Reklam dünyasında “drag queen”ler dönemi

İletişimde toplumsal cinsiyet temsilleri çoğalıyor mu?

01.11.2018 - 16:02 | Alev Kaynak

Batı siyasetinin sağ cenahında taraflar “beyaz” bir kimlik etrafında safları sıklaştırmaya başlamış olabilir ancak popüler kültürde gördüğümüz kimlikler çoğalıyor. Kadınların reklamlarda yalnızca belirli rollerde kullanılması, özellikle kişisel bakım ve güzellik endüstrisinde belirli formel normların öne sürülmesi ya da yaratıcı sektörlerin istihdam dağılımında yaş, toplumsal cinsiyet, din, etnik ve kültürel kimlik gibi unsurların adil bir çeşitlilik göstermemesi gibi faktörler epeydir eleştiri toplarına tutuluyor. Görüyoruz ki bu gerçek yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Bu değişimin bir manifestosu da reklamlarda artık daha sık görmeye başladığımız “drag queen”lerle kendini gösteriyor.

Örneğin, Unilever’in Starbucks’tan satın aldığı yeni nesil çay markası Tazo, “Brew the Unexpected” kampanyasında marka elçisi olarak kararını Alyssa Edwards’tan yana kullandı. Edwards’ı bir kamp direktörü olarak görüyoruz reklamlarda. “Tazo’nun yolculuğunda tüketicileri heyecanlandıracak, onlara ilham verecek ve markanın kimliğiyle enerjisini yansıtacak birine ihtiyacımız vardı. Alyssa da bunun için biçilmiş kaftandı” diyor Unilever’den çay direktörü George Hamilton.

Tazo, pazarlama iletişiminde drag queen’lerin dinamik ruhundan faydalanan tek marka değil elbette. Markalarını “bir yüzden ziyade bir kimliğe ve karaktere” emanet etmek isteyen Kellogg’s Cornflakes, MAC ve IKEA da bu konumdaki yerlerini çoktan aldı.

Kendilerini cinsel ve etnik kimliklerle sınırlamadığını gösteren markalar gelecekte de yükselişe geçecek mi hep beraber göreceğiz…

Kaynak: The Drum