“Yetenek, bir olmuşluk halidir”

Usta İşi'nide bu ay Pantomim Sanatçısı Vecihi Ofluoğlu'nu ağırlıyoruz.

02.12.2019 - 16:11 | Dilan Bozyel

Pantomim sanatına dair sorularımın cevaplarını öğrenmek için Vecihi Ofluoğlu ile buluşmayı aylardır bekliyordum. Zaten herkes bilir ki pantomim, bu ülkede sadece Vecihi Hoca’dan öğrenilir. 1950, Bartın doğumlu Vecihi Ofluoğlu; pantomim sanatçısı, oyuncu, yönetmen, öğretim görevlisi olduğu gibi oyunculuk ve tiyatro üzerine düzenlenen önemli ulusal yarışmaların jüri üyeliğini de yapmakta. İstanbul Üniversitesi bünyesinde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı’nın kurucusu olan Vecihi Ofluoğlu, Usta İşi serimizin konuğu.

54 sene önce, 1966’da İstanbul Fransız Kültür Merkezi’ne bir Fransız tiyatro topluluğu gelmiş ve siz de o topluluğun pantomim oyununu tesadüfen izlemişsiniz. Pantomim sanatıyla tanıştığınız o an ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?

Kireçburunluyum, yani boğaz çocuğuyum. Sarıyer Ortaokulu ve Lisesi’nde okudum, okulda amatör tiyatro yapıyorduk. O Fransız topluluğunu izleyince çok etkilendim ve izlerken büyük keyif aldım. Bir de ezber gerektirmediği için de etkilendim çünkü ezber hep bana problem olduğundan, ezberli projelerde yer almak bile istemiyorum artık. Neyse, tiyatro çalışmalarını Büyükdere İlkokulu’nun salonunda yapıyorduk.

İlk kez pantomim oyununu izledikten sonra oraya döndüm ve arkadaşlara o gün ne kadar enteresan bir şey gördüğümden bahsettim. Biz de tiyatro yapıyorduk ama o izlediğim başka bir şeydi, bedenlerini kullanarak oynamaları çok ilgimi çekmişti. Biz de pantomim çalışmaya başladık. Ama bugün elimizde sadece bir siyah beyaz fotoğraf var, o dönemden ulaşabilecek ne doğru düzgün kayıt var ne yazılmış çizilmiş bir bilgi. Dolayısıyla biz pantomime biraz el yordamıyla, çok sık tekrarlar yaparak başladık. E bunun yanı sıra sinema, tiyatro devam ediyordu hayatımda ama konservatuvarlı olduktan sonra pantomimden vazgeçemez hale geldim.

Pantomim sanatı, doğuşunun etkisiyle yasakların sanatı olarak tanımlanıyor, doğru mu sizce?

Arkadaş Deniz Koşar

Birtakım farklı bilgiler var… İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji’den arkadaşım Kerem Karaboğa’nın düzenlediği pantomim sanatı üzerine bir söyleşi vardı geçtiğimiz günlerde; o da pantomimin sözel konulara yasaklamalar geldiğinde oluşturulan bir çözüm olduğunu söylüyor. Belki de öyle değildir çünkü sözel iletişimin olmadığı ilkel dönemlerde, insanlar anlatımı beden diliyle gerçekleştiriyorlarmış. Ancak sonra dil dediğimiz, yaşam birimlerinin kendi aralarındaki bağlantıları sonucunda bir şeyleri adlandırarak o sözcüklerin oluşması ve konuşma örgüsünün var olması sonucunda beden dili biraz geri planda kaldı ama insan, beden kullanma alışkanlığından da vazgeçmedi.

Hepimiz konuşurken elimizi kolumuzu kullanıyoruz. Galiba şöyle; sözel iletişimin çok yetersiz olduğu anda beden devreye giriyor, bedenin yetersiz kaldığı yerde de söz devreye giriyor. Ama şöyle bir gerçek var; çok kolay yalan söyleyebiliyoruz ama beden mutlaka açık ediyor bu yalanı. Bedenle yalan söylemek pek olası değil. 55 yıldır bu işi yaptığım için benim bedenimin yalan söyleme konusunda profesyonel olduğu söylenebilir. Yalancı bir adam değilim aslında, bazen sırf eğlenmek için bir şey uydurabilirim!

Günlük hayatınızda kelimelerde tıkanıp yalnızca beden dilinizi kullandığınız –örneğin bir tartışma anında- bir anda pantomime başvurduğunuz oluyor mu hiç?

Sözlerde tıkanmak ya konuşan kişiden ya da derdini anlatmak istediğin kişinin anlamamasından kaynaklanır. Bu durumlarda bedenle devreye girmek zorunda kalıyor insan; yolda kulaklıkla konuşanları izleyin, ellerini kullanarak konuşuyorlar. Burada, bedenin kendi başına yaptığı şeylerle, bedene bizim yaptırdığımız şeyleri karıştırmamak gerekir.

Çok sinirli ve asabi biri değilim, kendimi çok iyi tanıyorum ve çok iyi denetleyebiliyorum. Ama evet, çok sıkıntıya düştüğüm anlarda bedenim kendiliğinden devreye giriyor fakat ben onu disipline edip, dizginleyebilme yetisine sahip olduğumu düşünüyorum. Siz bedeninizi ne kadar iyi tanırsanız, yeri geldiği zaman bedeninizi ne kadar kullanacağınızı çok iyi bilirsiniz. Pantomim sanatı, bu kontrolü öğretir insana.

Pantomim sanatının çalışma disiplinini nasıl tarif ediyorsunuz?

Konservatuvarlar, yetenek sınavıyla öğrenci alıyorlar bildiğiniz gibi. Ben, yetenek kavramını çok seven birisi değilim; daha çok yatkınlıkla ilgili düşüncelerim var. Yetenek, bir olmuşluk halidir. Olmuş bedenler üzerinde çalışabilmek ve ilerleyebilmek biraz zordur; bu sebeple olabildiğince arınmış, yatkınlığı olan bedenlerden yola çıkarak bir şeyler yapmak her zaman sağlıklıdır.

Olabildiğince esnek ve uygun fizikli öğrencileri bale, pantomim gibi sanat dalları için tercih ederim. Kalça ve sırt açıklığının önemini mutlaka değerlendiririm çünkü o öğrenciyle yola çıktığınızda bütün anlatımı o bedenle devam ettirecektir. Bu eğitimin ilk dönemlerinde, öğrencinin bedenini en iyi şekilde tanıması için yardımcı oluyoruz. Birini taklit etmek, o kişinin uç noktalarını gözlemleyip tekrar etmek kolaydır ama insan, kendi bedenini başkalarının gördüğü kadar göremez.

Ayna karşısında yaptığımız uğraşlar genelde başkaları içindir, kendimiz için pek bir şey yaptığımız söylenemez. Tıpkı, kuyruk sokumuna yaptırdığınız bir dövme gibi. Bu da hiçbir zaman göremeyeceğiniz, başkaları için yaptığınız bir uğraştır. Bu hayatta, kendini tanımadan dünyadan ayrılan insanların sayısının, mutlaka kendini tanıyan insanlardan fazla olduğu gerçeğini de bilmemiz gerekli.

Pantomim sanatçıları göründükleri gibi daha duygusal ve hassaslar mı gerçekten?

Pantomim sanatçıları, dünyada da ülkemizde de biraz yalnız kalmış insanlar galiba. Her şeyi kendi yapan; afişini, fotoğrafını, salonunu, davetiyesini ve hatta oyunu kendi yazan, yöneten ve kendi oynayan; kendi içinde dünyası olan insanlardır pantomim sanatçıları. Ve bu arada pantomim oyununun yazımı son derece zor bir şeydir. Böylesi bir şeyi yapmaya kalktığınız zaman kendi bedeninizden ve yetilerinizden yola çıkarak yazmak zorundasınız; ben bu oyunda uçacağım diye bir düşünceniz olamaz zira uçamıyorsanız, onu kullanamazsınız.

1996’da pantomim sanat dalı kurulduğundan bugüne kadar, yani neredeyse kontenjan verilmeyinceye kadar 100’e yakın öğrenci mezun oldu. Öğrencilerime hep aynı şeyi söylerim; “Biz bir aileyiz, hiçbir zaman birbirinizden ve benden kopmayacaksınız; mezun olup da gitmek diye bir şey yok.” Yılda iki kez herkesi toplarım zaten. Pantomimci yetiştirirsiniz ama mutlaka güzel insan yetiştirmekle ilgili uğraşınız olması gerekir.

Ben öncelikle güzel insan yetiştirmeye özen gösteriyorum. Bir derse girmek, o dersin hocasını sevmekle bağlantılı bir şeydir. Dolayısıyla, böyle anlatınca düşünüyorum da, evet hassas birisiyim. Elbette öğrenciyi tanımak ve açmak adına eğitim sırasında zorlanan, ağlayan öğrencilerim de olmuştur ama mezun olduklarında hatırladıkları şey, bu zorlanma dönemleri olmuyor.

Sokak sanatı olan pantomimle sahne sanatı olan pantomim arasında disiplin farkı var mı?

Çok fark var. Bizim verdiğimiz pantomim eğitimi, sahneye dayalı. Yerleşik ve hatta yerinden kımıldamayan bir seyirciye yönelik bir eğitim ama sokak sanatçılığı, canlı heykel ya da sokak performansları oradan tesadüfen geçen insanlara yönelik bir şeydir. Oradaki izleyici profili farklıdır, olmadık birtakım şeylerle de karşılaşabilir sanatçılar. Yani sadece kendi bedenleri değil, oradaki seyircileri de dikkate alarak performans sürdürmek gerekir.

Saygı duyuyorum, kafamın çok basmadığı bir alan sokak ama öğrencilerimin performanslarına denk gelince izliyorum ve hatta bazen yanlarına ilişiyorum, onlar da bana sarılıyormuş gibi yapıyorlar. Çok büyük heyecan duyduklarını söylüyorlar daha sonra. Öğrencilerimizin neredeyse büyük bir kısmı canlı heykel ve sokak performansları yapıyorlar, harçlığını çıkartmaları için destek oluyor sokak performansları.

Şundan da çok mutluyum, ellerindeki diploma sayesinde okullarda dersler veriyor öğrencilerim. Devlet ve şehir tiyatrolarında oyuncu olarak görev almaya başladılar son yıllarda.

Dünyada pantomim sanatı avangard olarak görülüyor sanırım?

Ne yazık ki dünyada da okulu çok fazla olan bir dal değil. Üniversite bünyesinde bizim açmış olduğumuz bölüm, ilklerden biriydi. Ne yazık ki yaşatılamadı, umarım ileride yaşatılır çünkü henüz kapatılmış değil. Okullarının çok fazla olmayışının da etkisiyle; biraz uçuk kaçık bir tarafı var pantomim sanatının, çoğu kişinin üstesinden gelemeyeceği ve söylemeye çekindiği birçok şeyi bedenle çok rahat anlatabilirsiniz pantomimle.

Hatta eskiden oyun oynamadan önce tiyatro metnini ya da akışını vermezdik, gelir oyunu kaydederlerdi ve bir suç unsuru varsa, izlenirken tespit edilirdi. Bununla ilgili bir anım var; zamanında Adapazarı’nda turneye gitmiştim; iki sivil polis memuru ellerinde makaralı teyplerle geldiler. Bir priz bulup taktılar, 45 dakikalık bir pantomim performansının sesini kaydettiler. Yani 45 dakika bir sessizliği kaydettiler.

Bu kadar gürültülü bir dünyada pantomim sanatından öğrenmemiz gerekenler neler?

Pantomim performansını izleyen her izleyici evine döndüğünde sahnede gördüklerini yapmaya çalışır; buna kalkışan biri bedenini tanımaya başlar, o bedene anlam yükler ki bence bu bir çıkış yoludur. Beden dili ve jestle karıştırmamak gerekiyor bunu ama. Pantomim sanatından beslenip, daha mükemmel bir yaşam sürdürebilir insanlar çünkü yalnızca kendi bedenini değil karşı tarafı da tanımaya başlar. Bu da sağlıklı bir iletişim sürecidir.