Kişiselleştirilmiş faydalar dönemi

Philips Kişisel Sağlık Türkiye Pazarlama Lideri Burcu Okudur, pandeminin tüketici alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini, kişisel sağlık teknolojilerinin önemini ve Philips’in bu değişime nasıl öncülük ettiğini paylaşıyor.

Teknolojinin hızla dönüştürdüğü bir dünyada, kişisel bakım alışkanlıklarımız da yeniden yazılıyor. Tüketici beklentileri değişirken, markalar geleceğin kodlarını bugünden çözmek zorunda. Biz de bu dünyanın nabzını tutan isimlerden Philips Kişisel Sağlık Türkiye Pazarlama Lideri Burcu Okudur ile pandeminin tüketici alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini, kişisel sağlık teknolojilerinin önemini ve Philips’in bu değişime nasıl öncülük ettiğine dair ufuk açıcı bir sohbet gerçekleştirdik:

Son dönemde tüketici davranışlarında ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz? Bu değişimlere Philips olarak nasıl yanıt veriyor, ürün ve iletişim stratejilerinizi nasıl yeniden şekillendiriyorsunuz?

Pandemi gerçekten mihenk taşı gibi, birçok şeyin değiştiği bir dönem oldu. Bu dönemde biz de olumlu değişiklikler yaşadık. Çünkü tüketiciler artık normal hayatlarında daha sağlıklı yaşama odaklanan, daha bilinçli kararlar veren ve birçok işlemi de evde kendileri yapar hale geldiler. Daha önce Türkiye’de hizmet alır pozisyondayken, evde bu işleri çözmek çok daha değerli hale geldi.

Philips olarak, kişisel sağlık tarafında -keza sağlık sistemleri alanımızda da öyle- sağlık teknolojileri firması olduğumuz için, en başından itibaren en büyük amacımız tüketicilerin hayatlarını iyileştirmekti. Bu yüzden de sağlıklı yaşam, kendine bakma trendleri bizim için çok önemliydi ve tüketicileri hep bu konuda eğitmeye çalıştığımız bir alandı. Pandemi bu konuda bize yardımcı oldu.

Tabii ki biz de elimizdeki ürün grupları ve teknolojilerimizle bu değişime öncülük ettik. Çünkü Türkiye’de Philips, bulunduğu her kategoride pazar lideri ve neredeyse her evde bir Philips ürünü var. Bu yüzden de değişim ve dönüşümde tüketiciyle birlikte el ele ilerleyebildik.

Bir de bu işin diğer boyutu var: Aslında marka sadakatini konuşurken, biz yıllardır deneyimdeki sadakati de konuşuyoruz. Çünkü artık tüketiciler marka ve ürün odaklı değil; başından sonuna “ratings & reviews” okumasından ürünü alıp kullanmasına ve kullandıktan sonraki satış desteğine kadar olan süreci çok daha önemser hale geldiler. Günümüzde ürün iletişiminden çok, nasıl bir hayata kavuşacaklarını ve deneyimlerini gösterdiğimiz bir dünyaya dönüştük. Bu konuda da aslında hazırlıklıydık. Biz de kişiselleştirilmiş faydalar sunarak bu dönüşümün bir parçası olduk ve bu dönüşüme ayak uydurma sevdasındayız aslında.

TÜRKONFED ile işbirliği yaparak “Süt Saatim” projesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyorsunuz. Proje kapsamında ortaya çıkan içgörüler ve çatı mesajınız nedir?

“Süt Saatim” bizim için çok değerli bir proje ve neredeyse 10 yıldır devam ediyor. TÜRKONFED ile birlikte vitesi artırdığımız, daha fazla kitleye ulaşmak için çabaladığımız bir süreçteyiz. Philips, kadının toplumdaki yerini çok önemsiyor ve etki alanını genişletmek için de birçok projenin altına imzasını atıyor. Bunlardan biri de “Süt Saatim”.

Yıllar önce yaptığımız bir araştırmada özellikle, “Kadının istihdamı konusunda nasıl engeller var?”, “Kadınlar neden çalışmıyor?” gibi sorulara odaklandığımızda, çalışan kadınların önemli bir sorunla karşılaştığını fark ettik. Doğum yapan annenin işe geridönüşü oldukça sancılı. Hem psikolojik olarak, çünkü çocuğunu bırakıyor ve “Acaba ona yetebiliyor muyum?” gibi endişeler taşıyor hem de “Daha fazla emzirmeli miyim?” gibi sorularla işyerine geliyor. Dolayısıyla bu durum annenin üzerinde ekstra bir stres faktörü yaratıyor. Annenin yaşadığı bu stres hem işveren hem de çocuk tarafından hissediliyor. Buradaki en önemli konulardan biri, bu geçişin yumuşak ve konforlu bir şekilde olması. En büyük sorunlardan bir diğeri de emzirme sürecinin devamlılığı.

Biz bu projeye 10 yıl önce başladığımızda, anneler sütlerini en iyi ihtimalle toplantı odalarında -ki bu iyi bir opsiyon- ama çoğunlukla tuvaletlerde sağmak zorunda kalıyordu. Tuvalet, kimsenin kendini beslemek isteyeceği bir yer değildir ki siz çocuğunuza beslenmesi için sağdığınız sütü böyle bir ortamda hazırlamak zorunda kalıyorsunuz. Bu da psikolojik anlamda anne için oldukça yıpratıcı bir durum. Bu yüzden biz şöyle bir yol izledik: Her iş yerinde muhakkak bir süt odası olmalı ve anne, belirli aralıklarla buraya gelip sütünü rahatlıkla sağabilmeli. Yaptığımız araştırmalarda gördük ki o dönemde hemen hemen hiçbir şirkette süt odası yoktu. Biz de bu konuda farkındalık yarattık. Şu anda 250’den fazla şirkete süt odalarının kurulması konusunda danışmanlık hizmeti veriyoruz.

Tüketici nezdinde sağlık, yaşam kalitesi ve teknoloji kavramlarını nasıl sahipleniyorsunuz?

Bizim durduğumuz yer, önleyici sağlık tarafı. Biz diyoruz ki; bireyler kendi sağlıklarının sorumluluğunu almalı ve sağlıklarını koruyacak şekilde gündelik rutinlerine devam etmeliler. Bu süreçte de onları destekleyecek ürün gamlarına ve çözümlere ihtiyaçları var.

Dolayısıyla Avent’ten başlayarak, bebekten çocuğa, sonrasında da yetişkin bireylere uzanan bir hayat döngüsü içinde hem ruhsal hem de fiziksel anlamda sağlıklarını koruyabilecekleri ürünlerle onların karşısına çıkıyoruz.

Neden ruhsal ve fiziksel diyorum? Örneğin, fiziksel tarafta ağız bakım ürünümüz var. Diş sağlığı bugün pek çok şeyle bağlantılı. Kalp sağlığı da dahil olmak üzere, diş sağlığının etkilerini artık çok iyi biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de açıklamalarında buna yer veriyor. Bu nedenle, bir hastalık oluşmadan önce sağlığınızı koruyabilmeniz adına ağız bakımı, önleyici sağlık anlamında çok önemli.

Philips’in global pazarlama stratejilerini yerel tüketici alışkanlıkları ve ihtiyaçları doğrultusunda nasıl adapte ediyorsunuz?

Türk tüketicisi olarak olaya baktığımızda, globalden ayrıştığımız bazı noktalar net şekilde görülüyor. Türkiye’de tüketicinin ürünlerden hızlı sonuç alma beklentisi çok yüksek, sabırsız bir yapımız var. Aynı zamanda fiyat-performans dengesi bizim için çok kritik; verdiğimiz paranın karşılığını en verimli şekilde almak istiyoruz. Yeni teknolojik ürünlere olan ilgimiz ise globalin oldukça üzerinde. Tüm bunların yanında, markalardan topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmelerini bekliyoruz. Bu dört başlık -ürünlerden hızlı sonuç alma beklentisi, fiyat/performans dengesi, yeni teknolojik ürünlere olan yüksek ilgi, sosyal sorumluluk Türkiye pazarında gerçekten öne çıkıyor.

Bu içgörülerden yola çıkarak hem ürün geliştirme hem iletişim stratejilerimizde bu alanlara dokunan çözümler üretmeye öncelik veriyoruz. Tüketiciyi yalnızca anlayarak değil, onlarla empati kurarak ve beklentilerine somut yanıtlar sunarak ilerlemeyi hedefliyoruz. Elbette teknolojik değişim, kişiselleştirilmiş ürün beklentisi ve yapay zekâ entegrasyonu gibi trendler global ölçekte hepimizin gündeminde ve Philips olarak bu başlıklarda güçlü yanıtlar veriyoruz. Ancak Türkiye özelinde bu dört kaleme ayrı bir önem veriyor, dönüşüm süreçlerinde onları merkezimize alıyoruz. Üstelik Türkiye’de dijital dönüşüm ve tüketici reaksiyonları dünyaya kıyasla çok daha hızlı yaşanıyor. Influencer marketing gibi alanlarda birçok ülke bizden önce başlamış olsa da bugün geldiğimiz noktada Türkiye, bu alanda birçok pazarı geride bırakmış durumda. Bu anlamda öncü bir market olarak, sadece Türkiye’de değil, globalde de dönüşüme yön verecek deneyimler yaratmaya çalışıyoruz. Dijitalde tüketiciye dokunabileceğimiz her kapıyı çalıyor her seçeneği değerlendirerek en etkili yolu bulmaya çalışıyoruz.

İlgili İçerikler