MediaCat

Sürükleniş

Aslolan sürükleniştir. İnsan bütün kazanımlarını batan bir gemide ağırlıklarından kurtulmak ister gibi teker teker denize atmaktadır. Fikir ve sanat köhne filikalardır.

İskemlenin üç ayağı birden kırıldı. İdeoloji, psikoloji ve teoloji… Kıç üstü oturduğumuz yerden başımızın üstünde alıcı kuşlar gibi dönen dünyaya bakıyoruz. Hızı günden güne arttı günlerin, turun sonuna yaklaşan bir fayton gibi tekerlekleri dingildiyor. Atlar sabırsız. Koptu kopacak artık bu körük diye bağırıyorsun, seni kimseler duymuyor, görüntü bulanıklaşıyor, miden bulanıyor, dünya doğduğun yer değil artık, öldüğün yer de olmayacak. Hayır, mukadder değişimden değil delirmeden söz ediyorum. Lisandan eksilmekten, bildiğini unutmaktan, üşenmekten ve yanlış düşünmekten bahsediyorum. Kaç kere yazdım kimbilir, bütün kavgamız kelimeyle demişti Cemil Bey, kelimenin yenilmesinin ölmek olduğunu anlatmamıştı. İlkeler, fikirler, tezler, polemikler, davalar, büyük sözler hepsi birer birer kaybettiler. İnsan tanrıya sormadan kendisinden başka bir tür yarattı. Peygamberi, kitabı, sevabı, cezası yok bu yeni tanrının. Yol kapandı, menzil geride kaldı. Dönsen dönemezsin, gitsen bulamazsın. Kim nerede duymuş ki kendi sesine sağır bir sağırlık, ana diline ecnebi bir gevezelik. Babil de böyle değil miydi, önce tanımı gitti eşyanın, sonra manası, en sonunda da kendisi. Şimdi buradayız.

Bitmeyen bir huzursuzluk

İskemlenin üç ayağının ortak özelliği maneviyattır. İdeolojinin de psikolojinin de teolojinin de temeli elle tutulmayana gözle görünmeyene dairdir. Eski moda bir tezle dünya parladıkça bunlar görünmez oldular. Burada dünya dediğimiz fenomeni -fenomen görünür olandır- geçen asırda menfaatle tarif ederdik. Menfaatinin peşinde koşan insan dünyevileşmektedir derdik. Dolayısıyla dünyanın parlaması sembolizminde söylemeye çalıştığımız modern insanın kendisini menfaat kaygısı üzerinden tanımladığı yollu bir çıkarım olurdu. Ne var ki bugün menfaat arayışının ötesindeyiz. Bugün dünya parladıkça görünmez olanlardan söz ederken, dünyanın parlayışına dair yapacağımız tanım bir kavram üzerinden genişlemek durumundadır. Bu bir sürükleniştir. Önü yok, ardı yok, yönü yok, manası yok. Zamandan bir nehirde çalı çırpıdır insan. Bu sürüklenişin içinden yazmak, suya yazmaktır. Konuşmak, çağlayan suyun sesiyle bastırılır. Çığlık yankıdır, akisleri sönmeye mahkûmdur.

Bu sürükleniş baş dönmesini, delirmeyi ve nevrasteniyi beraberinde getirir. Belirtisi inançsızlık ve üşenmektir. İnsan hayal kurmaya ve kavga etmeye üşenmektedir. Tek arzusu durmaktır. Durmak ve anlamak. Bitmeyen bir huzursuzluktan söz ediyorum. Yaratıcı bir sancıdan değil helak eden bir kaygıdan bahsediyorum. Zamandan nehrin debisiyle vurduğu kayalarda her an parçalanmakta, kendisinden daha azıyla yaşamaya devam etmektedir. Yaşamak hayatta kalmakla koşullandığı anda insan ömrünün herhangi bir canlıdan farkı kalmaz. İnsanın bu sürüklenişte tek arzusu ölmemektir. Öleceğini bilen bir mahlukun ölmemek arzusunda kendisini var etmesindeki beyhudeliği görüyor musunuz, bu sürüklenişte insan boşunadır. “Mevla’m bir can vermiş boşu boşuna” diyen Mahzuni hikmetine hayret etmemek mümkün değildir. Sürüklenişin tarifidir.

Sürüklenen insan karar veremez

Sürüklenen keder duymaz, içindeki korkuya giderek alışır. Korkuyu yenemez, onu bir parçasına çevirir. Korku artık insanın uzvudur. Zira beynimizin bir sorun olduğunda onun üstesinden gelme çabası sonsuza kadar sürmez. Baktı ki tek kolu yok, bir süre sonra tek kolu aramayı bırakır, yeni duruma alışır. Korku kronik olduğunda beyin ona da alışır. Baş etmeyi denemeyi bırakır. Pısırık insana böyle geliriz. Pısırıklık eden insandan değil pısırık olandan söz ediyorum. Sabah evden korkarak çıkılır, akşam eve korkarak dönülür, neden herkes geceleri dişini sıkıyor, diş sıkmak dayanmaktır, korkuya ve sürüklenişe dayanmaktır. Korku aklı öldürür. Düşüncelerimiz korkunun esaretindedir. Sürüklenen insan karar veremez. Öneri getiremez. İtiraz edemez. Sürgit menfaatini aramanın yahut sermaye birikimi arzusunun kişiye maliyeti olduğuna iman ettiğimiz yabancılaşma, o yüzden bugünün konusu değildir. İçinde yaşadığımız yabancılaşma sonrası, sürüklenişle belirlenen bir nasırlaşma çağıdır.

İnsan duyusunu, perspektifini, sancısını kaybetmiştir. Kayalara vurdukça liflerine ayrılır. Canının yanmasından değil canının yanmasına endişe etmekten tükenmektedir. Yabancılaşma eskiden olduğu gibi bireysel bir oburluğun değil kolektif bir delirmenin sonucudur. Delirmek eskiden olsa deli-veli arasındaki incecik çizgiden hareketle iltifat bile olabilecek bir tanımken, bugün ele aldığımız şekliyle insanın dünyayla olan mesafesini kaybetmesine denk düşer. İnsan dünyanın gerisine düşmüş, kendi yazdığı hikâyenin esiri olmuştur.

Ne acılara merhem ne kitlelere afyon

İdeolojilerin bu olan biteni açıklayamaz olmaları şöyle dursun artık kendilerini şizofreni içermeden savunacak yahut anakronik olmadan izah edebilecek halleri kalmamıştır. Taraftarları ya gündelik pozisyonlarını korumak için riyanın parçalarıdır ya da gerçeklik kırılmasından mustarip akıl hastalarıdır. Dinler hiçbir günah sakınmasına uymayan mensuplarına laf dinletemeyerek çökmüş, kurumsal varlıklarını sürdürebilmek üzere kullanışlı kitler halinde kendilerini faydalı tutabilme gayretine düşmüş görünürler. Ne acılara merhem ne kitlelere afyondurlar. Huxley’in dediği gibi afyonun kendisi din olmuştur. Yeni bir hurafe gelip eskisini yıkmakta, mistik spiritüel anlatılar hem dinin hem de psikolojinin boşalttığı yere yerleşmektedir. Zira tıpkı dinler ve ideolojiler gibi bütün bu huzursuzluk ortasında, kendi vehmettiği akıl sağlığı yerinde insan tanımını çoktan kaybetmiş psikoloji de biçaredir. Çözümleri palyatif bile değil, kimyasalın sürüklenişe eşlik eden şemsiyesi altında sadece dillendirilebilir haldedir. Müsekkin Cemiyeti’ne böylece geliriz. Aslolan sürükleniştir. İnsan bütün kazanımlarını batan bir gemide ağırlıklarından kurtulmak ister gibi teker teker denize atmaktadır. Fikir ve sanat köhne filikalardır.

Bir daha ki aya size kırmızı bir filikada randevu veriyorum. Bir balta olacak elimizde. Eski bir radyo, dolunayda yılanlı bir göle çıkacağız. Cemil Bey’in bu kez tamburi olan şavkını arayacağız.

İlgili İçerikler

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.