Reklamcının vicdan sorunu

Elektronik sigara reklamı yapmakla trans yağ oranı yüksek atıştırmalık reklamı yapmak aynı şey değil. Projesine göre zorluk derecesi değişse de bu iş kolu hepimizi zaman zaman vicdanımız karşısında zor durumda bırakabiliyor.
01.10.2019 - 13:47

Geçenlerde içinde bulunduğum bir ortamda reklamcılık ve vicdan üzerine hararetli bir tartışma yaşandı. Yeni bir elektronik sigara kampanyasında çalışılması gerekirken, bir grup arkadaş söylene söylene bu projede görev aldığından bahsetti. Bazı arkadaşlarımızsa, etik olarak bu projede çalışmayı uygun görmedikleri için, projeden aflarını istediklerini belirtti. Neyse ki bugüne kadar böyle bir tercih yapmak durumunda kalmadım. Ama yerlerinde olsam, ben de bu projede görev almamayı tercih eden grupta yer alırdım.

Öncelikle Amerika gibi, kapitalizmin en vahşi formunun yaşandığı bir ülkede bile böyle bir tercih yapma şansına sahip olmak, beni mutlu etti. Sonrasında bugün ve geçmişte çalıştığım markalarla projeleri gözden geçirip, elektronik sigara karşısındaki duruşu başka hangi kategoriler ve müşteriler için sergileyebildiğime dair bir özeleştiri yapmaya çalıştım. Sonuç olarak kariyerimde birkaç kez yaşadığım, reklamcının vicdan sorunuyla tekrar karşı karşıya geldim.

Masum değiliz, hiçbirimiz

Elektronik sigara gibi bir ürün söz konusu olduğunda duruş sergilemek diğer kategorilere nazaran daha kolay. Ancak pazarlama iletişiminin bir ucundan para kazanıyorsanız ister reklamveren ister ajans tarafında olun, gri alanlarda dans etmekten kaçmanız imkânsız. İletişimini yaptığınız ürün veya hizmetlerin hepsi vaatlerini her zaman hakkıyla yerine getirmediği anda ister istemez beyaz bir yalanın parçası oluyorsunuz.

Ricky Gervais’in Yalanın İcadı (The Invention of Lying) filmindeki gibi, insanların somut gerçekleri ifade etmek dışında hiçbir şekilde iletişim yapamadığı bir dünya olmadığı sürece, hiçbirimiz masum değiliz. Tabii ki elektronik sigara reklamı yapmakla trans yağ oranı yüksek atıştırmalık reklamı yapmak aynı şey değil. Veya öyle kategoriler var ki, reklam yerine araştırma ve geliştirmeye ayrılsa çok daha hayırlı olacak paralar karşılığında mesai yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. Ancak projesine göre zorluk derecesi değişse de bu iş kolu hepimizi zaman zaman vicdanımız karşısında zor durumda bırakabiliyor.

Sektörün günah çıkarması

Son dönemde markaların daha ulvi amaçlar peşinde koşmaya başlaması sektörün günah çıkarmasına da vesile oluyor. Ajansların kamu yararı amaçlı hizmet verdiği, sivil toplum kuruluşları ve sosyal sorumluluk projeleri de biraz olsun kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyordu. Hoş, bu projelere destek verilirken öncelikli amacın ödül kazanmak mı yoksa gerçekten karşılıksız hayır işi yapmak mı olduğu başka bir tartışma konusu.

Ancak bunların hiçbiri, maaşımızı ödeyen markalar için yaptığımız anlamlı işler kadar, vicdan yaralarımıza merhem olamaz. Yanlış anlaşılma olmasın. Şirketlerin salt satış kaygısı ötesinde, anlamlı katma değer yaratmaya çalıştığı en küçük proje bile hiç yoktan iyidir. Yine de bu gibi durumlar azınlıkta olduğundan, çoğunlukla gri alanlarda seyreden reklamcılık kariyerlerimizle barışabilmek hem vicdan rahatlığı hem de akıl sağlığı açısından kritik önem taşıyor.

Çizgiyi nerede çekmeli?

Grinin tonu işverenden işverene, müşteriden müşteriye ve projeden projeye değişiyor. Hiçbir zaman tamamen siyah veya beyaz olmayan bu dünyada, çizginin grinin hangi tonunda çekilmesi gerektiği asıl tartışma konusu. Elektronik sigara gibi zararlarıyla gündemi meşgul eden bir ürün kategorisinde çizgiyi çekmek nispeten daha kolay. Ancak çoğu zaman ne brief’ine çalıştığımız ürünlerin ne de hizmet verdiğimiz şirketlerin masumiyetinden bu kadar emin olabiliyoruz. Bu gibi durumlarda sorumluluğu yöneticilerimize atıp sadece kendi işimize bakmak kolay. Oysa yediklerimizin besin değerlerine veya taraftarı olduğumuzun takımın istatistiklerine dikkat ettiğimiz kadar, çalıştığımız markalara zamanımızla beraber ruhumuzdan ne kadar büyüklükte bir parça sattığımıza da kafa yorabiliriz.

Bu yolun sonunda işsiz kalmak, kariyer değişikliğine gitmek veya tamamen umursamaz bir tavır takınmak da var. Yine de çizginin nerelerde çekileceğini netleştirmek ancak bu iç hesaplaşma ve bilinçli bir şekilde kişisel sınırların belirlenmesiyle mümkün. Ayrıca kişisel değerlerimiz de zamanla evirildiğinden, belirli aralıklarla bu vicdan sorgulamasını yeniden yapmakta fayda var. Zira iş hayatının bize dayattıkları ve kişisel değerlerimiz arasındaki tutarlılık, kariyerimiz boyunca bir test konusu olmaya devam edecek.

Bir de kusura bakmayın, ben sektörde aktif olarak çalışırken bu konuyu ancak bu kadar detaylı kaleme alabildim. Siz bu muhabbeti kendi dostlarınızla daha filtresiz bir şekilde devam ettirirsiniz artık.