Her brief’e 8 Mart lensinden bakalım

Türk kadınının fabrika ayarları algısını kendi ayakları üzerinde durmaktan aciz olmaktan çıkarmadıkça, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmamız mümkün değil.
01.11.2018 - 11:32

Amerika’ya geldiğimden beri bu köşede ele almak istediğim konuların başında #MeToo ve #TimesUp hareketleri geliyor. Özellikle #MeToo hareketi okyanusun bu tarafında o kadar ivme kazandı ki, ABD’deki genç erkeklerin masum olsalar bile cinsel saldırı suçlamasıyla karşılaşabileceklerini savunan ABD Başkanı Donald Trump, dönemi “genç erkekler için çok korkutucu zamanlar” diye adlandırdı. Hatta Yargıç Brett Kavanaugh’un, hakkındaki suçlamalara rağmen Yüksek Mahkeme üyeliğine seçilmesi #MeToo hareketinin ters tepmesi olarak yorumlandı.

Ben de tam bu konuyu Türkiye’deki iletişim sektörüne nasıl bağlayacağımı düşünürken, Reklamverenler Derneği ve Bahçeşehir Üniversitesi Reklamcılık Bölümü işbirliğiyle gerçekleştirilen, Türkiye’deki Effie Ödüllü Televizyon Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Araştırması‘nın sonuçları açıklandı. Rakamlar iletişim sektörü gibi profesyonellerinin çoğunluğunu kadınların oluşturduğu hatta hem ajans hem de reklamveren tarafında üst düzey pozisyonlarda birbirinden değerli kadınların bulunduğu bir endüstrinin çıktılarında bile toplumumuzdaki cinsiyet eşitsizliğinin perçinlendiğini gözler önüne seriyor.

Kadınlar çekici – Erkekler otorite

2007-2018 arasındaki dokuz Effie Yarışması’nda ödül kazanmış toplam 489 televizyon reklamını analiz eden araştırmanın sonuçlarına göre, reklam filmlerinde kadına oranla yaklaşık iki kat daha fazla erkek ana karakter kullanılmış. Bu reklamlardaki kadınlar erkek ana karakterlerden iki kat daha fazla evde ve çocukla resmedilirken, özellikle 2016-2018 dönemindeki reklamlarda kadın ana karakterlerin hiçbiri işyerinde gösterilmemiş.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kampanyası yapmaya gelince reklam kuşağı kariyer yapan başarılı kadınlardan geçilmezken, bu araştırmadaki reklamlarda kadına biçilen en yaygın rol yüzde 33’le ev hanımlığı olmuş. Bu delegasyon o kadar kabul görmüş ki, evi çekip çeviren erkek ana karakter oranı yüzde 1’de kalırken kadınlarda bu oran yüzde 27’ye çıkmış.

Neyse ki reklam kuşağımız kadınların evi çekip çevirirken, zaman içinde kendisini salmasına da izin vermemiş! Zira 2007-2011 dönemine kıyasla, 2016- 2018 dönemindeki reklamlarda fiziksel çekicilikle meşgul kadın stereotipi kullanımı dört buçuk kat artmış. Tüm bunlara karşılık incelenen reklamlardaki erkek karakterler yüzde 26’lık bir oranla en çok otorite figürü olarak gösterilmiş.

Her brief'e 8 Mart lensinden bakalım

Kızımı bu işte nasıl görmek isterdim?

Bu araştırma, Marshall McLuhan’ın “tarihçiler ve arkeologlar, bir toplumun faaliyetlerini en zengin ve en sadık yansıtan şeyin reklamlar olduğunu bir gün keşfedecekler” sözünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha teyit ediyor. Zira Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde yatan zihniyet, ülkenin en etkili reklamları vasıtasıyla televizyon ekranlarına da yansımış.

Oysa Türk kadınının fabrika ayarları algısını erkek otorite figürünün himayesi altında ve kendi ayakları üstünde durmaktan aciz olmaktan çıkarmadıkça toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve bundan cesaret alan aile içi şiddeti ortadan kaldırmamız mümkün değil. Unutmayalım ki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, geçtiğimiz yıl Türkiye’de erkekler tarafından öldürülen 409 kadının yüzde 21’inin cinayete kurban gitme sebebi kendi hayatlarına dair bir karar almak istemeleri olmuş.

Yaptığımız işlerle toplumun algısına yön veren iletişimciler olarak, Reklamverenler Derneği’nin yaptırdığı bu araştırmanın sonuçlarını aklımızdan çıkarmamalıyız. Nasıl ki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kampanyalarını hayata geçirirken kadınlarımızın toplumda hak ettiklerirolleri resmetmeye özen gösteriyorsak, yılın geri kalanındaki kampanyalarda da aynı bakış açısını korumaya özen göstermeliyiz. Belki her gün Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayamayabiliriz ama en azından iletişimciler olarak her brief’e 8 Mart lensinden bakabiliriz. Bunu daha sistematik yapmanızı sağlayacaksa brief formatınıza bununla ilgili bir kutucuk ekleyin. “Zaten bizim brief’ler kutucuktan geçilmiyor” diyorsanız, şirket içinden birine fikirleri bu gözle değerlendirme görevi verin. Hiçbirini yapamıyorsanız, en basitinden bir yaratıcı fikri dinlerken, “benim kızım bu fikrin uygulamasında rol alsaydı, kendisini bu yaratıcı işte nasıl görmek isterdim?” sorusunu kendinize sorun.