırdık. 5 bin tohumla başladı bu ve ıslah ederek üçe indirdik. Şimdi bunu çiftçiye vereceğiz.

Bizim sektörümüzde ithalat-üretim dengesi bozulduğunda, Türkiye’deki üretim yapan çiftçinin dengesi bozuluyor. Benim itirazım o dengenin bozulmasına; ithalat artsın ama üretim daha da fazla artsın. Çünkü ithal ettiğiniz ürünü üreten çiftçi dünya çiftçisi. Tüm dünya kazansın. İthalat çok artarken üretim düşerse, bunca paydaş içerisinde en fazla kaybeden çiftçi olur. O yüzden anason tohumlarını ıslah etmeye çalışıyoruz. O yüzden Beril Hanım gibi sanatçılarla çalışarak Türkiye’de üretilen rakıyı dünya çapında başka bir yerde konumlandırmaya çalışıyoruz.

Ekonomik koşullar nedeniyle Türkiye’de toplumun büyük kesimi sanata ne yazık ki kaynak ayırmakta güçlük çekiyor. Dolayısıyla bunu çalışanlarınızın ya da toplumun en alt kademelerine kadar taşımak şu gündemde biraz zor gözükmüyor mu?

Mey Diageo Genel Müdürü Levent Kömür

LK: Burada dikey bir hiyerarşi yok, yatay bir hiyerarşi var. Sanat ve iş dünyasının işbirliğinde olay yatırımın geridönüşü değil, bu örnek olmakla ilgili bir şey. Sizin yaptığınız görülür ve bir domino etkisi başlar ve siz ancak en son domino taşı düştüğünde o yatırımın geridönüşünü hesaplayabilirsiniz. Ancak en son taş hiçbir zaman düşmez. Burada kendi kendini besleyen bir hareket yaratmak istiyoruz. Tüm hikâye karıncanın ağzındaki suyla ilgili. Bu toplumun her kesiminden herkesin yapabileceği bir şey, biraz azı ya da biraz çoğu fark etmez.

Dünya bambaşka bir yere gidiyor. Duyarlı tüketici kavramı öne çıkıyor, şirketlerin doğaya yaptığı katkı hisse senedi fiyatlarını ekliyor, bu çok acayip bir şey. Bunu bana 30 sene önce söyleseydiniz, hayatta inanmazdım. Mesela beyaz peynir alırken, o markanın kadının üretimine ne kadar destek verdiğine bakıyorum. Böyle çok insan var şu an, eskiden bu kritik kitleye ulaşılmış değildi. Tüketiciler artık tercihlerini daha farklı motivasyonlarla yapıyorlar ve iş dünyası buna uyanmak zorunda. Erillik kullanan maço markalar tüketici tarafından reddediliyor. Hâlâ sayı yeterli değil ama buralara sıfırdan geldik. Bu çok önemli bir dönüm noktası ve sanat da bu unsurlardan bir tanesi.

BA: Aile toplumun en küçük organizması, şirketlere de bu mantıkla bakmak gerekiyor. Levent Bey’in toplum içerisindeki olayları, sanat çevresindeki eksiklikleri takip ederek buna dayanarak aksiyon alması çok kıymetli. Mey’in bir sanatçıyla işbirliği yapması, sanatçıya güvenerek ürününü emanet etmesi ve bu şişelerin Türkiye’deki birçok sofraya misafir olması çok büyük bir domino etkisi yaratıyor.

Büyük şirketlerin sanatçıya verdikleri değer, öğrencilerden tutun toplumun her paydaşına örnek oluyor ve bir ilham tohumu ekiyor. Evet, ekonomik olarak kötü bir durumdayız ama her şey hayal kurmakla başlıyor ve biz bu ülkede hayal kurmayı unuttuk. Mey’in de en önemli misyonu ve hayata geçirdiği unsur, insanlara “Hayal kurun, biz size destek oluyoruz” hissiyatını vermesi. Ben de bu işbirliğiyle sadece bir markaya iş yapmadığımı, insanlara dokunduğumu görebiliyorum. Bunu hissetmek her işbirliği için kolay bir şey değil. Hayal kurabileceğimiz, o desteği hissetmek çok güzel bir şey.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.