Radyocuların radyosu

"Kafa Dergisi'yle kardeş, radyocuların radyosu Kafa Radyo"nun hikâyesini Nihat Sırdar anlatıyor.

05.03.2019 - 10:10 | Haluk Kasarcı

Radyocuların radyosu

Türkiye’nin en başarılı radyo programcılarından Nihat Sırdar, üç buçuk aylık aranın ardından Kafa Radyo’yla mikrofon başına döndü. Tecrübeli radyo programcılarının yanı sıra Kafa Dergisi’nin beğeniyle takip edilen isimlerini de kadrosunda bulunduran çiçeği burnunda radyonun hedeflerini Sırdar anlattı.

Uzunca süredir radyonun dışında da pek çok işe giriştiğinizi dinleyicileriniz iyi bilir. Verdiğiniz aranın herhangi bir döneminde “Belki radyoya dönmem” dediğiniz oldu mu?

Aslında dediğiniz doğru, ben bu üç buçuk aylık sürede gördüm ki radyoculuk devam ederken bir sürü iş de geliştirmişim. Sadece gösteri yaparak, sosyal medyada yazarak, kitap yazarak ya da 90’lar geceleri yaparak devam edebilirdim hayatıma ama ben fark ettim ki benim işim radyo ve ben kendimi bunun için yetiştirmişim. Yayına çıkmadan önceki son bir ay rüyamda radyo programı yapıyordum artık. Dolayısıyla hiç “Geri dönmeyeceğim galiba” demedim.

Süreç biraz uzadı ve bunda da Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar etkili oldu. Başka bir radyoya geçmek o radyonun, radyo sahibinin ekonomisiyle alakalı neticede. Kendi radyomuzu kurmak hep aklımızda olan bir seçenekti. Bu arayla birlikte oturup iyice düşünebilecek vakti bulduk. Etrafımızdaki insanlarla, reklamverenlerle oturup konuştuk ve aldığımız moral ve destekle de yola çıktık.

Kafa Dergi’yle olan bağınızdan bahsetmek gerekli sanıyorum. Buradaki kadro, Candaş Tolga Işık’ın bize derginin kuruluşunu anlatırken “kimse yazmam demedi” hikâyesine benzer şekilde kurulmuş gibi.

“Birgün kendi radyomuz olursa, adı Kafa Radyo olsun” derdik hep. Kafa Dergisi’nin başladığı günden de önce, o kadroda vardım ben. Candaş bana yazar mısın dedi, benim kardeşim o, tabii dedim. O ailenin bir parçasıyım başından beri. Güçlü Mete ile bu işe niyetlendiğimizde Candaş’a gittik, “Radyoyu kuruyoruz, ismini de Kafa koyuyoruz” dedik. İkiletmedi, “Hemen” dedi sağ olsun. Tıpkı Kafa Dergi’nin kuruluşunda olduğu gibi, biz de kime “Program yapar mısın, bizimle çalışır mısın?” dediysek hiç kimseden hayır yanıtı almadığımız bir süreçle kadromuzu kurduk.

Bugün program yapmak isteyenlerin olduğu ancak süremizin yetmediği bir noktadayız. Çok kıymetli isimler var burada.

Aslında bu, yıllar içinde ne kadar çok insan biriktirdiğimizi gösteriyor. Bugün program yapmak isteyenlerin olduğu ancak süremizin yetmediği bir noktadayız. Çok kıymetli isimler var burada. Kafa Dergisi’ndeki isimlerin birçoğu program yapıyor zaten ve hepsi için çok güzel dönüşler alıyoruz. Sunay Akın Veşaire Veşaire’ye başladı. Zaten Sunay Abi daha önce, ilk radyo programını da bizimle birlikte yapmıştı aslında seneler önce. Dolayısıyla ben hep biliyordum Sunay Abi’nin radyo konusunda ne kadar iyi ve istekli olduğunu. Nitekim dinleyici de sadece onun olduğu bir program dinlememişti, dinlediğinde anladı ne müthiş olduğunu. İlber Hoca, inanılmaz geri dönüş aldı. Zafer Algöz – Can Yılmaz bir program yaptılar ve bence radyo dünyası çok acayip bir ikili kazandı.

Doğru insanları doğru radyoda konuşturduk diye düşünüyorum. İsim de cuk oturdu. Kafa Dergisi ve Kafa Radyo kardeş…

Radyocuların radyosu

Reklamverenlerin tepkisi nasıl oldu peki?

Sağ olsunlar, bize daha yayına başlamadan destek veren markalar oldu. Daikin’le radyo kurulmadan bir buçuk ay önce sözleşme yaptık. Anadolu Grubu – Garenta ile yine aynı şekilde başlamadan anlaşmıştık. İşNet bütün altyapımızı sağladı…

Ben sponsor olan firmalarla “iyi tamam bana sponsor oldu ‘sunar – sundu’ yaparız” şeklinde çalışmam, zaten inandığım markalarla çalışıp onu sahiplenirim. Yaşadığımız şey karşılıklı memnuniyetten kaynaklanıyor aslında.
Reklamverenin desteği çok önemli ve daha başlarken bu desteği görmek bizi sevindirdi. Neticede bu suyla çalışan bir mecra değil, malum maliyetleri de giderek artıyor. Bizim en büyük giderimiz elektrik, onun da durumu ortada. Bugün yola bizimle çıkan, birlikte yayına başladığımız markalar bizim için bundan sonraki yayıncılık hayatımız boyunca çok kıymetli olacaklar.

Radyo “eski” bir mecra. Yıllar içinde sosyal medyayla birlikte çok daha interaktif kullanıldığına tanıklık ettik elbette ama dinleyicilerde –özellikle gençlerde- içerik, format açısından yenilik beklentisi var mı?

Biz içeriği hazırlarken de, çalışacağımız isimleri düşünürken de gençlerin çok iyi takip ettikleri isimlere gitmeyi tercih ettik.

Benim özelimde gençler dinleyici kitlesinde hep varlar zaten. Yeni çalışmaya başladığımız isimler de bu kitleye hitap edebilen kişiler. İlber Hoca’ya gençlerin ilgisi muazzam. Zafer Algöz, Can Yılmaz kitapları okunan, sosyal medyada gençlerce çok takip edilen isimler. Dolayısıyla biz Kafa Radyo’da gençleri yakalıyoruz. Zaten Kafa Dergisi’nin de kitlesi büyük oranda gençler.

Bir de şu var, biz “eski” bir mecrayız ama radyo kadar kendini yeni teknolojiye adapte edebilen de yok. Bizim Kafa Radyo’yu kurmadan dört sene önce hayata geçirdiğimiz Radyoland isimli bir platformumuz var mesela. Kafa Radyo olmasaydı, orada açıp sadece Radyoland’den yayın yapacaktık.

Radyo bir müzik kutusu değildir. 25 yıl önce çocuktum, patronlar dinlemiyorlardı ne dediğimi. Bugün aynı patronlar hâlâ var ve içerik sıkıntısı yaşıyorlar.

Bugün geldiğimiz noktada radyonun yapması gereken şey içerikle ayrışmak ki biz de onu yapmaya çalışıyoruz. Ben mesleğe başladığım günden beri aynı şeyi söylüyorum. Radyo bir müzik kutusu değildir. 25 yıl önce çocuktum, patronlar dinlemiyorlardı ne dediğimi. Bugün aynı patronlar hâlâ var ve içerik sıkıntısı yaşıyorlar. Şimdi ne oldu? İstediğim müziği beklemeden ve anında dinleyebileceğim o kadar çok alternatif var ki… İnsanların radyo dinlemeleri için bir sebep lazım. Ben o sebebim, Zeki Kayhan o sebep, Sunay Akın, İlber Ortaylı, Candaş Tolga Işık… Bu yüzden de diyorum ki Kafa Radyo bir içerik radyosudur ve radyocuların radyosudur.

Yayıncı olmayan patronlarla çalışınca neler olduğunu gördük ve yaşadık. Evet, bu işin bir ticari boyutu var ama ona ben bakmıyorum, başka arkadaşlarım bakıyor. Ben yayına bakıyorum ki her şeyden önemli olan da bu zaten.

Podcast konusundaki tavrınız ne? Sosyal medyadan görebildiğim kadarıyla dinleyicilerinizin bu yönde bir talebi var.

Radyoland’deki podcast bölümüne programlarımızı düzenli olarak yüklemeye başladık. Sağ olsunlar, yurtdışından çok dinleyicimiz var. Bir de biz saat farkı meselesiyle Arap Yarımadası’na biraz daha yaklaştığımız için önceden Almanya’daki dinleyicilerim 06:00’da kalkıyorlardı, şimdi 05:00’te kalkmaları gerekiyor. Buna rağmen kalkan da var, sağ olsunlar. Tabii saat farkı sebebiyle dinleyemeyen de çok kişi var ve bizim özellikle Amerika’da çok dinleyicimiz var.

Biz zaten Radyoland’i kurduğumuz gün podcast bölümümüzü açmıştık. Şimdi Kafa Radyo’da yayınlanan bütün programların podcast’i olacak, ayrıca sadece podcast formatında programlar da olması için çalışıyoruz. Demin dedim ya, çok insan program yapmak istiyor, şimdi o insanlara podcast teklifi yapıyoruz.

Radyocuların radyosu

Kısa vadede çıtayı nereye koydunuz peki? Bir yıl sonra nerede olmayı hedefliyorsunuz?

Radyonun yarattığı ekonomi görece küçük, fiyatlar da ucuz olunca en tepedeki ajanslar doğal olarak fazla ilgi göstermiyorlar. Komisyon bazında kazanılan para alternatiflere göre düşük olduğu için dışlandı radyo belki ama erişimi hiçbir zaman düşmedi, insanlar da dinlemekten vazgeçmediler. Vazgeçmezler de zaten. İnsanlara bu kadar kolay ve içinde bulundukları ortamdan bağımsız ulaşabilen bir mecra daha yok.

Biz ölçümlemeye girdik, ilk neticelerin gelmesi 90 gün kadar sürer ama ben birinci yılın sonunda ilk 10 içinde olacağımızı düşünüyorum. Evet, araştırmalar ve rakamlar reklamverenler için önemli. Ben de en çok dinlenen program olduğumda, radyo ilk 10’da olduğunda çok mutlu oluyorum. Bugüne kadar hangi radyoya geçtiysek alıp onu ilk 10’a soktuk zaten. Dolayısıyla burada da muhtemelen bu olur ama benim gönlümün rahat etmesi için şunu görmem lazım. Bugün İzmir’den, Ankara’dan, Antalya’dan yayındayım dediğimde insanlar bulunduğum yere akın akın, ellerinde böreklerle poğaçalarla geliyorlarsa bu iş oldu demektir. Birkaç ay yayın yapalım, sonra böyle canlı yayınlara çıktığımız zaman çok net anlarız durumumuzu.