Veri versinler ellere, beni vursunlar

İçinde bulunduğumuz dönemi Gözetim Kapitalizmi olarak tanımlayan Emekli Harvard Profesörü Shoshana Zuboff, yeni kapitalizmin artı değerinin kullanıcı verilerinden elde edilen davranışsal artı değer olduğunu ve geleceğin toplumunda sadece iki sınıfın olacağını iddia ediyor: Gözleyenler ve Gözlenenler.
04.02.2019 - 13:45

Geçtiğimiz ay sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri #10yearchallenge akımı oldu ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en çok paylaşılan içerikler arasına girdi. Hemen ardından #10yearchallenge’ın zararsız bir akım olmadığı, yüz tanıma algoritmalarını mükemmelleştirmek için Facebook tarafından yayılmış olabileceği hararetle tartışılmaya başlandı.

Veri versinler ellere, beni vursunlar

Cambridge Analytica skandalı sonrası iyice görünür olan verilerin izinsiz kullanımı hassasiyetinin ipuçlarını, ilk kez 2012 yılında ortaya çıkan sözde Berner Konvansiyonu post’larında da görmüştük. Kullanıcılar var olmayan bir anlaşma uyarınca fotoğraflarının telif hakkını Facebook’a devretmediklerini açıklayan yoğun paylaşımlar yapmışlardı.

Facebook’un #10yearchallenge’ı yayıp yaymamasından bağımsız bir durum var: Kullanıcıların hassasiyeti giderek artıyor.

Görünen o ki Facebook’un #10yearchallenge’ı yayıp yaymamasından bağımsız bir durum var: Kullanıcıların hassasiyeti giderek artıyor. Üstelik neredeyse her yeni güne bu hassasiyeti artıracak yeni bir bilgiyle başlıyoruz. Instagram paylaşımlarınız üzerinden yapılacak bir analiz depresyonda olup olmadığınızı ortaya çıkarabiliyor. IBM Watson yazılarınızı, mesela Twitter paylaşımlarınızı okuyup tutarlı karakter tahlilleri üretebiliyor. Moda tercihlerinizden siyasi görüşünüz, kitap tercihlerinizden psikografiniz çıkartılabiliyor. Peki ya bu veriler sadece size özelleştirilmiş reklamlar sunmak için değil; işverenler, sigorta şirketleri veya kreditörler tarafından da kullanılırsa?

Gözleyenler ve gözlenenler

Veri çağında kişisel güvenlik ve gizlilik konusu akademik dünyada da yoğun bir şekilde tartışılıyor. Sosyal veriyle psikografik segmentasyon yapılabileceğini ilk kez gösteren araştırmacı Michal Kosinski’nin yakın tarihli çalışmaları yüz tanıma algoritmalarıyla dışadönüklük, uyumluluk gibi kişisel özelliklerin yanı sıra cinsel yönelimin de tutarlı bir biçimde tahmin edilebildiğini gösterdi. Birçok ülkede eşcinselliğin ölüme varan cezaları olduğunu düşünürseniz bunun tüketici segmentasyonunun ötesinde sonuçları olabileceğini tahmin etmek mümkün. Kosinski bildiğimiz anlamda gizliliğin geri gelmemek üzere kaybedildiğini, nasıl ki yasa çıkararak kasırgaların oluşmasını engelleyemezsek gizliliğimizi de geri kazanamayacağımızı, “Post-Privacy” çağında nasıl var olacağımızı tartışmamız gerektiğini iddia ediyor.

İçinde bulunduğumuz dönemi “Gözetim Kapitalizmi” olarak tanımlayan Emekli Harvard Profesörü Shoshana Zuboff oldukça karamsar bir tablo çiziyor. Yeni kapitalizmin artı değerinin kullanıcı verilerinden elde edilen davranışsal artı değer olduğunu ve geleceğin toplumunda sadece iki sınıfın olacağını iddia ediyor: Gözleyenler ve Gözlenenler.

Şeffaflık paradoksu

Bu yeni çağın, George Orwell’ı hayal gücünden yoksun bir çaylak olarak gösterebileceğini söyleyen MIT’den Alex Pentland yine de umutlu. Şeffaf ve merkezsiz sistemler inşa edebildiğimiz ölçüde büyük veri çağında daha uyumlu, özgür, sağlıklı ve müreffeh toplumlar kurabileceğimizi düşünüyor. Örneğin MIT’nin de içinde bulunduğu OPAL Projesi (Daha İyi Kararlar İçin Açık Algoritmalar) bankalar, telekom şirketleri gibi özel şirket verilerini gizliliklerini ihlal etmeden kullanarak sağlık, eğitim, suç önleme gibi konularda toplum yararı sağlayacak çalışmalar yapıyor.

Sinan Aral ise “Şeffaflık Paradoksu” kavramını tartışmaya açtı. Bir yandan veri toplayan şirketleri bu verilerin nasıl işlendiği konusunda şeffaflığa davet ederken öte yandan aynı verilerin korunması konusunda da baskı oluşturuyoruz. Kişisel verilerimizi biriktiren tüm kurumlar bu paradoksu çözmek ve hem daha şeffaf hem de daha güvenli olmak zorundalar.

Güvenliği artırmanın yolu veriyi daha çok gizlemek değil, bağımsız ve akademik çalışmalara daha açık, daha şeffaf erişim imkânları sağlamak gibi duruyor.

Ve güvenliği artırmanın yolu veriyi daha çok gizlemek değil, bağımsız ve akademik çalışmalara daha açık, daha şeffaf erişim imkânları sağlamak gibi duruyor. Siz veriyi ve o veriyi nasıl kullandığınızı gizledikçe kullanıcı endişesinin giderek artacağı ve davranışlarının da değişeceğini öngörmek mümkün. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Kaan Varnalı ve Ayşe Bengi Özçelik’in davranışsal hedeflemenin etkinliği üzerine yaptıkları çalışma bu tip veri güvenliği endişelerinin sadece reklam performansını değil, reklamı yapılan ürün ve hizmetlerin algılanmasını da olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor.

Yerimiz bitti ama verimiz bitmedi. Devam ederiz.