“Yaşamını dilediğin yerde inşa edebilirsin”

Genius Steals Kurucu Ortakları Faris Yakob ve Rosie Yakob ile dijital göçebeliği daha yakından tanıyoruz.

27.05.2019 - 10:50 | Tuğba Dülger Özöğretmen

"Yaşamını dilediğin yerde inşa edebilirsin"

Faris Yakob ve Rosie Yakob altı yıl önce kritik bir karar alarak dijital göçebeliğe geçiş yaptılar. Dünyayı gezerek çalışan ikili bu düzen sayesinde, “önceden belirlenmiş çözüm ve düşünme biçimlerine göre hareket etmiyorlar”. Yakob’larla dijital göçebeliği daha yakından tanıyoruz.

Dijital göçebeler (digital nomads) daha çok hangi ülkelerden çıkıyor?

Rosie Yakob: Sanırım daha iyi sağlık modellerine sahip ülkelerden. Tek bir isim veremem ama örneğin Amerika gibi yerlerde bir sağlık sigortanız olmak zorunda aksi takdirde iflas edersiniz. Ancak Faris gibi dünyayı gezen bir İngilizseniz, hasta olduğunuzda ülkenize geri dönerek her zaman ücretsiz sağlık hizmetlerinden faydalanabilirsiniz.

Diğer taraftan çok sayıda dijital göçebenin yaşadığı Güney Amerika ülkelerine bakarsanız, bunun da sebebinin sanat ve sanatçının içini doldurduğu bir kültürel zenginlik ve kiraların görece düşük olmasıyla alakalı olduğunu görürsünüz. Bali ve Endonezya gibi yerlerde ise malumunuz yaz çok güzel, hava harika ve tadabileceğiniz çok farklı kahveler var

Faris Yakob: Bizim ilgilendiğimiz en kilit koşullar, konaklama ve yaşam masrafları yönünden daha uygun fiyatlar ve Wi-Fi erişiminde kolaylık. Tabii ki Bali, Kosta Rika ve Kamboçya gibi yerler çok güzel ancak bizim yaklaşımımız biraz daha farklı. Çünkü biz bir yere gidip altı ay kalmıyoruz, konferanstan konferansa koşturuyoruz.

RY: Bana kalırsa göçebe olmanın güzelliği de bu. Belirli yapılara sıkışmamış olmak yani dilediğin yerde yaşam inşa edebilmek. Eğer 9-5 bir işiniz varsa, pek de esnekliğe sahip değilsiniz demektir. Dijital göçebelerin çalışma düzenini merak ediyor olabilirsiniz. Aslında çok farklı çalışma şekilleri var çünkü bu yaşam tarzını seçen insanlar önceden belirlenmiş çözüm ve düşünme biçimlerine göre hareket etmiyorlar. Bu, bazen tedirgin edici olabilir ama her şekilde özgürleştirici.

Yeni bir ülkeye gittiğinizde mutlaka yerine getirdiğiniz rutinleriniz var mı?

FY: Bu konunun iki farklı yönü var. Öncelikle yeni bir ülkede olmanın yarattığı stresi yok eden bazı şeyleri yerine getirmeniz gerekiyor. Taksilerin ne kadar tuttuğunu, konaklama için ne kadar ayırmanız gerektiğini düşünmek zorundasınız. Tüm bunları zamanla daha iyi öğreniyorsunuz. Biz yeni bir ülkeye geldiğimizde ilk iş mutlaka sanat galerine ve müzelere gideriz. Sinemaya gitmek de hayli farklı bir tecrübe oluyor. Mümkün olduğunca fazla kişiyle tanışmaya çalışıyoruz. Bazı ülkeler daha misafirperver, insanlar bizimle tanışınca evlerine yemeğe davet ediyorlar ve severek gidiyoruz.

RY: Geçenlerde üç hafta boyunca Fransa’da bir Airbnb dairesinde kaldık. Bu süre boyunca üç akşam yemeği verdik ki Fransa’da tanıdığımız kimse yoktu. Orada tanıştığımız insanları yemeğe davet ettik. Tabii bu bazen garip kaçabiliyor…

FY: Ne yapalım, bizim hızlı arkadaş edinmeye ihtiyacımız var.

RY: Aslında siz rutin deyince aklıma iki şey geldi. İlk olarak; sabahları işe, öğleden sonralarını da kendimize ayırmak. Genelde sabah 2-4 saat arası çalışıyor, sonra gidip öğle yemeği yiyor ve ardından yeni bir şeyler keşfetmeye gidiyoruz. Bir diğeri ise egzersiz ve meditasyon. Eğer sürekli olarak ülke değiştiriyorsanız, beyniniz de buna ayak uydurmaya çalışıyor.

Orijinalliğin bir mit olduğunu, sıfırdan bir fikir yaratmanın imkânsız olduğunu söylüyorsunuz. 20 yıl önce de aynı düşüncede miydiniz, yoksa dijitalleşmiş bir dünyada yaşadığımız için mi böyle düşünüyorsunuz?

FY: Geçmişte de aynı düşüncedeydim. Bence yaratıcı bir şeyle uğraşan bir kişi -bu, yazarlık da sanatla uğraşmak da olabilir- eğer kendisine karşı dürüstse, bir şeylerden esinlendiğinin farkındadır. Shakespeare, “Nothing comes from nothing” demiş. Bizce “remake” dijitalin geleceği. Çünkü dijital, bir şeyleri bir araya getirmeyi kolaylaştırıyor.