“Bu iş müşteri için var”

VML'le birleşmesinin ardından grubun Avrupa'daki Mükemmeliyet Merkezlerinden biri olan VMLY&R İstanbul'un, eğittiği yeteneklere yaptığı yatırımdan müşteri ilişkileri ve kreatif departmanlar arasındaki ilişkiye kadar pek çok başlıkta kendine çizdiği rotayı ajansın liderlerinden dinledik.

06.05.2019 - 16:32 | Haluk Kasarcı

"Bu iş müşteri için var"

VML’le birleşmesinin ardından grubun Avrupa’daki Mükemmeliyet Merkezlerinden (Center of Excellence) biri olan VMLY&R İstanbul’un kapsını çaldık. Ajansın, eğittiği yeteneklere yaptığı yatırımdan müşteri ilişkileri ve kreatif departmanlar arasındaki ilişkiye kadar pek çok başlıkta kendine çizdiği rotayı liderleri anlattı.

Yeni bir ajans modeli ve çalışma düzeni olduğunuzu söylüyorsunuz. “Bağlantılı markalar yaratma” fikri nasıl işleyecek Türkiye’de?

Arzu Ünal: Bugüne kadar karşılaştığımız hikâyede bir brief ve o brief’in etrafında örülen bir kampanya vardı ajans dünyasında. Oysa bugün tüketicilerin markalarla olan ilişkisi çok daha derin. Rafta bir ürün gördünüz, size bir şey söyledi. Satın aldınız ve memnun kalmadınız. Çağrı merkezine ulaşma ihtiyacı hissettiniz. Orada nasıl bir deneyim yaşadınız? Bunlar olurken aynı marka sponsorlu bir Instagram paylaşımıyla karşınıza çıktı, orada ne dedi? Sizinle raftayken konuşan markayla, Instagram’da konuşan markanın söyledikleri paralellik gösteriyor mu yoksa apayrı şeyler mi…

En basit tarifiyle, tüm bunların markanın farklı ihtiyaçlarına hizmet verecek şekilde, bütünleşik olarak planlanmasını anlatıyor bağlantılı marka yaratma meselesi. Markanın tüketicisine kurdurduğu hayal ile onu hayata geçirmek arasındaki bütün aşamalardan sorumluyuz. Bu bizi müşterimizin yalnızca pazarlama departmanıyla değil, CTO’suna kadar tüm birimleriyle muhatap kılıyor. Esasında yaşadığımız bu dönüşüm, bizzat müşterilerimizin tarafında yaşanan gelişmelere, onların organizasyon şemalarında yaşadıkları değişikliklere yanıt verme çabasının ürünü.

Sizin de yeni bir görev almanız söz konusu, onu da paylaşır mısınız?

AÜ: EMEA bölgesinde VMLY&R olmaya hazır, gerekli altyapı, kaynak ve yetenek havuzuna sahip; bunu da somut başarılarla kanıtlayabilen (İngiltere ve Polonya’yla birlikte) üç ülkeden biriydik. VMLY&R Group olarak burada elde ettiğimiz tüm gelirlerin yarısını dijitalden sağlıyoruz. Bütün bunlar Avrupa’da bölgeye hizmet vermek üzere kurulan Mükemmeliyet Merkezlerinden biri olmamızı sağladı. Bununla beraber İtalya, Portekiz, İspanya ve İngiltere’den de brief’ler almaya başladık. Bu bizim için gurur verici bir gelişme zira iletişim ve pazarlama kabiliyetlerimizin her yerde yarışabilecek ve Avrupa’yı memnun edecek kalitede olduğunun bir göstergesi.

Ben de beş ülke yöneticisinden oluşan Europe Executive Leadership Board’una girdim. Bu masaya oturduğumda görüyorum ki esasında burada yaşadığımız deneyimler ve ürettiğimiz bilgi dağarcığı pek çok ülkeye örnek olabilecek nitelikte. Bu gerçekten gurur verici.

Size kendinizi nasıl hissettiriyor Avrupa’dan da brief almaya başlama durumu?

Uğur Sönmez: Bizim işimizde havada kalan çok şey olur. Ancak bugün -içinde bulunduğumuz ortamda operasyonel olarak çok daha büyük bir yapı söz konusu olsa da- çok dinamik ve “haydi hemen başlayalım, halledelim” denilen bir noktadayız.

Can Yıldız: Halihazırda global kreatif direktörümüzle bir proje üzerinde çalışıyoruz ve kendisiyle iki günde bir konuşuyoruz. Belli ki ileride daha çok yapacağız bunu. Aynı şekilde karşıdan da bir akış var. New York’tan bir iş için yardım istediklerini, Mehmet ve Ozan’ların oradaki kreatif direktöre destek verdiğini biliyorum. Bunlar yeheyecan verici şeyler hepimiz adına.

Melik Atalay: Şöyle bir durum da var… Yapmak istediğin şeyi anlattığında, globalden öyle büyük bir hevesle karşılık geliyor ki, motive olmamak mümkün değil.

CY: Kaç yaşına gelirse gelsin, önüne boş kâğıt geldiğinde heyecan duyan insanlar var hâlâ sektörde. Biz de ne mutlu ki o heyecanla çalışıyoruz ve senin hayatın boyunca hiç görmediğin, bir yerlerde adını duyduğun, birgün bir yerlerde bir sunumunu izlediğin insanlar fikrini duyup “haydi haydi bunu hemen yapalım” dediklerinde ister istemez heyecanlanıyorsun.

"Bu iş müşteri için var"

Dilek Terliksiz, İlker Dağlı, Can Yıldız, Aşkın Baş, Ozan Aslan, Erkan Kaya, Melik Atalay, Koray Serin, Mehmet Güney, Arda Görgün, Uğur Sönmez, Ayşe Aydın, Arzu Ünal

Burada bir süredir inşa ettiğiniz ajans kültürü yeni dönemde nasıl devam edecek?

AÜ: Bu bizim en önem verdiğimiz meselelerden biri. Bu sektöre işi bilerek başlayan insan çok az. Spesifik olarak bu sektöre yetenek yetiştiren yerlerden gelen arkadaşların bile bir öğrenme dönemi oluyor. Sözünü ettiğim kolay bir eğitim değil, ciddi bir efor gerektiriyor. Bu efor harcandıktan sonra eğitilen yeteneğin orada kalması, yatırımınızın ajansın içinde çiçek açması önemli. Bu olduğunda, öğrendiklerini yetiştiği yerde bizzat deneyimleyen, tecrübesi arttıkça kazandığı hakları da artan ve kariyerine büyüyerek devam eden yetenekler kazanıyorsunuz. Bu da kültür dediğimiz şeye hayat veriyor. Beş benzemez insanı bir araya toplayıp onlara enjekte edebileceğiniz bir şey değil kültür. En büyük bileşeni kişiler ve burada sadece liderleri kastetmiyorum.

Biz bu konuda şanslıyız çünkü burada yetişen yeteneklerin, burada yükselip yönetici oldukları örneklerden elimizde fazlasıyla var. Benim P&G’den buraya gelip müşteri temsilcisi olarak başlamam ve başkanlığa, çeşitli grup sorumluluklarını alacak düzeye gelmem, Ayşe’nin burada iki şirketin sorumluluğunu birden alarak ECD’liğe gelmesi, Enis’in hem C-Section hem Plasenta’nın CEO’su olması, burada yazar olarak başlayan arkadaşlarımın group head, group head olanların kreatif direktör olmaları gibi bir döngümüz var. Halihazırda beraber çalıştığım tüm yönetici arkadaşlarım burada büyüyüp serpilmiş insanlar. Bugün bundan sonrası için, ortak bir dilin ve kültürün oluşması konusunda çok şanslı bir başlangıç noktasındayız.

MA: Bizim çok güzel bir birlikteliğimiz var. Son beş yıla baktığınızda birçok iş yaptık ama her birinde özneler hemen hemen aynıydı. Birlikte üzülüp sevindik hep bu süre zarfında. Bu kadar çok sirkülasyonun olduğu bir sektörde beş yıl aynı kadroyu koruyarak farklı markalara çalışsak da hikâyelerimizin özü aynı kaldı.

CY: Şöyle bir kültür oluştu burada; iyi insanların iyi işler yapmak için bir araya geldikleri bir yer olduk. Birinci, ikinci, üçüncü olmayalım ama iyi insanlarla iyi işler yapmak için bir araya gelelim dedik hep.

US: Zaten böyle olunca da, buna hiç takılmadık ama birincilik, ikincilik geldi hep.

CY: Önceden bir markaya hep birlikte bakıyorduk. Şimdi de hepimiz bir markaya bakıyormuşçasına çalışıyoruz. Tek fark, o marka şimdi Vodafone değil, VMLY&R.

Ozan Aslan: VMLY&R İstanbul çalışkan, motivasyonu yüksek ve iyi kalpli bir ajans. Hem yeni yeteneklerin yetişmesi hem de deneyimli yeteneklerin işinde ustalaşması için çok uygun ortam sağlıyor. Ekibin en genç çalışanına kadar herkesin sağlıklı miktarda sorumluluk aldığı ve motive olabilmek için birçok fırsat yakaladığı bir ortamdayız.

Ayşe Aydın: VMLY&R, sizde ne varsa onu daha yukarı çıkaran bir ajans. Burasını, toprağı verimli bir araziye de benzetebiliriz. Ne ekerseniz daha iyisini veriyor. Hiçbir zaman bir okul olmanın peşine düşmüyoruz; ahkam kesmek istemediğimizden. Yine de burada çok şey öğrendiğimize de eminiz. Çünkü küçük büyük herkesin alanı var burada. Burada her yönetici, birileri harika işler yapsın, ben de o birilerinden övgüyle bahsedeyim ister mesela. Bu açıdan bakınca bizim bir tek kahramana değil, kahramanlara inancımız sonsuz.

Ajansın yönetim kadrosuna bakarsak Bomonti No:51’in hepimize ne kadar alan açtığını da anlayabiliriz. Ben, İlker, Erkan ve Mehmet ilk kreatif direktörlüklerimizi burada yaptık. Ozan, Mustafa, Can, Melik ve Uğur ilk grup direktörlüklerini; Arda ilk GMY’liğini, Aşkın müşteri ilişkileri direktörlüğünü, Dilek ve Koray da strateji direktörlüklerini burada yaptılar. Hilal’in ilk genel müdürlük tecrübesi yine burada gerçekleşti. Arzu Ünal’ın da… Yeşermeye meyilli herkes VMLY&R’da filizlenip yetişiyor. Üstelik gereksiz gerginlik, yıkıcı hırs, anlamsız rekabet ortamı gibi katkı maddelerini kullanmıyoruz. Büyümeler organik yani.

Müşteri ilişkileri departmanının direkt olarak ECD’ye raporladığı düzeniniz neden önemli?

AÜ: Biz bunu VMLY&R olmadan önce yaptık. Teknoloji sayesinde bu kadar akışkan hale gelmiş bir ortamda dikey kuleler yaratmanın kimseye bir faydası yok. Bunu sektördeki herkes hissediyor ve farklı biçimlerde çözümler üretiyor.

Müşteri ilişkileri ve yaratıcı departmanlar, birbirlerinin beklentilerine ve ihtiyaçlarına göre şekil alması gereken birimler. Ben bu işi yaptığım süre boyunca “Müşterim bunu istiyor”a karşı “Hayır, bu işin oluru budur” tartışmasını manasız buldum.

Bir tane doğru var, o da markanın ihtiyacı. Evet, işimiz yaratıcılık ama biz bu işi müşteri için yapıyoruz. Dolayısıyla müşteri ilişkilerinin yönetimi, salt bir departmanın görevi olamaz.

Bu değişimi hayata geçirmemizde Ayşe’nin iş stratejisi ve iş ihtiyaçlarını çok iyi anlayan bir kreatif olması da büyük bir avantaj bizim için. Bu düzen bize çok daha holistik bir bakış açısı kazandırmış oldu.