Yaratıcılığın İzinde: Mario Trimarchi

Bu ay Yaratıcılığın İzinde söyleşi serimizin konuğu İtalyan tasarımcı Mario Trimarchi oldu.

09.04.2018 - 14:01 | Tuğba Özögretmen

Yaratıcılığın İzinde: Mario Trimarchi

Messina, Sicilya ve Milan. İtalyan tasarımının inceliklerini kalp atışlarında hissetmiş bir tasarımcı Mario Trimarchi. Mimarlık eğitimi alarak başladığı kariyerinden dünyanın ilk uluslararası yüksek lisans tasarımı okulu olan Domus Academy’de direktörlük de geçti, 1999’da kurduğu kurumsal kimlik stüdyosu Fragile da, 10 yılını geçirdiği ve kişisel bilgisayarlar tasarladığı Olivetti Design Studio da, Alessi işbirlikleri de…

Türkiye’de kendisinin ismini duyuran şey ise geçtiğimiz yıl Paşabahçe Mağazaları Omnia Su Koleksiyonu tasarımcılarından biri olarak, mucizevi bir şekilde dengede duran objelerle, suyu başka türlü hayal etmesiydi. Trimarchi’nin takıntılı olduğu “kararsız denge” kavramı, dengesizliğin yarattığı cazibe, gündelik yaşama attığı sıradışı bakış, onun dünyaya açılan başka bir penceresi olduğunu kanıtlıyor. İtalyan tasarımcının güzelliğin büyüsünün peşinden koştuğu tasarımları, bazen bir bardak bazen bir musluk bazen de bir espresso makinesi olarak hayat buluyor.

Trimarchi’nin penceresine, ufak bir dünya turu atmak için konuk olduk.

Bir süreliğine kişisel hikâyenize dönelim. Tasarımda yolunuzu bulmanızı sağlayan şeyler neler oldu? Hangi konseptler, insanlar, çalışmalar… Sizi en çok neler etkiledi?

Mimarlık eğitimi aldım ve hepimizin bildiği gibi İtalyan mimarisi, iç mekândan ürünlere ve grafiklere dek projenin tüm boyutlarıyla ilgilenir. Andrea Branzi’yle ve kendisinin yanıtlar bulmaktan ziyade sorular üretmeye yarayan, tasarımı bir kuramsal yansıma disiplini olarak ele alan yaklaşımıyla tanışmak benim için önemliydi. Sonrasında birkaç yıl Olivetti Design Studio’da Michele De Lucchi ile birlikte çalıştım ki kendisi her zaman inovatif tasarım konusunda istisnalardan biri olarak anılmıştır.

Kariyerinizin ilk dönemlerinde Philips, Siemens ve Matsushita Denku gibi teknoloji şirketleri için de tasarımlar yaptınız. Ardından ise daha çok ev içi ve günlük objelerin tasarımına yöneldiniz. Bu geçiş sizin için ne ifade ediyordu? Dahası bugününüze nasıl katkı sağladı?

Aslında hayatımızda her zaman ve yalnızca aynı şeyi çizer dururuz: Çok yüzlü bir otoportre. Bilgisayar, otomobil ya da bir saksı tasarlamamız hiçbir şeyi değiştirmez. Yapmaya çalıştığımız şey kendimizi anlamaktan ibaret.

İnternet sitenizi ziyaret ettiğimizde bizi bir motto karşılıyor: “Tasarım güzelliğin büyüsüne daha yakın hissetmenin naif bir yoludur.” Tasarıma bakış açınızı ve yaratıcı felsefenizi bu motto üzerinden nasıl okuyorsunuz?

Bana kalırsa bugün bir tasarımcının karşı karşıya olduğu zorlukların en büyüğü, güzellik kavramının peşinden gitmek ve bu arayışı sürdüren kültürü her yere yaymak. Şehirlere, evlere, nesnelere ve hatta en anlamsız yerlere… Burada, çok sayıda insanla güzellik hakkında konuşmak ve nesnelerin en ufak detaylarında dahi güzelliği keşfetmek, yaptığım işe bariz bir anlam katıyor.

Tasarım yoluyla daha çok ne tür hikâyeler anlatmayı seviyorsunuz?

Yeni bir tasarıma başlarken her zaman beni büyüleyen hikâyelerle çıkıyorum yola. Bir bulut, rüzgâr ya da yağmur çizmek gibi… Şanslıyım ki bazen bu sezgilerimin bazıları gerçeğe dönüşüyor ve maddi olmayan bir şeyin şiirselliğini gerçek nesnelerle anlatabiliyorum.

Zaman bir kavram olarak size nasıl ilham veriyor?

Zaman bir proje için olmazsa olmaz. Örneğin, bir Chopper motosiklet tasarladım, zamanla oksitlendi ve 50 yıl sonra tamamen yeşil, güzel bir nesneye dönüştü. Bu motorun anlamı artık, bu güzelliği çocuklarınızla hatta torunlarınızla paylaşmak için satın alacağınız bir nesne olmasıdır.

Pratiğe döktüğünüz tasarım sürecini hangisi daha iyi ifade ediyor; işbirlikçi mi yalnız mı? Her iki ihtimalde de yaratıcılığınızı nasıl zenginleştiriyorsunuz?

Bence tartışmak, insanların merak ettikleri şeyleri sorgulamak ve inovasyon ruhunu nerelerde bulabileceğimizi birlikte anlamak için başkalarına ihtiyacımız var. Ancak sonrasında yalnız kalmak çok değerli. Proje doğduktan sonra ve geliştikçe, yüksek sesli bir müzik eşliğinde çizim yapmak, sonra ortaya çıkan şeyi dikkatlice yargılamak… Fazlası değil, bundan ibaret.

İtalyan tasarım anlayışı nasıl bir dönemden geçiyor dersiniz?

Her şey çok hızlı yer değiştiriyor. İtalyan tasarım sistemi de hiçbir zaman yerinde saymadı, devamlı olarak kendini yeniledi ve yenilemeye devam ediyor.

Yaratıcılığın İzinde: Mario Trimarchi

Paşabahçe, Omnia Su

Paşabahçe Mağazaları’nın Omnia Su koleksiyonu için tasarımlar yaptınız. İlham kaynağınızın nesnelere dönüşme yolculuğu nasıldı?

Omnia Su koleksiyonu vesilesiyle bana verilen fırsat hayli enteresandı. Su teması etrafında olabildiğince serbest şekilde düşünmek… Takıntılı olduğum kavramlardan biri olan “kararsız denge” konusunda düşünmeye başladım ve sonrasında mucizevi bir şekilde ayakta duran ürünler tasarladım. Geometrinin sınırlarıyla oynamayı seviyorum. Bunun yanı sıra asimetrik ve çok hassas yapıda ufak heykellerden oluşan bir seri de tasarladım.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.