Ulusal TV kanalları ücretli olabilir mi?

Önümüzdeki dönemde kanal gelirlerinin sağlıklı bir şekilde artması için neler yapılabilir? Muhtelif çözüm önerileri var. Peki, gerçekten Almanya modeline geçilebilir mi?
02.01.2019 - 10:20

2018’in son aylarındaki reklam fiyatları TV kanalları açısından şüphesiz çok da iç açıcı değildi. 2019 nasıl olacak sorusu ise bugünlerin popüler tartışma konularından biri. Önümüzdeki yıllara hepimiz pozitif bakmak istiyoruz; ancak reklam talebinin ve fiyatların da ötesinde artık yapısal olarak değerlendirilmesi gereken konular var. Ulusal televizyon kanallarımızın geleceği de bunların başında geliyor.

Rundfundbeitrag. Tam çevirisi ‘yayın katkısı’. Almanya’da hane başına 17,5 euro olarak devlet kanallarının fonlanması için tahsil ediliyor.

Önümüzdeki dönemde kanal gelirlerinin sağlıklı bir şekilde artması için neler yapılabilir? Muhtelif çözüm önerileri var. Demirören Medya CEO’su Mehmet Soysal’ın kasım ayındaki bir demeci dikkat çekiciydi. “YouTube, Google, Amazon, Twitter, Instagram, Facebook gibi kuruluşlar geleceğin en güçlü medya kuruluşları olmaya doğru büyük hazırlık yapıyor. Bu konuda önemli medya kuruluşlarını satın alıyorlar. Bizler hâlâ pahalı içerik üretip ücretsiz erişime açarak sektörü her geçen gün aşağıya çekiyoruz” diyen Soysal, “Almanya modeli gibi, televizyonları izlemenin bir ücreti olmalı” diyerek alternatif bir model öneriyordu.

Peki, gerçekten Almanya modeline geçilebilir mi? Bu, yıllardır finansal olarak doğrulamayan ulusal TV kanalları için sürdürülebilir bir çözüm olabilir mi?

Rundfundbeitrag. Tam çevirisi “yayın katkısı”. Almanya’da hane başına 17,5 euro olarak devlet kanallarının fonlanması için tahsil ediliyor. Yıllık 210 euro, ARD, ZDF ve devlet radyoları arasında pay ediliyor. Bağımsız uzmanlardan oluşan bir grup (KEF), her kanalın finansal ihtiyaçlarını tespit edip, bütçeyi buna göre pay ediyor. Bu pay dört sene boyunca sabit kalıyor. (Örneğin 2017 itibarıyla ZDF bu pastadan hane başına yılda 51 euro alıyordu. Aslan payı ise ARD’de.)

Buna karşın ZDF’in reklam modeli de farklı. Özel kanallar, bizde olduğu gibi bir saatin yüzde 20’si kadar reklam alabilirken, devlet kanalı haftada 20 dakikayla sınırlı ve bu reklamları da saat 20:00’den sonra ve tatil günlerinde yayınlayamıyor. Kanalın gelirinin yüzde 86’sı Rundfundbeitrag’dan geliyor.

Her şey denendi; sonuç değişmedi

Bizde neler yapılabilir? 4 Aralık 1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu uyarınca elektrik faturalarımızın yüzde 2’si TRT payı olarak aktarılıyor. Aslında bu oran üzerine gelebilecek bir artışla özel kanalları da içine alan karma bir model uygulanması mümkün.

Detay modelin nasıl olacağı elbette tartışılabilir. Sadece elektrik yerine internet ve elektrik olarak da düşünülebilir.

Yukarıdaki cümleleri okuduğunuzda tepki veriyor olabilirsiniz. “Faturamıza neden eklensin? Neden bu yatırımı biz yapıyoruz?” diye düşünebilirsiniz. Ancak konuya rasyonel bakmakta fayda var.

Gelirler cephesinde reklamveren, TV yatırımları için daha yüksek birim maliyet ödemek istemiyor. Fiyat sabit kalacaksa, gelirin artması için reklam envanterinin büyümesi gerekiyor. Oysa RTÜK regülasyonlarıyla toplam reklam süresi bir saatin yüzde 20’siyle sabit. Üretilen GRP/sn’nin artması da olası değil.

Kısacası, gelir olarak yapılabilecek hemen her şey geçtiğimiz 10-15 senede denendi. Sonuç değişmiyor.

Alternatif modeller düşünmek gerek

Giderler cephesinde “Kanallar maliyetlerini aşağıya çeksin” demek işin teorik yönü. Pratikte bunun o kadar da kolay olmadığı ve maliyetlerin arzu edilen rahatlamayı getirmeyeceği de açık.

Denklem değişmiyorsa, o zaman alternatif gelir modellerinin devreye girmesi gerekiyor.

Hane geliri oranında değişkenlik gösteren bir özel fon yaratılması ve yayıncılığın bununla desteklenmesi medyanın sürdürülebilirliği adına kritik önem taşıyor. Ama elektrik ama internet ama başka bir formülle.

Bu fondan her kanalın performansı kadar faydalanması, belirli program tiplerini (belgesel, eğitim gibi) desteklemesi halinde ek yardımlar elde edebilmesi gibi konular gündeme gelebilir.

İzlenme bölünmeye devam ediyor. SVOD (Subscription Video on Demand) dünyasındaki tehlike sadece Netflix değil. 2019 son çeyrek, Disney’in beklenen güçlü girişi, Facebook ve Google’ın premium içerik hamleleri özellikle prime-time rekabetini iyice kızıştıracak. Her geçen yıl bu bölünme daha da hissedilecek ve gelir baskısı da büyüyerek devam edecek.

Sağlıklı ve sürdürülebilir bir ulusal medya yapısı için bu konuyu ciddi ciddi masaya koymamız gerekiyor. Zira eldeki formül bizi bir yere götürmeyecek.