Yaratıcı yetenek göçü

Raporlar, Türkiye'nin kültürel ve sosyal yaşamını domine eden seküler elit kesimin yeteneklerini ve varlıklarını başka ülkelere taşıdığını gösteriyor. Bu göçün Türkiye'deki yaratıcı endüstrilerde nasıl cereyan ettiğine ve sebeplerine yakından bakıyoruz.

04.04.2019 - 09:56 | Gönül Hadımlı

Yaratıcı yetenek göçü

Global Varlık Göçü Raporu’na göre (AfrAsia Bank verileri) 2016 ve 2017 yıllarında Türkiye’nin varlıklı kesiminin yüzde 12’si servetini yurtdışına taşıdı. Bu da yaklaşık 12 bin Türk milyoner demek. Türkiye İstatistik Kurumu’nun güncel verileri ise 2018 yılında 113 bin Türk’ün göç ettiğini gösteriyor. Bir önceki yıl bu rakamın 69 bin olarak gerçekleştiği düşünülürse oldukça sert bir artış olduğu söylenebilir.

“Farklı fikirleri teşvik eden bir yapımız yok”

Alametifarika Kurucu Ortağı ve Kreatif Direktörü Uğurcan Ataoğlu, Türkiye’de farklı fikirleri teşvik eden bir düzen olmadığını söylüyor. Alamet’ten Londra’ya üç, New York’a iki, Hamburg ve Toronto’ya birer art direktör yolcu ettiklerini belirten Ataoğlu, “Mezun olan öğrencilerimizden bazıları New York, Paris ve Berlin’e yerleşti. Hepsi de iyi şirketlerde, iyi pozisyonlarda iş bulup düzen kurdular. Demek ki okulda iyi eğitim vermişiz, ajansta dünyayla aynı standartta işler üretebilecek donanıma getirmişiz. Kendimizle gurur duyalım. Yaptıysak yine yaparız, yine yetiştiririz. Yurtdışına gidiyorum diyenlere niye gidiyorsun demedim. Onlar adına sevindim” diyor.

Ataoğlu ayrıca, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı bugünkü gibi olmasaydı belki de gidenlerin sayısının daha az olacağından bahsediyor: “Gelecek korkusuyla gidenler için bizim elimizden bir şey gelmez. Kabul edelim ki farklı fikirleri teşvik eden bir düzenimiz yok. Öğrenciler yurtdışında okumak istiyor, çalışanlar yurtdışında çalışmak istiyor. Ben de üniversiteden sonra Londra’ya gidip birkaç yıl kalmayı isterdim ama o zamanlar böyle bir gündem yoktu. Şimdi var, bu sefer ben gitmek istemiyorum.”

Giden arkadaşların memnuniyetsizlikleri ya da şikâyetleri çok belli. Yani düşünelim, çözelim demek pek de kolay değil.

Wanda Digital Ajans Başkanı Burçak Günsev de Ataoğlu’yla benzer görüşte, en azından gidene dur dememe konusunda… Wanda Digital’ın 14 yıllık tarihinden örnek veren Günsev, bildiği kadarıyla gittikleri yerlerde şu an hâlâ mutlu olan ve mesleklerinde iyi konumlara gelen 15 çalışanı yolcu ettiklerini söylüyor: “Bizimkisi de böyle bir hikâye ve bu hikâyenin ilk sözleri de; ‘orada’ daha iyiymiş, biliyor musun?” Çok değerli zihinleri uğurladıklarının ama bunun geride kalanların çürük elma oldukları anlamına gelmediğini söylüyor Günsev: “Giden arkadaşların memnuniyetsizlikleri ya da şikâyetleri çok belli. Yani düşünelim, çözelim demek pek de kolay değil. Müşteriden gelen brief’le doymayan, kabul olmayan işlere üzülen, yaşantı şartlarının değişememesi, çevreden yeterince beslenememek gibi bir sürü sebep var. Bu sebeplerden bir tanesini bile çözememek yine onlara bu kararı aldıracaktır. Yani gitmek isteyene dur denmiyor, denemiyor.”

Belki de Türkiye?

Muhabbet Kurucu Ortağı Kenan Ünsal, yaşam referanslarımızın zaten hep “orada” olduğunu söylüyor. “Yaptığımız mesleği daha güncel kılabilme, hayat motivasyonumuzu artırma kaynağı her zaman yurtdışındaydı” diyor Ünsal. “Ara sıra bizi yoklayan ‘hayatta bir dönem yurtdışında yaşamak lazım’ fikri, umutsuzluğun getirdiği zorunlu bir cesaretle ‘artık yurtdışında yaşamalıyım’a dönüştüğünde bu adımı atmaktan başka çare kalmamış olabilir” diyen Ünsal, bunu toplumdaki sosyal buhran psikolojisine ve geleceğe dair umutsuzluk ve kaygı haline bağlıyor. Bireylerin gördüklerinin, yaşadıklarının, hayattaki insan tipinin hızlı değişiminin, şehre ve hatıralarına yabancılaşmalarına yol açmış olabileceğini düşünen Ünsal, “Bu sosyal hafıza kaybıyla gelen yabancılaşma, aitliklerimizi sorgulamamıza yol açmıştır belki” diye de ekliyor.

Son üç senede Muhabbet’in iki art direktörünü (Gökçe Işıl Şen ve Roksan Sarıoğlu) Londra’ya uğurladığını belirten Ünsal, aynı zamanda daha önce birlikte çalıştığı üç kişiyi de son dönemde yurtdışına uğurladığını söylüyor. Ancak Ünsal bu gidişlerin Türkiye’deki sektör için pek iyi olmadığı görüşünde: “Özellikle burada yaptığı işi orda da yapabilme kabiliyeti ve ihtimali daha fazla olan, dünyada sayıları az ve özenle korunması gereken ‘gözüevveli’ kaybediyoruz. Bu da bizim sektörümüz için büyük kayıp.”

Yine de, “Ne yazık ki bireylerin Türkiye’de kalmalarını sağlayacak çalışma ve yaşama iklimlerine dair yapılacak iyileştirmelerin bence ilk sorumluluğu bizde değil” diyen Ünsal, önemli olanın kalanları burada yaşamaya, üretmeye motive edecek esnek çalışma ortamları yaratılması ve müşterilerden gelecek heyecanlı iş beklentilerinin sayısının artması olabileceğini söylüyor. Bir de yeni iletişim kurallarına ve araçlarına göre kendimizi yeniden formatlamayı da bir iyileşme formülü olarak deneyebileceğimizi ekliyor Ünsal.

Reklamcılık yapacak insan kalmadı. Özellikle sanat yönetmeni.

Medina Turgul DDB Kreatif Direktörü Ertuğ Tuğalan da son dönemlerde yaratıcı endüstride artan göçün sebebinin ülkedeki sosyal ve ekonomik belirsizliğin yarattığı tedirgin ve kaygılı yaşam tarzı olduğunu söylüyor. Yakın zamanda bir metin yazarı ve dört art direktörü uğurladıklarını belirten Tuğalan, “Reklamcılık yapacak insan kalmadı. Özellikle sanat yönetmeni. İnsan kaynağındaki bu azalmaya, reklamcılığın kârlılıkta gittikçe altlara doğru inmesi de eklenince, sektör fazlasıyla gergin bir çalışma ortamına dönüştü” diyor. Ünsal’ın belirttiği gibi Tuğalan da bunun, önüne geçilmesi mümkün olmayan bir durum olduğunu ve ileride ciddi küçülmeler ve freelance iş modellerinde ciddi bir artış beklediğini ekliyor.

“Yaratıcı zihinlerin yurtdışına göçünde, ülkedeki son yıllarda yaşanan antidemokratik uygulamaların ve ekonomik bozulmanın da katkısı büyük” sözleri Come to Movida ECD’si Emrah Akay’a ait. Akay, gençler dışında yıllardır burada çalışıp, yatırımı ülkesine yapan pek çok insanın da gitme niyeti taşıdığını bildiğini söylüyor ve ekliyor: “Benim çevremden Bakü, Londra, New York, Toronto, Stockholm gibi geniş bir coğrafyaya göç edenler oldu. Esasında üzücü. Bizim ülkemiz de mutlu, refah içinde, sanat ve kültüre önem veren, yaratıcılığı yücelten, bu alanda çeşitli fırsatlar yaratabilen, hatta yurtdışından yaratıcı endüstrilerine yetenek çekebilen bir ülke olabilirdi. Olamadı. Tercihini inşaattan yana kullandı.”

Vasatlık dört bir yanı ele geçiriyor. Kişiler kendilerini yetiştirebildikleri oranda yaratıcı olabiliyorlar. Bunun farkında olup Türkiye’de neden kalsınlar ki…

Akay’a göre her şey eğitim sisteminin çarpıklığıyla başlıyor, “Aslında lise dahi olamayacak, kalitesiz ama paralı üniversitelerde aradıklarını bulamayan gençler, daha liseden itibaren yurtdışına gitmenin hayalini kurmaya başlıyorlar. Bunu öğrencilik yıllarında maddi sebeplerle başaramayanlarsa iş hayatına yurtdışında atılmanın yollarını arıyorlar.” Yaratıcı olmayan, yaratıcılığı teşvik etmeyen bir eğitim sistemiyle, elinizde kalanların yaratıcı olmayan insanlar olduğundan bahseden Akay, yaşadığımız kısır döngüyü şöyle özetliyor:

“Böylece vasatlık dört bir yanı ele geçiriyor. Kişiler kendilerini yetiştirebildikleri oranda yaratıcı olabiliyorlar. Bunun farkında olup Türkiye’de neden kalsınlar ki… Kalsalar iş yok zaten. İş bulsalar kazandıkları para hayatlarını sürdürmeye yetmeyecek. Yaratıcı olmalarına da gerek yok burada çünkü vasatlık ve popülizmden başka kutsanacak fazla değer kalmadı.”

Bu göçlerin önüne geçilemeyeceğini düşünen Akay, “Dünya artık küçük, herkes her şeyi görüyor, her bilgiye ulaşabiliyor. Ben iyi bir illüstratör veya animatörsem Türkiye’de kalıp yağ ambalajı mı modelleyeyim, yoksa Los Angeles’ta bir oyun firmasında manyak karakterler mi tasarlayayım?” diyor.

Yaratıcı zihinler Türkiye’nin, bireylerin yaratıcılıklarını perçinleyecek atmosfere sahip olmadığı konusunda hemfikir. Çözüm ne yazık ki artık bizlerin elindeymiş gibi durmuyor. Ancak Ünsal’ın da belirttiği gibi, yeni iletişim kurallarına ve araçlarına göre kendimizi yeniden formatlamak bir iyileşme formülü olarak denenebilir.