Aynı anda üç sergi üzerinde çalışan Stefan Sagmeister ile tasarımcılığı, projelerini ve yaratıcı süreçlerini konuştuk.
Nasılsın, bugünlerde zaman senin için nasıl akıyor? “Şimdi” nasıl bir yer şu aralar?
İyiyim. “Şimdi” garip biçimde dolu. Aynı anda üç sergi üzerinde çalışıyorum. Guadalajara’daki MAZ’da Por Fin, Algo Bueno, henüz yeri kesinleşmemiş Finally, Something Good ve Madrid’de My Butter is Better. Sürekli fark ettiğim garip bir paradoks var: Manşetler felaketle doluyken, ben günlerimi veriler ve tasarım aracılığıyla dünyanın aslında nasıl daha iyiye gittiğini kanıtlayarak geçiriyorum.

Stefan Sagmeister ve Özge Güven
Bir toplumun tasarım okuryazarlık seviyesini nelerle ilişkilendirirsin?
İnsanların sadece “havalı” görünen şeyleri değil; güzel işleyen, çözümlenen şeyleri fark etmesiyle ilişkilendiririm. Tasarım okuryazarı bir toplum, tipografinin düşünceyi etkilediğini, kamusal tabelaların birer kamusal altyapı olduğunu, güzelliğin bir süsleme değil bir işlev olduğunu anlar. Tasarım okuryazarlığı, insanların kurumlardan netlik, iletişim yüzlerindense nezaket talep etmeye başlamasıyla gerçekleşir.
Ekonomik sistem, zamanı sürekli “verimlilik” üzerinden ölçüyor. Sence yaratıcılık verimlilikle ölçülebilir mi?
Yaratıcılık, saat hesabına direnir. En iyi fikirler çoğu zaman görünürdeki tembellik anlarında, örneğin, yürürken, duş alırken, dalıp giderken ortaya çıkar. Yaratıcılığı verimlilikle ölçmek, aşkı çıkılan randevu sayısıyla ölçmek gibidir. Ben onu bir ritim olarak görmeyi tercih ederim: Yoğun üretim patlamaları ve ardından gelen gerekli durgunluk.
Pozitif tarafta durmaya odaklanan pek çok işin ve söylemin var. Bu, senin ne kadar çalışkan biri olduğuna dair en önemli işaret bence. Çünkü negatif tarafta kalmak daha kolaydır, efor gerektirmez fakat pozitif tarafta kalabilmek için çaba sarf edersin. Ve hatta depresyonun çoğu zaman bir lüks olduğunu tecrübe ediyoruz… “Now is Better”, “The Happy Show” gibi projelerine bir anlamda, tasarlanmış “pozitif provokasyon” diyebilir miyiz?
Evet, kesinlikle, ben de onları provokasyonlar olarak görüyorum. The Happy Show kişisel olandı: Kendi mutluluğumu nasıl artırabileceğimi sorguluyordu. Now is Better ve Beautiful Numbers bunu toplumsal düzleme genişletiyor: Dünya, ölçülebilir pek çok açıdan, dramatik biçimde gelişti. Her iki proje de “sofistike kötümserliği” kesintiye uğratmayı amaçlıyor. Hatırlatmaları gereken şey şu: İyimserlik safdillik değildir; rasyoneldir.
Now is Better, The Happy Show, Beautiful Numbers projelerinden...Üretimlerine baktığımızda çok açık bir tasarımcı karakteriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bu karakterin, neleri, hangi ses tonuyla söyleyebileceğine dair kesinlikle bir fikrimiz var. Fakat her yeni üretiminde de bir o kadar beklenmedik bir tavırla karşılaşıyoruz. Bu kurguladığın bir şey mi? Tasarım pratiğinde nerede duruyor merak ediyorum.
Muhtemelen ikisi birden. Sıkılmanın yönlendirdiği bir içgüdü… Kendimi tekrarlamaya başladığım anda ilgimi kaybederim. Beklenmediklik sadece kendimi uyanık tutma biçimim. Ama stratejik bir tarafı da var, sürpriz dikkat yaratır ve dikkat iletişimin ilk koşuludur. Yani dürtü içgüdüsel olsa da aksiyonu planlıdır.
İstatistiki çıktıları görsel ifadelere dönüştürüyorsun. Örneğin giyim markası “Sagmeister 123”, “Now is Better”, “The Happy Show”… Bu örnekler özellikle Grafik Tasarım eğitimi bağlamında bilginin nasıl servis edilebileceğine dair çok iyi fikir veriyor. Kendi eğitim sürecinde, seni bu şekilde düşünmeye ve üretmeye yönelten etkenler oldu mu?
Tibor Kalman’la M&Co’da çalışmak belirleyiciydi. Bana tasarımın düşünebileceğini, tipografinin içinde toplumsal eleştirinin yaşayabileceğini öğretti. Daha sonra Our World in Data’yı ve Steven Pinker’ın insanlığın uzun vadeli ilerlemesine dair çalışmalarını keşfetmek, güzellik ve gerçeğin aynı tuvalde buluşabileceğini gösterdi.
Grafik tasarım bağlamında mecrayı, bilginin yerleştiği bir mimari. Tasarım, beraberinde içerik yaratıcısı da olduğun bir proje, sergi, deneyim veya bir enstelasyon çalışman formatları gereği sanat projelerine daha yakın gösteriliyor. Fakat mecra bir kitap olduğunda bu düşünce/tartışma daha az hissediliyor çünkü kitap alışılagelmiş grafik tasarım mecralarından… Sanat ve Tasarım arasındaki bağlantı bölgesinde sen kendini nasıl konumlandırıyorsun?
Kendimi sanat dünyasına yan kapıdan araya sıra sızan bir tasarımcı olarak görüyorum. Sürecim tasarım temellidir ve bir duygudan değil, bir sorudan başlar. Fakat bir projenin duygusal düzlemde işlemesini, sanat gibi etki etmesini severim. Sınırları korumakla çok ilgilenmiyorum. İlginç işler tam o sınır çizgisinde oluyor.
Soldan sağa: Tin&Ed, Veronica Majluf, Özge Güven, Stefan Sagmeister, Rebeca MendezHer yıl, farklı bir ülkenin “şimdi”sinde gerçekleşen, bizim de üyelerinden biri olduğumuz Alliance Graphics International* (AGI) kongresi ve AGI Open bu yıl Kasım ayında Vietnam’ın Ho Chi Minh şehrinde gerçekleşti ve bu senenin teması “Here and Now” (“Vietnamcada “Day”) oldu. AGI varoluş felsefesiyle bir bakıma “şimdi”yi ve zamanlar arası ilişkiyi de belgeleyen bir arşivi de oluşturuyor. Farklı coğrafyalardan meslektaşların “şimdi”lerini kesiştiriyor. Bir tasarımcı olarak, bu kolektifin, mesleki beraberliğin anlamı nedir?
AGI kongresi, biçim ve anlamı ciddiye alan ama kendilerini fazla ciddiye almayan tasarımcıların bir okul buluşması gibidir. Bu birliktelik ortak merakımıza dayalı. Hepimiz fikirleri, gürültüyle dolu bir dünyada nasıl görünür kılabileceğimizi anlamaya çalışmak için bir araya geliyoruz.
Grafik Tasarım Tarihi veya genel olarak tasarım tarihi kapsamında önerebileceğin bir kaynak ve bir tarihçi sorsam önerilerin neler olurdu?
Steven Heller’ın kitapları çok iyi bir başlangıç olur ama tasarımın ahlaki ve kültürel boyutunu anlamak için Rick Poynor’un yazılarını öneririm. Ve Tibor Kalman’ın Perverse Optimist (Sapkın İyimser) kitabı hâlâ bir mücevherdir.
Gelişen yapay zekâ teknolojileri ile üretilen, çok hızlı bir şekilde benzer dillerde üretilen (özellikle sosyal medyada) görsel kalabalığı hakkında ne düşünüyorsun?
Yapay zekânın ürettiği şeylerin çoğu teknik olarak kusursuz ama kavramsal olarak aptalca. Ancak tasarımcılar onu taklit için değil, keşif için yani imkânsız görsel fikirleri test etmek için kullanmaya başladığında, güçlü bir araç haline gelebilir.
Bir tasarımcı gözüyle İstanbul’a baktığında ne görüyorsun? Nasıl tarif ederdin, senin “güzellik” yaklaşımın bağlamında İstanbul güzel bir yer mi?
Evet, kesinlikle. İstanbul, kaosun zarafete dönüştüğü şehirlerden biri. Bizans, Osmanlı, modernist beton, neon karmaşası – tüm bu çağların ve dokuların bir arada “işlememesi” gerekirdi ama işliyor. Buradaki güzellik simetriden değil, çeşitliliklerin bolluğundan geliyor.
Stefan Sagmeister'in AGI Special Project 2025 için Vietnam’ın en meşhur çikolata markasına yaptığı tasarım...Fanatiği olduğun herhangi bir şey var mı?
İyimserlik. Veri. Görsel ile sözcük arasındaki mükemmel ritim. Ve bir de yürümek çünkü fikirlerimi çoğunlukla yürürken buluyorum.
Yakın gelecekte hayata geçireceğin projeler için, bugün iştahını neler kabartıyor?
Yenilebilir tasarım üzerinde çalışmak isterim. Çikolata ve kurabiyeler aracılığıyla insanlığın uzun vadeli ilerlemesini “tat” yoluyla anlatmak gibi. Hâlâ bir üretici arıyorum. Eğlenceli ama aynı zamanda çok ciddi… Kelimenin tam anlamıyla “iyimserliği tüketmek.”
Tasarımcı karakterin, kariyerin pek çok endüstride özellikle yaratıcı endüstride Nasıl? Nasıl? Nasıl? sorularını beraberinde getiriyor. Sana bugüne dek sorulmamış fakat sorulsa şunu anlatmak/cevaplamak isterdim dediğin bir soru var mıdır?
Belki şu olabilir: “Kaybetmekten korktuğun şey nedir?” Cevabım: Enerji. Bir sabah uyanıp bakmak, hissetmek ya da bağ kurmak isteği duymadığım gün. İşte o gün emekli olmalıyım.
*Alliance Graphique Internationale (AGI), dünyanın önde gelen görsel iletişim profesyonellerini bir araya getiren uluslararası bir organizasyondur. 1948’de kurulan AGI, tasarımın kültürel ve toplumsal değerini korumayı amaçlar. Misyonu, uluslararası diyaloğu güçlendirmek, disiplinlerarası yaratıcılığı desteklemek, tasarım tarihine tanıklık etmek ve çağdaş görsel iletişimi belgelemektir. AGI üyeliği yalnızca nominasyon ile gerçekleşir ve üyeler uluslararası kurul tarafından onaylanır. Kuruluşundan bu yana 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 500 üyesi bulunan AGI’nin üyeleri arasında Türkiye’den yer bulan isimler Yurdaer Altıntaş, Bülent Erkmen, Sadık Karamustafa, Mehmet Ali Türkmen ve Özge Güven olmuştur.