Yüzeyle yetinmeyen iki deneyimli kreatif Salih Can Akalın ve Semih Altıner, yeni ajansları Worm ile sessiz ama kalıcı bir dönüşümün peşine düşüyor.
Reklamcılık bazen parlak vitrinlerden, yüksek sesli sloganlardan ve hızla tüketilen fikirlerden ibaretmiş gibi görünür. Ama işin aslı, asıl dönüşüm çoğu zaman gözden uzak, sessiz ve sabırlı bir yerden gelir. Sektörde uzun yıllardır birlikte üreten, aynı masada fikir kavgası veren ve aynı dertlerle yoğrulan iki kreatif lider Semih Altıner ve Salih Can Akalın’ın yeni ajansı Worm da tam olarak bu yerden konuşuyor.
Worm’un isminin ardındaki metafordan ajans kurma cesaretine, sektördeki geçimsizlik halinden fikirlerin nasıl kavga ettiğine kadar birçok başlığa değiniyoruz birlikte…
Öncelikle ajansın ismi ile başlamak isterim. Neden “Worm” dediniz adına, reklam dünyasında tam olarak neyi hedefliyorsunuz?
SALİH CAN AKALIN: İkimizin de şamanik “güç hayvanı” solucan. Şaka bir yana, hayvanlar aleminde -birçok insan gibi- favorimiz solucan değil kesinlikle. İsim olarak WORM’u seçtik çünkü yüzeydeki cılız parıltılı, göz önündeki fikirlerle ilgilenmiyoruz. Solucan, toprağın altında sessizce çalışır ama geçtiği yeri dönüştürür. Toprağın yaşamsal faaliyetini, uzun süreli elverişli kılar. İş yapış biçimimiz ve sektördeki hedeflerimiz biraz bununla örtüşüyor.
Sorunun temeline in.
Yüzeyin altına; daha derine kaz!
Görünmeyen içgörüler, fikirler bul.
Ve dönüştür!
İzleyiciye algoritmik bir dopamin vermekten ziyade; markalarımız için insanların zihninde bir hafıza yaratmayı hedefliyoruz.
İkiniz de Dentsu gibi büyük ve oturmuş bir yapıdan çıkıp yeni bir ajans kurdunuz. Sebebini öğrenebilir miyiz? Konfor alanından çıkmak diyebilir miyiz buna? Ya da tam tersi?
S.C.A: Ben, reklamcının bir konfor alanı olmadığına inananlardanım. Ya da olmaması gerektiğine diyelim. Biraz old school bir yaklaşım belki ama hep bir derdimiz var. En başta, markanın dertleriyle dertlenip bunlarla yaşayabildiğin noktada başlıyor zaten hikâye. Dentsu’dayken de böyleydi. Sanırım sahip olduğumuz en konforlu şey, oturduğumuz masa ve sandalyeydi. Onları da temin ettik, o kadar.
Bahsettiğiniz gibi büyük, oturmuş, tıkır tıkır işleyen bir yapıdan çıktık. Bu tıkırtılar arasında kendi sesini duymak bazen güçleşebiliyor. Belirli sistemlerin, iş yapış biçimlerinin içerisine çekiliyorsun. Bu da ister istemez seni, sürekli aynı yollardan geçmeye itiyor. Buna konfor diyemem.
Biz kendi solucan deliğimizi takip ederek başka yollar, başka çözümler, başka evrenler bulmanın peşine düştük diyebiliriz. Eskiden olduğu gibi biraz konforsuz hissetmeyi de sorun etmeyiz. Zaten ondan besleniyoruz.
Yıllardır büyük markalarla çalıştınız. Sektörde deneyimli iki isim olarak Worm’da sizi en çok heyecanlandıran şey ne?
SEMİH ALTINER: Daha özgür olmak. İster istemez bazı kuralları var böyle ajansların ve daima var olduğunuz ajansın refleksleri ile hareket etmeniz gerekli. WORM’da bu yok. WORM daha cesur. Worm daha hızlı. Tabi burada özgürlükten kastımız kafamıza eseni yapmak gibi de değil elbette. Zaten böyle bir şey mümkün olsa dahi istemezdik.
Worm’u diğer ajanslardan ayıran üç madde sayabilir misiniz bize? Bir markaya “Neden Worm?” dedirten refleksler neler olacak?
S.C.A.: Diğer ajanslara da cevap hakkı doğar ama şimdi… Bu soruyu kendi toprağımızın derinliklerinden cevaplayıp onlara da bi selam göndermiş olalım. Var olanların dışında, bizimle aynı heyecanı yaşayan birçok yeni ajans oluşumu da var bu ara sektörümüzde, bilindiği üzere. Bunun rastlantısal bir şey olmadığını da hepimiz çok iyi biliyoruz. Kimisi biraz küçümser bir tavır da takınıyor hatta bu duruma. Ama su götürmez bir gerçek var ki sektörümüzün yeni seslere, yeni yüzlere, yeni dokunuşlara ihtiyacı var. Bu işin tam olarak ruhunda bu var. Biz hem yenilerle hem de büyüklerle yarışmak, rekabet etmek için sabırsızız. Aynı zamanda yakın geçmişten idmanlıyız da.
Ne dersek diyelim… Bu işte günün sonunda kazanan hep “iyi fikirler” oluyor. Ve biz, o konuda da oldukça iddialıyız.
Biraz da sektördeki mevcut problemlerinden bahsedecek olursak… Bugün reklam dünyasında size göre en büyük problem ne? Yeni yapılanmanızla hangi problemlere çözüm getirmeyi amaçlıyorsunuz?
S.A: En büyük problem; geçinmek. Reklamcılıkla geçinmek. Reklamcı olma fikriyle geçinmek. Sektörle geçinmek. Markalarla geçinmek. Çalıştığın yerle geçinmek. Yapay zekâ ile geçinmek vs. Bir de tabi en önemlisi “yaşamak için geçinmek”… Genel olarak bi’ geçimsizlik durumu var bu ara sektörde. Tamamını çözebilir miyiz? Zor. Ama en azından bunlardan çoğunu çözeriz. Çözersek iyi ederiz. Mutlu mutlu geçiniriz.
Birlikte uzun yıllar çalışmış iki kreatif lider olarak, Worm’da fikirler nasıl kavga edecek peki? Çatışmayı mı, uyumu mu daha değerli buluyorsunuz?
S.A: Kavga etmekten kaçınmamayı ve alınmamayı değerli buluyorum. Çatışmasız bir uyum olacağına da açıkçası çok inanmıyorum. Aksine, çatışma iyi niyetle yapılıyorsa her zaman fikre yarar. Çünkü bir fikrin iyi olduğuna birbirimizi ikna edemiyorsak, müşterinin karşısına koymayız.
Bizim dövüşmemiz, sunumda müşteriden dayak yemekten iyidir. Hep böyle yaptık; fikir kavgalarında aldığımız yaralar bereler hep yanımıza kâr kaldı. Bundan sonra da böyle yapmaya devam edeceğiz.
Tabii bu benim fikrim; Salih katılmayabilir. Katılmıyorsa da özel röportaj verebilir.
“Bu fikri büyük bir ajans asla yapmazdı” dediğiniz ama Worm’daki özgürlük alanında yapmaktan çekinmeyeceğiniz bir şey var mı?
S.C.A: Böyle bir ayrımımız yok aslında. Büyük bir yapının içerisinden çıktık, şimdi tamamen kendi çalışma biçimimize girdik. İki türlüsünde de sezgilerimiz, heyecanımız, iştahımız değişmedi. Sadece oyun alanımız değişti. Burada tek kriterimiz; fikir iyiyse ve gerçekten işe yarayacağını düşünüyorsak her koşulda yapmayı deneriz.
Worm gelecek yıllarda nasıl anılsın istiyorsunuz? Ödülleriyle mi, yarattığı etkiyle mi, sektörde bozduğu dengelerle mi?
S.A: Hiç gelmeyenlerin; “WORM’dan teklif gelse giderim.” dediği bir yer olsun. WORM’dayken teklif alanların “Yok ben burada iyiyim.” dediği bir yer olsun. Ayrılanların; “Kesin git” dediği bir yer olsun. Markaların da “WORM diye bir ajans varmış, bi’ görüşsek mi?” dediği bir yer olsun. Eğer böyle şeyler denirse, ödüller ve etki zaten gelir.
Son olarak, iki kreatifin birlikte kurduğu Worm, bir reklam ajansı değil de bir canlı olsaydı, nasıl bir karakteri olurdu? Nasıl kurguladınız onu zihninizde?
S.C.A: Pür heyecan. Kıpır kıpır. Yerinde hiç duramıyor. Sıcak kanlı. Kıvrıla kıvrıla buluyor, anlatıyor, üretiyor. WORM gibi; bizim gibi bir şey. Uzun yıllar da bu özellikleriyle var olsun isteriz.