MediaCat

Z Kuşağı ve Seda Sayan

Seda Sayan’ın YouTube’da yeniden doğan gündüz kuşağı, Z Kuşağı kadınlarının ilişki tavsiyesi arayışını ve popüler kültürün çelişkiler içinde kurduğu yeni kadın dayanışması alanını görünür kılıyor.

DR. AYLİN DAĞSALGÜLER
İstanbul Bilgi Üniversitesi İstanbul İletişim Enstitüsü

Bir itirafla başlayayım. Bu yazıyı yazmak için “Birkaç bölüm izlerim, fikir edinirim” diyerek açtığım Kafa TV’deki Seda Sayan-Sude Belkıs programını, tüm bölümlerini bitirip yeni bölüm bekler hale gelerek tamamladım. Yazıyı da bu yüzden geciktirdim. Sonra bir de yorumlara baktım, işler daha da ilginçleşti: Karşımda o programların eski müdavimleri değil, 20’li, 30’lu yaşlarında genç kadınlar var. Bir zamanlar annelerimizin izlediği Seda Sayan, şimdi Z kuşağının gönül hocasına dönüşmüş durumda.

İzdivaç programları “ahlakı bozuyor” denilerek televizyon ekranından kaldırılalı epey oldu. RTÜK’ün gündüz kuşağıyla derdinin bitmediğini, yine de bu programların yayınlandığı kanalın ATV olmasından ötürü derdin kurumsallaşamadığını biliyoruz. Ama Seda Sayan’ın ekrandan silinen o dünyası, YouTube’da milyonlarca izlenmeyle haftalık olarak yeniden doğuyor. Üstelik eski değil, yeni bir izleyici kitlesiyle.

Tutarsızlık mı, hayat bilgisi mi?

İzleyici çalışmalarıyla uğraşan biri olarak yıllardır bu tarz programları ataerkinin yeniden üretildiği alanlar diye okuduk, haksız da sayılmayız aslında. Kadınlara durmadan evlenmelerini söyleyen, iyi eş olmayı öğreten, kadının hayatını tek bir romantik ilişkiye sıkıştıran bir ekran vardı karşımızda. Ama bugün aynı ekrana YouTube’dan bakınca biraz farklı bir manzara çıkıyor karşımıza. Belki de eski teoriler bugünü tam açıklayamıyor.

Çünkü Seda Sayan aynı nefeste birbirine taban tabana zıt şeyler söyleyebiliyor. “Bir erkek seni güzelliğin için seçiyorsa sen de onu parası için seçebilirsin” diyor, beş dakika sonra “Parası için değil karakteri için evlen” diye ekliyor. Bir yandan kadının ekonomik güvenliğini savunuyor, bir yandan romantik aşkı öve öve bitiremiyor. Cilveli olun diyor, sonra kimseye muhtaç olmayın diyor. Tutarsız mı? Muhtemelen. Ama hayatın kendisi de pek tutarlı değil zaten.

Akademinin bazen unuttuğu nokta da tam burası. Biz tutarlı ideolojiler ararız, popüler kültür ise çoğunlukla çelişkiler üzerinden yürür. İnsanlar da kendilerinden bir şey buldukları için izliyor olabilirler; hayat da davranışlarımız gibi pek rasyonel değil çünkü.

Yorumlar yeni stüdyoyu oluşturuyor

Gündüz kuşağının izleyicisini de artık tek tip düşünmek mümkün değil. Evdeki izleyici var, stüdyodaki izleyici var, bir de günün birinde stüdyoda oturup kendi hikâyesini anlatmaya başlayıp programın öznesine dönüşen izleyici var. Televizyon uzun zamandır sadece izlenen değil, içine girilen bir yer zaten. YouTube bunu daha da katmerli hale getiriyor: Stüdyoda olmasanız da yorum yazarak katılıyor, deneyiminizi paylaşıyor, birbirinize akıl veriyorsunuz. Gündüz kuşağı dijitalleşirken izleyici de sesini kesmiyor artık.

Belki de Seda Sayan hâlâ tam olarak bu yüzden “bacıların bacısı.”

Aynı gündüz kuşağı, başka bir dünya

Türkiye televizyonunun en istikrarlı meselesi hep aile ve kadınlar oldu; kadın hep yurttaş, ev hanımı, anne kimliğiyle ekranın hedef kitlesiydi. Dekor değişse de hikâye pek değişmedi: kadın evlenir, bekler, affeder, fedakârlık yapar; erkek kurtarır. Diziler değişiyor, platformlar çoğalıyor ama kahraman hâlâ çoğunlukla erkek, kadın hikâyenin merkezinde olsa bile çoğu zaman kendi hayatının değil, erkeğin dönüşümünün öznesi. Kamera sadece kadına bakmıyor, ona nasıl yaşaması gerektiğini de anlatıyor. “Eril bakış” dediğimiz tam burada devreye giriyor.

Gündüz kuşağını uzun süre bu çerçeveden okuduk; kadının makbul eşe, makbul anneye, makbul geline dönüştürüldüğü bir ekran olarak. Bu eleştiri hâlâ büyük ölçüde geçerli. Ama ilginç olan şu: Bugünün en görünür ekran yüzlerinden bazıları devletin aile merkezli söylemini neredeyse birebir tekrar ederken, Seda Sayan bu hizaya kolay kolay girmiyor. Müge Anlı ve Esra Erol’un programlarında aile devletin de müdahil olduğu ahlaki bir düzen olarak yeniden kuruluyor; suç çözülüyor, kayıp bulunuyor, düzen tamir ediliyor. Seda Sayan’ın dünyasında devlet neredeyse hiç yok. Orada daha çok kadınların birbirine verdiği ilişki tavsiyeleri, gündelik pazarlıklar, ekonomik hesaplar, flört stratejileri var.

Belki de gençlerin ilgisini asıl şaşırtıcı yapan da bu. Z kuşağı siyasi olarak daha özgürlükçü görünürken neden ilişki tavsiyesini hâlâ evliliği merkeze koyan, muhafazakârlık sosuyla servis edilen bir isimden alıyor? Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değil. Aşiret dizilerine ilgi gösteren izleyicinin aradığı aidiyet, güven duygusu da bu sorunun cevabı olabilir. “Muhafazakâr ailelerin seküler çocukları” tanımında karşımıza çıkan yeni neslin arayışları da olabilir. Belki genç kadınlar orada kusursuz bir rol model değil, gerçek hayatta durmadan pazarlık yapan bir kadın görüyor. İdeolojik olarak tutarlı olmayan ama tecrübeli bir kadın. Popüler kültür zaten tam da bunu yapıyor: Kusursuz fikirler değil, çelişkiler içinde yaşayabilme repertuarı sunuyor.

Flört uygulamalarına karşı kadın köyleri

Belki bizim de yeniden düşünmemiz gereken şey izleyicinin kendisi. Yıllarca kadın izleyiciyi ya pasif bir alıcı ya da ideolojinin kurbanı olarak tarif ettik. Oysa bugün Seda Sayan’ın YouTube yorumlarında genç kadınlar tavsiye alıyor, itiraz ediyor, dalga geçiyor, kendi hikâyesini anlatıyor, birbirine cevap veriyor. Yani sadece izlemiyorlar, anlamı birlikte üretiyorlar. Belki asıl soru “Seda Sayan gençleri etkiliyor mu?” değil; genç kadınlar Seda Sayan’ı kendi hayatlarını anlamlandırmak için nasıl kullanıyor?

Kadınların birbirine akıl verdiği, dert anlattığı, birbirini onayladığı bir kamusal alan bu. Eksik, sorunlu, ürün yerleştirmeli bir alan elbette; kozmetik reklamıyla hayat tavsiyesinin aynı cümlede buluştuğu bir yer. Kapitalizm hiçbir boşluğu uzun süre boş bırakmıyor zaten.

Yine de küçümsenmeyecek bir şey var burada. Modern şehir hayatı kadından sürekli tek başına ayakta durmasını bekliyor: güçlü ol, başarılı ol, kendi paranı kazan, iyi görün, doğru ilişkiyi kur, mümkünse hepsini tek başına yap. Belki de bu yüzden aklıma hep şu tuhaf fikir geliyor: Modern dünyanın bekâr kadınlarına lazım olan yeni bir flört uygulaması değil, kadın köyleri. Birbirine omuz veren, çocuk bakımını paylaşan, yalnızlığı azaltan, tecrübeyi aktaran kadın toplulukları. Ütopya gibi geliyor olabilir ama gündüz kuşağının başarısı da zaten biraz buradan geliyor. İnsanlar aslında evlilik programı değil, bir topluluğa ait olma hissini izliyor.

Doğru sorular

Tam bu noktada hatırlamamız gereken bir konu var. Televizyon ekranında gündüz kuşağının hedef kitlesi kadın izleyici olsa da TİAK verilerindeki reyting sonuçlarında da gözle görülür bir erkek izleyici kitlesi vardır. Bu programların erkek izleyicileri kahvehanelerde, küçük işletme iş yerlerinde gündüz saatlerinde ekran karşısında oluyor. Ama YouTube’a taşınan Bacıların Bacısı programının yorumlarından kadın izleyicinin baskın olduğu kolayca anlaşılıyor. Kadınlar şimdiden orada kendi topluluklarını oluşturmuşlar.

Seda Sayan’ın neredeyse her cümlesi sonunda yine evliliğe çıkıyor: Cinselliğin güvenli adresi evlilik, yaş almanın ödülü doğru eş, hayatın nihai durağı yine aile. Tam da bu yüzden feminist eleştiri hâlâ haklı. Ama eksik de. Çünkü kadınlar bazen kendilerini güçlü hissettikleri alanları tam da patriyarkanın içinde kuruyor. Bir ileri iki geri ilerliyorlar; özgürlük düz bir çizgi de ğil, çelişkilerle dolu bir pazarlık süreci çünkü.

Belki bugün asıl soru “Seda Sayan feminist mi?” de değil. Asıl soru şu: Z kuşağı neden ilişki tavsiyesini psikologlardan, psikiyatristlerden, akranlarından değil de yıllardır ekranın en tanıdık kadın yüzlerinden birinden almaya başladı?

Belki cevap gençlerde değil. Belki cevap, onlara başka hiçbir yerde kadınların birbirine yüksek sesle konuşabileceği bir alan bırakmayan bizdedir.

İyi seyirler dilerim.