MediaCat

“Zaman, ışınlanma zamanı”

Mart ayında yayımlanan ve kariyer yolculuğunun yanı sıra aile hayatından da kesitler taşıyan Ayşegül Işınla Bizi adlı kitabı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Ayşegül İldeniz ile iyi bir liderin reçetesini yazıyoruz.

İnsanlık olarak bir süredir rahat nefes almakta güçlük çekiyoruz. Belirsizlik ve zorluklar rutinimizin bir parçası oldu. İyi bir lider zor zamanlarda ekiplerine karşı nasıl bir yaklaşım benimsemeli?

İyi liderliğin tek bir formülü yok. Herkesin kendi yoğurt yiyişi var, benim de öyle. Ben çağdaş bir lider olduğumu düşünüyorum. Beraber çalıştığım iş arkadaşlarımın hepsinin en az benim kadar ya da mümkünse benden çok daha öngörülü, başarılı, vizyoner, iş bitirici, akıllı ve yetenekli olmasına çabalayan bir insanım. Etrafınızı değerli insanlarla çevrelersiniz, problemi onlarla çözersiniz; onlar o problemleri bizzat çözerler zaten.

Zor zamanlar geldiğinde benim yöntemim hep yatay çözümdür. Ekibimle bir odaya toplanırım ve çözülmesi gereken problemi ortaya koyarım. Nerelerde zorlandığımı söylerim, onların ne düşündüklerini sorarım. Onlar da artıları ve eksileri masaya koyarlar, hep birlikte bir çözüm bulmaya çalışırız. Çağdaş lider problemleri kendisi çözen insan değildir; insanları sorunları çözmeye, sorun çözmenin ötesinde çok daha yaratıcı olmaya ve içlerindeki o muhteşem şeyleri açığa çıkartmaya teşvik eden insandır.

Peki, problemleri bizzat çözecek böyle bir topluluk nasıl oluşturulur? Lider, doğru yeteneği nasıl saptar?

Çok genç bir direktör olarak Avrupa Yönetim Kurulu’na atandığımda müdürüme “Neden ben?” diye sormuştum. “Evet tecrüben az, evet belki bize benzemiyorsun… Ama potansiyelin çok büyük” demişti bana. Bu lafı hiç unutmuyorum. Ben genelde insanları potansiyelleriyle değerlendiriyorum. Potansiyeli ölçmek çok zor bir iştir. Her şeyi yapabileceğini iddia eden insanlar vardır, bir taşı şuradan alıp buraya koyamazlar. Aslında nasıl yapılacağını bilirler ama yapmak istemezler veya yapacak yetenekleri yoktur ya da başka insanlarla çalışmayı bilmedikleri için taşı üç santim bile kıpırdatamazlar…

Potansiyel dediğimiz şeyin büyük bir kısmı enerji. Şahane fikirleriniz, gerçekleştirmek istediğiniz muhteşem planlarınız olabilir ama onu hayata geçirecek enerjinizin olması çok ama çok önemli. Bir de kendine güven meselesi var. Kendine güven birinci günden olmaz, benim de yıllarımı aldı kendine güvenen bir lider olmak ama kendine güvenmek yolun büyük bir kısmında tökezlemenize engel olabilir.

Özetle; meraklı mı, iyi sorular sormayı başarabiliyor mu, yeterince enerjisi var mı ve bunları yapabileceğine dair bir vizyon ve özgüvene sahip mi…

Bunlar güzel metrikler. Hepimizin ultra vizyoner, ultra stratejik veya ultra iş bitirici olmamız gerekmiyor. Bunların bir kısmına sahip olup bir tanesinde çok ama çok iyi olmamız yola çıkmak için değerli olabilir.

Genç yetenekler bu sürecin neresinde duruyor? Özellikle yeni nesilde tartışılagelen bir “tahammülsüzlük” sözkonusu. Böyle bir ortamda lider nasıl tavır almalı?

Karşınızdaki insan için neyin önemli olduğunu anlamanız gerekiyor. Bir lider olarak sizin için neyin önemli olduğunu büyük olasılıkla sabahtan akşama kadar anlatıyorsunuz insanlara. Onların ne yapmak istediklerini, bu istekleri yapacak enerjiye sahip olup olmadıklarını anlamanız ve onlarla bir kazan-kazan birlikteliği için el sıkışabilmeniz gerekiyor. Bu noktaya gelebilirseniz, karşınızdaki insanın sonsuz dedikasyonuna sahip olursunuz. Koyduğu hedefe sizin desteğinizle gidebileceğini gördüğü anda, o insan, sizin hedefleriniz için de elinden geleni yapar. Yolda öğrenir, kendini geliştirir, çok başka bir insan olur, kendine pırıl pırıl yollar açar.

Zaten liderlik bu demek; bizim işimiz yanımızdaki arkadaşlarımız için yol açmak, o yolların sayısını çoğaltmak. En tehlikeli şey de girdiği yoldan nasıl çıkacağını bilemeyen insanlarla kuşatılmaktır. O insanlarla olmayalım, insanları o hallere sokmayalım. Yaptığı işe âşık olmayanlarla yola çıkmayın, yoksa belki başarılı olabilirsiniz ama yaptığınızın en iyisi olamazsınız. Liderler olarak amacımız, insanları dünyanın veya kendilerinin en iyisi olabilecekleri yollara sokmaktır. Liderlik bu demek.

Kendilerine yol haritası çizmeye çalışan genç liderlere nelere dikkat etmelerini tavsiye edersiniz?

Bana göre zaman, kitabımın adında da belirttiğim üzere, ışınlanma zamanı. Üzerimize çok büyük bir teknoloji dalgası geliyor ve bu dalga, dünyayı son derece hızlı ve radikal bir biçimde değiştirecek. Bugün her ne yapıyorsak, geleceğe sıçrayarak yapmak zorundayız. Buna inanıyorum… Ve bunu gençlerin yapacaklarını düşünüyorum. Belirli bir bakış açısındaki insanların sıçrama yeteneği giderek azalıyor. Gençlerde ise bu yetenek sonsuz.

Dolayısıyla, öncelikle, gençlere merak etmelerini tavsiye ediyorum. Hobileri olsun, dünyaya gözlerini dört açarak ve öğrenme arzusuyla baksınlar. Hiç durmadan merak etmeye, öğrenmeye devam ederek entelektüel kapasitelerini olabildiğince genişletsinler. Dünyayı ne kadar iyi değerlendirip farklı bakış açılarıyla anlayabilirsek o kadar vizyoner ve stratejik düşünebiliriz. Öğrenin, kendinizi geliştirin, gezin, alın çantanızı Türkiye’yi gezin, dağlara tırmanın, arkeolojik yerlere gidin, sonra olanağınız varsa bütün dünyayı gezin, insanların gitmedikleri yerlere de gidin ki fikir sahibi, öngörü sahibi olabilin. Özetle; merak edin ve kendinizi geliştirin.

İkinci tavsiyem: Yapın. Bilmek başka, anlamak başka, yapmak ise çok başka. Nereden yola çıktığınız önemli değil; gençlerin yüce düşleri olduğunu, kendi şirketlerinin başında olmayı hayal ettiklerini biliyorum. Bunlar çok güzel ama önce şu köşedeki kahvecide baristalık yapın, sonra bir perakende dükkânında satış yapmayı öğrenin, bir müşteri ilişkileri hattında zor bir müşteriye destek olmaya çalışın… Yapmaya başladığınızda yolun çok büyük bir kısmı böyle geçecek ve kendinizi tanımaya, başka insanları anlamaya başlayacaksınız. Hangi durumlarda ne tepki verdiğinizi gözlemlemeye başlayacaksınız… Ve bir şeyler yapan bir insan haline geleceksiniz. Yani ne yaptığınız o kadar önemli değil, “ne iş olsa yaparım” deyip yola bir yerden çıkmanızı öneriyorum.

Üçüncü nokta ise insanları dinlemek. Bir insanı dinlemek onun ne hissettiğini, ne anlatmaya çalıştığını, ne yapmak istediğini anlamaya çalışmak demek. Çok zor bir şey bu. İnsanlar, onları anlama gayretinizi sezer. O hissi karşınızdakine vermeniz lazım. Eğer karşınızdaki kişi onu anlama gayretinizi görürse çok güzel bir iletişim kurar, muhteşem bir ilişki inşa edersiniz. Yaratıcı tüm süreçler de birbirini dinleyen insanlardan çıkar aslında. Merak etmek, yapmak ve dinlemek… Bu üçünü gençlere hararetle tavsiye ediyorum.

İlgili İçerikler

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.