Yaratıcılığın İzinde: Cahide Erel

Yaratıcılığın İzinde söyleşi serimizin bu ayki konuğu seramik sanatçısı Cahide Erel oldu.

05.03.2018 - 14:05 | Tuğba Özögretmen

Yaratıcılığın İzinde: Cahide Erel

Yıllarca otelleri, kamuya ait alanları giydirdi; anıtlar yaptı, kişisel sergiler hazırladı Cahide Erel. Metro istasyonlarındaki seramik panolardan tutun da Ankara’da yer alan, dünyanın en büyük panosunu tasarlamaya dek. İster toprak ister cam isterse bakır olsun… Hepsi de düzene meydan okuyan bir yaratım felsefesinin eseri. Özgürlüğü yücelten, bütünsellikten yana, zamansız ve derinlikli. “Ben trendlere karşıyım” diyor Erel, kendisini ve yaratımlarını yalnızca hislerine emanet ediyor.

Sizin için yaratım nasıl başlar?

Yaratım yapabilmek için özgür olmak lazım. Bence işin genel kapsamı bu. İnsan özgürlüğünü kendi yaratır, ona başkasının verdiği özgürlükten bahsetmiyorum. Eğer siz bir sanatçıysanız geminin dümeninde siz varsınız demektir. Gemi başkasının gemisi olabilir ama dümen sizindir. Ben kamuya eser yapıyorum, şahısların villalarını yapıyorum ya da otel yapıyorum… Ben Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin’e göre iş çıkaramam. Ben ancak başkasının istediğini, kendi lisanımla yapabilirim.

Bir piramit hayal edin. Bunun en tepesinde sanatçı oturur, üstte sanat vardır. Onun altında sırasıyla tasarım, zanaat ve işçilik. Eğer sen sanatçı olarak en tepede oturuyorsan, tüm bu basamakları çıkman ve hepsine hâkim olman lazım. Her sanatçı iyi bir tasarımcıdır, iyi bir zanaatkârdır ve iyi bir işçidir. Ancak her tasarımcı artist değildir. Arada fark vardır. Benim okulum artist okuluydu, şimdi tasarımdan bahsediyorlar. Neden? Çünkü artık trend bu. O yüzden ben trendlere karşıyım. Trendler toplumları koyunlaştırır. Oysa ki yaratımla koyunlaştırma birbirinin karşıtıdır.

Kaç aşamalı, nasıl bir yaratım süreci bu?

Benim için önemli doneler vardır. Birincisi, projeyi hangi toprağa yapıyorum ve o toprak bana ne söylüyor? Bulunduğum toprakta zamansız projeler yapmak isterim. Restoranımdaki yemeğim de, duvarımdaki pano da öyledir… Tam bu noktadayım, yemek yiyeceğim. Acaba 10 bin yıl önce burada ne yiyorlardı? 8.000, 5.000, 100 yıl ya da 10 yıl… Tüm bu zamanlarda seyahat edip, araştırıp sentezleyip, bugün için bir yemek yapmak gibi. Peki, bu neye yarıyor? Farkındalıklarını artırmaya yarıyor. Sen ne kadar farkındaysan, o kadar altı dolu ve derin bir yaratımdasın. Gerçek derinlik bulanık değildir yaratımda; şeffaftır, nettir, anlaşılabilir ve okunabilirdir. Yunus Emre kendi döneminde üç cümleyle öyle büyük bir derinlik anlatmış ki… Çünkü farkındalığı çok yüksek, varlığı çok kuvvetli. Ben mümkün olduğunda yalın olmayı tercih ediyorum. Çok araştırıyorum, çok okuyorum. Yaptığım tasarımlar kavramsal da olsa, somut hikâyelere sahip de olsa yalın olmasını tercih ediyorum.

Mesela şu an Antep’te bir anıt proje yapıyorum. Anıt proje Kurtuluş Savaşı’nı anlatıyor. Bundan önce Ankara’da 9 metre yüksekliğinde, 350 metre uzunluğunda, dünyanın en büyük panosunu yaptım. Anadolu topraklarında hangi kültür yaşadıysa, onlar bize ne bıraktı ve biz bunları çapalayıp ne yaptık… Göbeklitepe’yle başladım, Kurtuluş Savaşı’yla bitirdim. Tüm bunları yapabilmek için her şeye vakıf olman gerekiyor.

Yaratıcılığın İzinde: Cahide Erel

Çok küçük yaşlardan beri matematiğe düşkünlüğünüz olduğunu biliyorum. Hayatınızda matematik olmasaydı ne eksik kalırdı?

Her şey matematikten geçiyor, o analitik bakışı da öyle yakalıyorsun. Bu bir eğitim şekli. Ben çok şanslıyım, kendimi bildim bileli matematiği hep çok sevdim. Bir mekân tasarlarken, her detayın resmini gözümün önünde görebiliyorum. Ben bunu matematiğe borçluyum. Fiziği, geometriyi, hacmi, doluyu, boşu, dengeyi ona borçluyum. Bu tasarım da sadece masa başında değil, her an ve her yerde devam eden bir süreç.

Sanatla sanatçı arasında nasıl bir bağlantı var sizin nazarınızda?

Sanat eseri, sanatçının kendisidir. Önce o kişi oturmasıyla, kalkmasıyla, davranışlarıyla vs. bir bütündür. Maksimalist yapıda bir insan maksimalist bir ortamda yaşar. Arada doğrudan bağlantı vardır. Ama her gün siyah giyen bir insanın, her gün rengarenk tablolar yaptığını görünce endişeye kapılıyorum. Sanatçının kendisiyle, çıkardığı ürün aynı değil, arada bağlantı yok. Ya trendlere kapılmış ya araklıyor. Matisse’e, Chagall’a bayılırım. Buna karşın çok büyük isimler vardır ki, kendileri değildirler, taklit ediyorlardır.

Tabii o bütünselliğin hangi taraftan geldiği, hikâyesi ve durduğu nokta da önemli. Tek bir şeyi görmem önemli değil, o zaman tek bir noktaya bakıyorum demektir. Oysa ki her şeye bakmayı alışkanlık edinmelisin. Bu da farkındalığını yükseltiyor. Bakın, beyninizin sol lobu sizi, daha anne karnındayken kodlamaya başlıyor. Ne doğru, ne yanlış, nasıl oturacaksın, nereye gitmeyeceksin vs. Bu kodlamalarla sol lob sizi sürekli yönetiyor. Sağ taraf da tam tersi, hislerle çalışıyor. Ben kararlarımı hislerimle alıyorum. Bu sistemi ne kadar doğru kullandığın ise ne kadar arındığınla bağlantılı.

Bir yaratım okulu açma hayaliniz var. Nasıl bir düş bu?

Bahsettiğim, loblar arası ilişkiden kaynaklanan bir okul. Buradaki kodlamalara karşı çıkan, bunu özgür bırakmayı hedefleyen ve herkesin yaratım yapabileceği bir okul. Bir türlü hayata geçiremedim ama sanırım zamanı gelmedi. Bu, Urla’da bir sanat köyü olacak. Yaratım yapmak isteyen herkese açık olacak. İnsanlar gelip hem tatil yapacak hem de türlü atölyelerde zaman geçirecekler.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.