Olgar Şirketler Grubu CEO’su Orkun Olgar, outdoor pazarının Türkiye’deki yükselişini bu sözlerle ifade ediyor.
Türkiye’de outdoor sporlara olan ilginin giderek artmasına karşın, bu sporları yapabilecek kitlenin henüz ülke çapında yüzde 10’a tekabül ettiğini söyleyen Olgar Şirketler Grubu CEO’su Orkun Olgar, Türkiye’nin outdoor sporlar açısından oldukça elverişli bir coğrafyaya sahip olduğunu hatta Bursa’nın dünyanın outdoor merkezi olabileceği ekliyor sözlerine. Hayatı sıradışı yaşamayı tercih eden Olgar ve ekibi, şimdilerde Türkiye’nin bu potansiyelini, geçtiğimiz hafta yayın hayatına başlayan ve her bölümünde yeni bir maceranın anatomisini izleyeceğimiz Macerasever programında anlatıyor.
Türkiye’de son 10 yılda outdoor pazarında çok ciddi bir büyüme kaydedildi. Özellikle 2010’dan sonra outdoor ayakkabı, outdoor tekstil satışları 1 iken 50’ye katlandı. 50 katı bir büyüklükten bahsediyoruz ama burada tartışılması gereken gri bir bölge söz konusu. Gerçekten, insanlar doğaya çıktıkları için mi outdoor ürünlerini alıyorlar, yoksa artık şehir hayatında outdoor ürünlerinin konforunu keşfettikleri için mi günlük hayatta bu ürünleri tercih ediyorlar?
Aslında cevabı ikisi birden. İnsanlar son 10 yılda tüm dünyada doğaya daha fazla gidiyor kesinlikle. Bu bir trend, tıpkı sağlıklı yaşam gibi. Outdoor markalarının tamamında dünya çapında müthiş bir büyüme var. 15 katı, 20 katı büyüyen global Avrupa markaları var. Türkiye için de aynı şeyi söyleyebiliriz fakat bence Türkiye’de şehirli tüketiciler lehine bir fark var. İnsanlar doğaya çok daha fazla çıkıyorlar ama hala yeteri kadar değil. Hâlâ satılan outdoor ayakkabının, ceketin çoğu günlük hayatta kullanım için. Ama her ikisi de bizim “cross over” dediğimiz, yani iki tarafta da kullanılması durumu ki bu da işi daha keyifli hale getiriyor. Dolayısıyla, insanlar bu tarz malzemelere daha fazla bütçe de ayırabiliyor. Okula, işe ya da Belgrad Ormanı’na giderken de outdoor ayakkabı ya da ceket kullanmayı tercih ediyorlar.
Outdoor ürünleri müthiş bir potansiyeli temsil ediyor ve ciddi şekilde büyüyor. Bununla ilgili çeşitli rakamlar da havalarda uçuşuyor. Outdoor pazarı Türkiye‘de 1 milyar TL diyenler de var, 1,5 milyar diyenler de. Ben tam bir rakam veremiyorum çünkü bu pazarda markalı outdoor ürünlerinin yanı sıra bir de markasız dediğimiz ürünler var. Ulusal ya da global olmayan, irili ufaklı çok sayıda marka var ve marketlerde satılıyor. Buna tam bir isim koymanın çok zor olduğunu düşünüyorum fakat kendi kategorilerimizde şunu söyleyebilirim; sattığımız kategoriler içerisinde tenis, kayak, snowboard, koşu vb. hepsinin içinde şu anda outdoor ürünleri, yani doğa ürünleri çok büyük bir farkla birinci sıraya yerleşti. 12 ay bazında baktığımızda en büyük kategoriyi satış anlamında outdoor ürünleri oluşturuyor.
80 milyonluk çok büyük bir nüfustan bahsediyoruz. Adrenalin sporu deyince ne yazık ki ülkenin yüzde 5’iyle 10’undan, yani 4-5 milyon insandan bahsediyoruz. Hem entelektüel hem maddi olarak bu kültüre sahip, aynı zamanda maddi güce ve zamana sahip sağlıklı insanlardan bahsediyorum. Ben mesela kendimi tamamen adrenalin bağımlısı olarak saymıyorum. İçinde neler var bakmak lazım. Ben doğaya çıktığım zaman mutluyum. Kalkıp doğaya gidince, ormanın içinde Polonezköy’de yürüyünce adrenalin sayılmıyor ama mesela enduro motorla ormanın içinde ayakta gitmek adrenalin sporu, evet. Mesela helikopterle sizi Kaçkar’ın tepesine bırakmak, oradan kayarak inmek tam bir adrenalin sporu. O yüzden soruyu outdoor sporu olarak değiştirebiliriz. Outdoor sporu diyebiliriz doğa sporlarına ve bu sporlara ilgi gitgide artıyor Türkiye’de ama ülkenin geliri ve entelektüel çıtası hâlâ genele yayılmadığı için sınırlı bir noktada kalıyor. Bu kapasiteye ülkenin en fazla yüzde 10’u sahip. Batı dünyasına veya Amerika’ya bakarsak ülkemizde ilgi hâlâ çok düşük. Bu sporların ürünlerine, ekipmanına harcanan para da haliyle çok az. Almanya bu konuda dünyanın bir numarası diyebiliriz. Kendi tahminlerimize göre söylüyorum, hâlâ çok gerideyiz ama artan bir tablo var, insanlar daha çok doğaya kaçıyor. Metropollerde çok sıkışık ve havasız bir yaşam söz konusu. İnsanlar artık bisiklet, doğada yürüyüş, kano gibi etkinliklerle açık havada spora yöneliyor ve bu çok güzel bir gelişme.
Son derece heyecanlı dakikalar bekliyor. Bu programa çıkışımız çok ilginç; programın adı Macerasever ve tamamen beni tanımlıyor. İsim ilk başta çok basit gelse de, aslında çok sade ve doğru. Hayatımda hep küçük büyük birtakım maceralar yaşıyorum ve bunlarla besleniyorum. Bu programda da arkadaşlarımla birlikte yaşadığım maceraları izleyeceğiz. İlk bölümde Kaçkarlar’ın tepesine bırakılıyoruz. Pist ve yol yok; üzerimizde çığ vericileri, çığ durumunda patlayıp açılan çığ çantaları sırtımızda, ayak basılmamış yerlerden kaydığımız bir macera olacak.
Bu program, “kayıp indik, müthiş görüntüler var” değil, bir maceranın en başından nasıl yaşandığıyla ilgili. Sonuçta biz ekstrem profesyonel sporcular değiliz. Sıradan, sizin gibi insanlarız. Ben şirket yöneticisiyim, Cüneyt bizim pazarlama direktörümüz. Her bölümde yeni maceralar yaşayan normal insanlarız ama sıradışı yaşamayı tercih ediyoruz. İkinci bölümde Kartepe’ye bin 600 metreye, -12 derecede ve şiddetli tipi yağarken, yerde 30-40 cm kar varken bisikletle tırmanıyoruz. 18,7 km tırmanış ve çoğu dikey tırmanış. Üçüncü bölümde, Uludağ’ın görünmeyen Bilecik’e doğru olan bölümünde enduro kar motoruyla zirveye tırmanıp, kamp yapıyoruz. Yani hayatımızda gerçekten zevk aldığımız şeyleri kamerayla yaşamamız, filmleştirilmesi söz konusu. Kamera olmasa da biz aynı şeyleri yaşayacağız, yapacağız; o yüzden de çok doğal bir program olacak.
Öncelikle Türkiye olağanüstü bir ülke. Dünyanın her yerinde sorun var, o yüzden ülkemizde de illa ki sorun var, yok değil ama ülkemiz ekstrem sporlar için, macera yaşamak isteyenler için bir cennet, doğa sporları için cennet. Avusturya dağlarıyla ünlüdür, bizim dağlarımız daha fazla. Kıyılarımız keza öyle, yamaç paraşütü için sayısız yer var. 45 yaşına geldim ve bu ülke beni her gün daha çok şaşırtıyor. Kaçkarlar’da pilotumuz Roland (35 yıldır Himalayalar dahil her yerde uçmuş), “Dünyanın en kaliteli ikinci karı burada” diyor. Karın sadece yüzde 4 nem oranı var. Yani dokunduğun an dağılıyor. Benzeri Kanada’da. Ben bile yeni öğrendim, bu kadarını tahmin etmiyordum.
Phuket, Malezya, hepsi hikâye. Samsun’da Vezirköprü diye bir yer var Kızılırmak’ın üzerinde. Jet-skilerle çekim yaptık. Yerleşim, otel, restoran yok. Akıl almaz bir yer. Türkiye’nin dağları, vadileri, platoları, sahilleri, denizi mükemmel. Uzağa gitmeden İstanbul’a bakalım; Adalar’ı, Karadeniz sahili, koyları, Kilyos plajları vb. Boğazı kanoyla kaç kez geçtim hatırlamıyorum. Kartepe’de ormanın içinden Kuzuyayla‘ya indiğim 4 km’lik iniş ve kayış hayatımın bir numarasıdır. Bursa dünyanın outdoor merkezi olabilecek bir şehir. Doğası, ormanları, gölleri, yeşilliğiyle Türkiye’de yapamayacağınız spor yok.
Evet, outdoor ürünler artık şehir hayatında. İnsanlar konforu keşfettikten sonra bundan vazgeçmiyor. Trend için değil, konfor için tercih ediliyor. Çünkü bu bir trend değil, bir keşfediş. Mesela sağlıklı yaşam için “trend” deniliyor. Hayır, bu bir keşfediş. İnsanlar sağlıklı beslenmenin hayatlarına getirdiği pozitif değerleri keşfettiler. Artık bunun dönüşü yok. Yani insanlar sağlıklı beslenirken, “Tamam, artık trend bitti, ben sağlıksız besleneyim” demeyecekler. Aynı şey outdoor ürünler için de geçerli. Bu ürünlerin hepsi fonksiyonel ürünler. Moda veya tasarım ürünleri değiller. İnsanlar bunları renkleri için almıyor. Yani Gore–tex ceket giyen biri, su geçirmezliği ve teri dışarı atmasını keşfedip, bunu yağmurlu bir havada giyip kupkuru kalıp hiçbir şekilde terlemediğini ve ıslanmadığını hissediyor. Artık bundan farklı bir ürün giymek istemeyecektir. Genel kitleyi tanımlamak gerekirse, kitlemiz aslında herkes. Yediden yetmişe tabiri outdoor ürünleri geçerli. Bu ürünler bir anlamda hibrit ürünler; hem kayakta hem yürüyüş yaparken hem de şehirde okula giderken vs. uygun. 4 yaş ürünü de var, 75 yaşındaki kişinin giydiği ceket de var.
Evet, 2019 yılı zor bir yıl. Biz de herkes gibi bu zorluğun içindeyiz. Şirketlerin nakit akışının bozulduğu, fiyatların yükselmesinden dolayı tüketimin azaldığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönemde planımız, zorlanan ve zor lokasyonda olan mağazalarımızı kapatmak, çok doğru olduğunu düşündüğümüz lokasyonlarda ise yeni mağazalar açmak. Yani bunu mağaza taşıma olarak düşünebiliriz.
Bu dönemde, 2019 yılında yurtiçinden çok yurtdışına daha fazla yatırım yapmak istiyoruz. Şu anda yurtdışında Gürcistan’da, Tiflis’te bir mağazamız var. Bu mağazamızdan son derece memnunuz. Balkanlar bölgesi hedefimizde. Bosna-Hersek, Romanya, Hırvatistan, Sırbistan gibi birkaç ülkeyi mercek altına aldık. Buralarda mağaza planlıyoruz. Bu ülkeler, outdoor pazarının genişlemeye uygun olduğu ülkeler. Almanya gibi bir pazarda outdoor pazarı rekabette çok güçlü. Bizim gittiğimiz yerler daha rahat, daha bakir pazarlar. Bu saydığım pazarlarda henüz çok güçlü oyuncular yok. Bizim gücümüzü çok rahat gösterebileceğimiz yerler buralar. Üçüncü Havalimanı’yla da bir sözleşme imzaladık, büyük bir SPX mağazası açacağız. Bunu da aslında yurtdışı pazar olarak konumlandırıyoruz. Ürünlerimiz vergisiz satılacak ama euroyla satış gerçekleştireceğiz. Tüketicilerinin dünyanın çeşitli ülkelerinden olacağı bir AVM olacak burası.
Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.
Here you'll find all collections you've created before.