MediaCat

“Okul ajansları yeniden kurmalıyız”

RED and GREY’in kurucusu Furkan Reis, CCO’su Cem Batu ve kreatif direktörleri Erkan Kaya ve İlker Dağlı’yla sektörün ve ajansın yolculuğuna dair.

“Okul ajansları yeniden kurmalıyız”

Sektördeki özensizliğin tüketici nezdinde markaların hatırlanmamasına yol açmasının “gayet normal” olduğunu söyleyen RED and GREY Kreatif Direktörü İlker Dağlı, kolaya kaçmayın mesajını verirken; ajansın diğer kreatif direktörü Erkan Kaya da usta-çırak ilişkisinin tekrar kurulması gerektiğinden bahsediyor. RED and GREY ekibiyle hem sektörün hem de yolculuklarının gidişatını masaya yatırıyoruz.

Ajansların isimleri ellerinde tutması giderek zorlaşıyor, yetenek konusunda bir açlıktan bahsediliyor. Sizdeyse tersine bir durum söz konusu, son dönemde kıymetli isimleri bünyenize eklemeye devam ettiniz…

Furkan Reis: RED and GREY kendi yağında kavrulmak isteyen bir ajans. Arkanızda büyük bir network yoksa daha hızlı ve radikal kararlar alabiliyorsunuz. Başkalarının bölünme ve küçülmeye gittiği dönemde biz bunu bir fırsat olarak gördük. Uzun zamandır birbirini tanıyan deneyimli insanları bir çatıda buluşturarak, yaratıcılıkta yeni bir cephe açmak istedik. Burada herkes işin mutfağından geliyor ve mutfakta çalışmaya devam ediyor. Yani Cem Batu ekiple birlikte post metni hazırlıyor, Erkan Kaya sunum için key visual hazırlıyor, İlker Dağlı film senaryosu yazıyor, ben sunum yapıyorum. Dolayısıyla ortaya çıkan işte herkesin bir payı oluyor.

Son zamanda Monster Notebook, Katılımevim, Dijipol, Komili gibi markalarla işlere imza attınız. Ajans olarak nasıl bir düsturla yaratıcılığınızı besliyorsunuz?

Cem Batu: Biz önümüze gelen işi, büyük veya küçük iş diye ayırmıyoruz. Çünkü her işin bir potansiyeli olacağına inanıyoruz. Ezber bozan, beklenmeyen fikirler peşinde koşuyoruz. Bazen sosyal medyada atılan tek bir post bile tüm yıl yapılan ulusal bir kampanyadan daha etkili olabiliyor. Mesela Monster Notebook’un sosyal medyadan yardım isteyen müşterisine, rakip markanın bilgisayarını sipariş etmesi gibi. Reklamlarda olması gereken uzunluk veya kısalıkla ilgi formüller oluşturmak yerine insanların izlerken, dinlerken, okurken sıkılmadığı fikirler arıyoruz. Çünkü insanların televizyon başına geçip önlerine koyduğunuz her reklam filmini izlediği o kolay dönemin artık çok uzağındayız.

Yaratıcı süreçlerde ve müşteri ilişkilerinde nasıl hassasiyetler güdüyorsunuz? Özellikle reklamveren tarafında hayat pahalılığı nedeniyle bütçe odaklı işlerde eskiye kıyasla daha yoğun bir ikna süreci yaşanacak gibi duruyor. Sizce sektör bu enflasyon koşullarında yaratıcılığını koruyabilmek adına nasıl aksiyonlara yönelecek?

FR: Markalarımızla birlikte büyümeye inanan bir ajansız. Bu nedenle çalıştığımız markaların algılarını açmak birinci görevimiz. Onlara tepeden bakıp “şöyle yapmanız lazım” demek yerine, onlardan biri olmayı ve çözümü birlikte bulmayı seviyoruz. Çekim ve medya bütçelerinin taksimetre gibi sürekli arttığı şu dönemde, markalarımıza uçuk fiyatlı projeler yerine dikkat çeken ama ayağı yere basan çözümler sunmaya çalışıyoruz. Fikir gerçekten iyiyse zaten karşınızdaki marka da o fikre inanıyor ve elinden geleni ortaya koyuyor. Sektörün bu pahalılıkta yaratıcılığını koruması için öncelikle konfor alanından çıkması gerekli. Çünkü en beğenilen ünlüyü, en iyi yönetmeni, en iyi prodüksiyonu, en hit şarkıyı kullanma lüksleriniz bir anda elinizden alındığı gün ne çözüm sunacağınızı önceden düşünmeniz lazım.

Ad*Watch verileri reklamların tüketicilerin zihinlerinde eskisi kadar kalıcı olmadığını gösteriyor. Tüketiciler reklamları hatırlasalar bile içerisinde barındırdığı öğeleri anımsamıyorlar. Böyle bir tabloda etkili iş yaratmanın dinamikleri nasıl değişti?

İlker Dağlı: Pandemi dönemindeki çekim kısıtlamaları ve bütçe küçülmeleri reklamcılığı gerçekten vurdu. Stok ve masaüstü, basit işlerin yükselişine şahit olduk. Sonrasında gelen ekonomik kriz ise geçici sanılan bu durumun biraz kalıcı hâle gelmesine yol açtı. “Mesajı verelim, geçelim” modunda yapılan özensiz o kadar çok iş var ki tüketicilerin hatırlamaması gayet doğal. Veya bir ünlü düşünün, aynı anda üç markanın reklam yüzü olmuş. Ya da bir influencer düşünün, aynı hafta içinde iki rakip markanın ürününü tanıtıyor. Ajanslar ve markalar böyle kolaycılığa kaçarsa ortada hatırlanacak bir şey kalması mümkün değil. Ajanslar, yarışmalar için kullandıkları o yaratıcılıklarını günlük işlerine de yansıtırlarsa bu durum çözülür.

Sizce nasıl çözüm önerileriyle daha etkili bir yaratıcılığa ulaşabilmek mümkün?

Erkan Kaya: Eskiden okul ajanslar vardı. Kapıdan içeri giren biri kendinden daha deneyimli ustalar tarafından ikinci bir üniversite okumuş gibi eğitilirdi. Şu an ne bu ajanslar kaldı ne de o ustalar. İki yılda senior olmak, beş yılda direktör olmak gibi gerçekle hiçbir bağlantısı olmayan bir noktaya geldik. Kimse yeni kuşağı eğitmeye zaman harcamak istemiyor. Yeni kuşak ise pişmeden hemen yükselme peşinde. Ajanslar olarak bu usta-çırak ilişkisini tekrar kurmamız lazım. Bir gecede 200 küsür ödülün dağıtıldığı yaratıcılık yarışmalarında ise jüri ve ödül sisteminin tekrar ele alınması lazım.

İlgili İçerikler

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.