Yeni TV trenini kaçırıyor muyuz?

Bugün 700 - 800 binlik dizi prodüksiyonlarını ancak karşılayabilen kanallar, reklam gelirlerinde düşüşle beraber bu rakamı 400 - 500 bin bandına çekmek zorunda kalır mı? Muhtemelen kalır.
01.08.2018 - 11:53

Dikkatinizi çekmiştir mutlaka. Birkaç proje haricinde çocukluğumuzun televizyonu ile aynı şeyi seyrediyoruz. Yaklaşık 40 – 50 yıldır aynı sayılabilecek bir prototip ile ekranı doldurursak, formülün bir yerde eskimesi gerekmez mi?

Reytingler aşağıya doğru dalgalansa da, bu durum gelirlerde radikal bir değişikliğe yol açmadığından, bol konuşuldu ama dönüştürücü aksiyonlar alınamadı. Ancak beklendiği gibi ABD’de ana kanal reytingleri çökmeye başladı. (Spor programları olmasa durumları daha da vahim.)

Türkiye’de durum kötü mü? ABD kadar sert değil ama parçalanma daha da derinleşiyor. Önümüzdeki dönemde daha da keskinleşecek.

Yeni TV trenini kaçırıyor muyuz?

Sene sonunda adil kullanım kotasının kalkacak olması online TV tüketimini daha da körükleyecek. Turkcell’in TV+ yatırımı artarak devam edecek. Netflix gibi platformlarda Türk dizilerinin devreye girmesi de yeni üyelik tabanında büyüme sağlayacak. Asmalı Konak’ın sinema filmi, salonlara hiç gitmemiş kitleleri beyazperdeyle buluşturmuştu. Ardı ardına gelen filmler, ibreyi Holywood’dan Yeşilçam’a çevirmişti. Bilet sayısı da koşar adım 100 milyona gidiyor. Netflix gibi platformlarda Türk prodüksiyonları benzer bir etki yaratacaktır.

Transformasyonun kalbi

Bütün bu gelişmeler ışığında, görünen o ki bildiğimiz ulusal TV formülü, kaba hatlarıyla C2DE olarak tanımlayabileceğimiz kitleye hitap eden, düşük maliyetli programların süreceği bir eğlence kutusuna dönüşecek. Burası sadece FMCG markalarının kısmen sevebileceği bir alan.

20+ABC1 omurgasının salondaki ekrana daha az vakit ayırması veya ona olan ilgisinin düşmesi; finans, telekom, inşaat, otomotiv, elektronik, perakende gibi yükselen ve yüksek birim fiyatlı reklamveren için de “ulusal TV’deki ağırlığımızı azaltsak mı?” sorusunu masaya getirecektir. Bu grubun yakın geçmişte benzer bir refleksle basın bütçelerini kaydırdığını da hatırlamak gerekir. Bütçesi artmayan reklamveren, yeni ve güvendiği platformlara aktarabilmek için en büyük yatırımı yaptığı televizyondan kesintiye yönelecektir. (Hatta son dönem tematik kanallardaki yatırımın azalmasının sebebi de bu.)

Tepkinizi görür gibiyim. “Bunları biliyoruz, bu yeni bir haber değil…” Peki, neden yine ve yeniden, bıkmadan bu konuyu gündeme getirmek gerekiyor? Çünkü bütün bu gelişmelerin karşısında elle tutulur bir aksiyon görülmüyor. Burası reklam pastamızın en büyük ve en kritik bölgesi. Medyadaki transformasyonun kalbi.

Yeni TV trenini kaçırıyor muyuz?
Netflix büyüyor. Seneye Disney geliyor. Hulu yavaş da olsa global yayılma planını devreye alabilir. Facebook ve Google/YouTube, kullanıcı kaynaklı içerik üzerinden gelen geliri katlamanın mümkün olmadığını bildiğinden, dev bütçelerle premium içerik oyununa giriyor. Ülkemizde 45 milyonun üzerinde aktif kullanıcıya sahip Facebook, iyi bir içerik stratejisiyle, bırakın prime time’ı, off prime time’daki sadık ev hanımı kitlesini bile televizyondan uzaklaştırabilir.

Buna karşı sektörel bir hamlemiz var mı?

Bu alanda önde koşan Puhu’nun sesi kesildi. TV kanallarının internet siteleri ise sınırlı bir deneyim sunuyor. Catch up TV’den öteye geçemiyor. Bir gelecek planı olan da yok.

Hâlâ geç sayılmaz

Hemfikir olduğumuz konu reytginlerin daha da düşeceği. Bugün 700 – 800 binlik dizi prodüksiyonlarını ancak karşılayabilen kanallar, reklam gelirlerinde düşüşle beraber bu rakamı 400 – 500 bin bandına çekmek zorunda kalır mı? Muhtemelen kalır. Global oyuncuların yerli prodüksiyon atakları ve dışarıdan getirdikleri sonsuz dizi/film envanteri de buna eklenince, uyarı sistemini bir kez daha çalıştırmakta fayda var.

Türkiye’nin Hulu’sunu kurmak için geç değil.

Kanallar birbiriyle ortak bir çalışma modelini nasıl oturtabilir? Mümkün mü? Gayet mümkün.

İnsan sormadan edemiyor. Halihazırda yol almış ve kısmen markalaşmış Puhu’ya ana kanallar ortak olsa ve internet siteleri yerine prodüksiyonlarını direkt buraya aktarsa, ortaya çıkacak güç Türk televizyonculuğu için -özellikle global oyunculara karşı- yapıcı bir rekabet sağlamaz mı?

Oluşacak platform için ana reklamverenlerle yıllık reklam anlaşmaları yapılarak belirli bir gelir garantilenemez mi? Zaman içinde -mantıklı maliyetlerle- özgün prodüksiyonlara girişilemez mi?

Marka güvenliği ve fraud endişesini her platformda dile getiren ulusal reklamveren için buradaki kaliteli envanter ve yüksek trafik/erişim bir anlamda dijital cennet değil mi?

Artık aksiyon zamanı gelmedi mi? Yoksa “yahu gittiği yere kadar” diyerek camdan seyretmeye devam mı edeceğiz?

Ama Netflix’lerimizle mutluysak… Söyleyecek fazla bir şey yok elbette.