“2070’te de hayat bugüne benzeyecek”

Deloitte Kanada çatısı TMT Research Direktörü Duncan Stewart ile "zamazingo"lardan "next big thing"e uzanan bir sohbet.

02.04.2019 - 09:52 | Haluk Kasarcı

"2070'te de hayat bugüne benzeyecek"

Deloitte Kanada çatısı altında yer alan TMT (Technology, Media and Telecommunications) Research Direktörü Duncan Stewart, 2019’a dair tahminlerini paylaşmak için İstanbul’daydı.

Teknolojinin insan hayatı üzerindeki etkisini bir parça abarttığımızı düşünen Stewart’la zamazingolardan “next big thing”e uzanan sohbetimize buyurun.

Nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz? Bir distopyaya doğru mu gidiyoruz?

Çoğunlukla optimist birisiyimdir. Teknoloji sizin lehinize de aleyhinize de çalışabilecek bir şey elbette ama bana sorarsanız çoğu zaman olumlu niyetlerle kullanıldığını düşünüyorum. Daha da önemlisi şu: Isaac Asimov’un 1964 yılında kaleme aldığı, gelecek 50 yıla ilişkin tahminlerine veya Robert Heinlein’ınkilere bakın. Hepsinin çok ciddi biçimde yanıldıklarını görürsünüz. Mars’ta veya denizaltında yaşam, yemek yerine hap tüketen insanlar…

Bugünkü insan davranışlarına ve topluma bakıp 2070’e dair bir tahminde bulunmak istiyorum. Ben öleceğim. Şaka bir yana, hayat bugünkü haline fazlasıyla benzeyecek.

Ben 1964’te doğdum. Bugünün dünyasında farklı olan ne var? Akıllı telefonlar ve internet. Bunun dışında insanlar genel olarak hâlâ ev dediğimiz yerlerde aileleriyle birlikte yaşıyor, arabaya biniyor, ofis dediğimiz alanlarda iş dediğimiz şeyleri yapıyorlar.

Bütün bunlar benim ebeveynlerimi şaşırtmayacak şeyler. Evet, akıllı telefonlar onlar için yeni ancak biz de hâlâ televizyon izliyor, radyo dinliyor ve kitap okuyoruz.

Bugünkü insan davranışlarına ve topluma bakıp 2070’e dair bir tahminde bulunmak istiyorum. Ben öleceğim. Şaka bir yana, hayat bugünkü haline fazlasıyla benzeyecek. Teknolojinin insan hayatı üzerindeki etkisi birçok insanın düşündüğünden çok daha küçük. Akıllı telefonumu kullanarak, herhangi bir mağazaya gitmeden ayakkabı satın alabilmem ve ürünün evime kadar gelmesi ilginç bir deneyim ama toplumun yapısını değiştirecek bir şey de değil.

Bugün teknolojiye dair konuştuğumuz birçok şeyin hayata geçirilebilmesi için kullanıcı verisi ve işlenmesi hayati önem taşıyor. GDPR ve benzeri regülasyonların uzun vadede teknolojik gelişmelere nasıl etki edeceğini düşünüyorsunuz?

Açıkçası buna yanıt vermek için henüz erken. Tüketici davranışları ve kişisel veriler konusuna baktığımızda şunu görüyoruz: İnsanlar mahremiyet konusunda çok hassas olduklarını söylüyor; ancak bunu inkâr eden tutum ve davranışlar sergiliyorlar.

Mahremiyet ve teknoloji konusunda bir değişiklik yaşanacaksa bunun regülasyonlarla olacağına inanıyorum ancak burada regülasyondan kastım gönüllü olarak uyulan kurallar değil. Yapılması gereken budur demiyorum ama multi milyar dolarlık cezalar veya şirketlerin büyük yaralar aldığı yaptırımlar olmadığı sürece ciddi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Biz insanlar herhangi bir ürün veya hizmet alırken uyduğumuzu beyan ettiğimiz hüküm ve koşulları asla okumayan bir türüz. Hal böyleyken, bu işte kendi kendimize gelişeceğimizi düşünmek çok naif bir yaklaşım.

Yakın zamanda Google Glass 2.0’ın geleceği haberini aldık. İlk etapta benzer (genel itibarıyla olumsuz) geri bildirimler alan diğer ürünler de yenilenen versiyonlarıyla tüketiciyle buluşmanın arifesinde. Giyilebilir cihazlar genel itibarıyla vaadini karşılamamış olabilir mi?

Glass 2.0 ve Microsoft HoloLens 2.0 gibi ürünlerden söz ediyoruz. Bunlar aslında birer girişim mahiyetinde. İşin ilginç yanı bu cihazlar için sayısız kullanım alanı olması. Önümüzdeki yıllarda, yılda milyarlarca dolara tekabül eden bir pazar oluşturmalarını bekliyorum. Burada hatırlamamız gerekense şu: akıllı telefon pazarının yıllık büyüklüğü 500 milyar dolar. Dolayısıyla, evet bu cihazlar heyecan verici ancak bu görece çok ufak ve niş bir pazar.

Birçok veriyle desteklediğim görüşüm şu ki, insanlar yüzlerine bir şeyler giymek istemiyorlar. İnanın bana ister AR olsun ister VR, bu değişmeyecek. 3D televizyonların bugünkü durumuna bakın. Mesele içerik de değil başka bir şey de, mesele sadece insanların yüzlerine bir şeyler giymek istememeleri.

Bugün herhangi bir cihazı “zamazingo”, diğerini “next big thing” yapan şeyi net biçimde tespit etmek sizce mümkün mü?

Bu isabetli bir soru ve ister inanın ister inanmayın yanıtı evet. Bana sorarsanız hayatımızda üç çeşit cihaz var.

Herkeste olan ve herkesin kullandığı cihazlarla başlayalım. Televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar. Gelişmiş ülkelerde nüfusun yüzde 90’ı bu kategorideki cihazları bir günde saatlerce kullanıyor. Belki tabletler de buraya eklenebilir ama bu konuda kararsızım. Yüzde 50-60 civarında bir penetrasyon söz konusu ve kullanım süreleri de düşüş trendinde. Tabii bu “yeni” cihazların dışında, aynı kategoride yer alan başkaları da var. Arabalar gibi. Sayısız insanın arabası var, onlar da bu cihazları günde saatlerce kullanıyorlar. Yine de bu kategorinin başat üçlüsü televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar.

Hayatımızda herkesin kullandığı popüler cihazlar, ‘dijital waffle makineleri’ ve bu ikilinin arasında, tüketicilerini mutlu eden ancak niş olarak kalacak cihazlar var.

İkinci kategoride VR gözlükler, 3D televizyonlar, drone’lar ve 3D yazıcılar var. Bunlar insanların birkaç sefer deneyip sonrasında garajlarına kaldırdıkları cihazlar. Kanada üzerinden bir örnek vereceğim ama anlaşılacağına eminim. Kanada’da yeni evlilere –sebebini inanın ben de bilmiyorum- waffle makinesi hediye edilir. Her çift “yaşasın, artık bir waffle makinemiz var” dedikten sonra şu süreçten geçiyor: “Şişmanlıyoruz. Açıkçası waffle’ı o kadar da çok sevmiyoruz. Bu şeyi temizlemek de acayip zor.” Bundan sonraki adım da waffle makinesinin garaja kaldırılması oluyor. Ben VR ve AR gözlükleri, 3D yazıcıları, drone’ları ve bunlara benzer ürünleri dijital waffle makineleri olarak tanımlıyorum. İnsanlar birkaç kez kullanıyor, eğleniyor ve sonra bir daha kullanmamak üzere kenara koyuyorlar.

Üçüncü kategori de insanların yüzde 7-8-9 kadarının kullandığı, akıllı saatler gibi cihazların yer aldığı kategori. Akıllı saat kullanan insanlar onları her gün kullanıyor ve fazlasıyla işlerine yaradıklarını söylüyorlar. Tamamen elektrikle çalışan arabaları olan insanlar arabalarına bayılıyor ve dünya için iyi bir şey yaptıklarını düşünüyorlar. Akıllı termostat kullananlar da var ve onlar da bu cihazlardan vazgeçemeyeceklerini söylüyorlar… Bu konuda tekrar dikkatinizi çekmek istediğim nokta kullanım oranları. En popüler cihazları dahi insanların yüzde 7’si tarafından tercih edilen bir kategoriden söz ediyoruz.

Toparlamak gerekirse hayatımızda herkesin kullandığı popüler cihazlar, “dijital waffle makineleri” -ki bunlar tam anlamıyla birer zamazingo ve bu ikilinin arasında, tüketicilerini mutlu eden ancak niş olarak kalacak cihazlar var. Biraz uzun bir cevap oldu ama bilirsin, bu konulara çok kafa yoruyorum.

Her şeyin “as a service” haline geldiği bir gelecek sizce ne denli olası?

“Her şey” biraz iddialı tabii ama ne demek istediğini anlıyorum. Deloitte olarak bu meseleye ilişkin, Flexible Consumption Business Models isimli bir tahmin hazırladık, ilgilileri bir göz atabilir.

Bugünlerde otomotiv sektörü özelinde çokça konuşulan bu mesele aslında sadece arabalarla sınırlı değil. Çok küçük bir pazarsa da jet kiralama veya motor yat kiralama gibi alternatifler de söz konusu. Dolayısıyla ulaşım ve taşıma konusunda oldukça büyük bir potansiyelden söz ediyoruz. Öte yandan bu çok da yeni bir kavram değil. Ev kiralama dediğiniz işlem de aslında aynı fikrin farklı bir uygulaması. Sayıları giderek artan paylaşımlı ofis pazarı da bunun bir göstergesi.

Bu konuda benim dikkat çekmek istediğimse farklı bir nokta. “X as a Service” büyüyen bir pazar değil mi? Kesinlikle öyle. Fakat kendi kendine engel olduğu bir tarafı da var. Uber, Lyft gibi örnekler insanların kendi araçlarını kullanmayıp trafiği hafifleteceği öngörüsüyle hayata geçirilmişti değil mi? Bugün geldiğimiz noktada insanların toplu taşımadan uzaklaşıp bu tip alternatiflere yönelmeleri daha fazla trafiği beraberinde getirdi. Dolayısıyla söz konusu pazarlara bir de bu açıdan bakmakta yarar var.