Kasetlerden CD’lere, walkmanlerden ilk cep telefonlarına uzanan bir nesneler tarihi; sadece teknolojinin dönüşümünü değil, 1950’lerden 90’lara uzanan kültürel iklimi, orta sınıf hayallerini ve bugünün güçlü nostalji dalgasını da anlatıyor.
ALİ ŞİMŞEK
YAZAR / ELEŞTİRMEN
Sizin de dikkatinizi çekiyordur… Yeni tasarım yüzüyle internete bağlanan walkmanlar, film kullanan fotoğraf makineleri, Insta tasarımında Polaroid makineler… Bluetooth’lu pikaplar, yıllanmış kasetleriyle video oynatıcılar ve de pop desenleriyle CD çalarlar… Bunlara 1990’ların hantal PC’lerini de ekleyebiliriz. Bit pazarına nur yağıyor!
Bugün sahaflarda ya da bit pazarlarında rengarenk kaset ve CD yığınlarını görebilirsiniz. Fiyatlar da gayet makul. 90’ların ve dijital çağın gözdesi CD, bizde minibüs tavanlarında ve camlarında aksesuar da olmuştur, hatırlayanlar vardır.
Bu nesneler dönem olarak ne ifade ediyor? Elbette 1980 ve 90’lı yılların anılarını. Özellikle 1970, ’80 ve ’90 aralıklarında doğan orta yaşı da bir tarafıyla geçmiş insanlar açısından geçmişlerinden, çocukluk ve gençliklerinden “mutlu” anlar.
Genelde nesneler 20-100 yıl arası retro, 100 yılı aşarsa antika olarak niteleniyor. Elbette bu göreli ve toplumsal bağlama göre değişiyor. 20’nci yüzyılın ilk retro-vintage dönemi “kükreyen yirmiler” olarak adlandırılan 1920’lerdir. 1. Dünya Savaşı sonrası bu dönem ikinci “Belle Epoque (Güzel Çağ)” olarak adlandırılır. İlki 1871-1914 arasıdır. 20’ler cazdan modern ve avangart sanat hareketlere, modadan modernizmin dilini yaygınlaştıran başta mimari olmak üzere yeni tasarımlara, büyük transatlantikler ve de otomobillere doğru bir sıçrayıştır. Elbette 1929 ekonomik krizi ile sönümlenecek bir parlaklıktan söz ediyoruz. Fakat dünyanın en bilinen retro döneminin 1950’ler olduğunu söyleyebiliriz. Bunda 1945 ve 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan görece barış, hızlı tüketim, nüfus artışı (baby boom) ve de “Amerikan Rüyası” olarak bütün dünyaya sunulan orta sınıf hayali var. Popüler kültür, Hollywood filmleri, dergiler, reklamlar, rengarenk otomobiller, televizyon ve beyaz eşya… Evinde gülümseyen çocuklu mutlu çekirdek aile 1950’lerin en bilinen imgesidir.
Ya da Norman Rockwell’in illüstrasyonları dönemin imgesi için unutulmazdır. Kendisi sadece iyimser Amerikan Rüyası değil, federal ajanlar korumasında beyazların okuluna giden siyah kız çocuğunu resimlediği, Ruby Bridges’in okuldaki ilk gününü anlatan “Hepimizin Yaşadığı Sorun” resmiyle de sarsıcıdır. Çok tehdit almıştır ırkçılardan.
Ama çoğu gülen yüzler ve bolluk toplumu imgeleridir. Gördüğümüz Soğuk Savaş ve Komünist SSCB’ye karşı Amerika, refah ve mutluluğun coğrafyasıdır. Tabii Margaret Bourke-White’in o unutulmaz fotoğrafı, “Louisville Sel Baskını Mağdurları” hayaleti de vardır bu rüyada. Kızıl Haç yemek kuyruğunda bekleyen siyahiler ve arkada gülümseyen beyaz mutlu bir aile… Ya da Nixon’un 1959’da Moskova’da Kruşçev’e Amerikan mutfağını övdüğü o sarsıcı sahne… 1950’leri karşı kültür ve gençlik hareketleriyle politik 1960’lar takip edecektir. Rock, çiçek çocukları, 1980’lerde bir tarzın adı olacak grunge (salaş)… Ve de Vietnam hayaleti!
Bir dönem ne zaman retro olur ya da kaç yaşımızdan itibaren nostaljik yönümüz artmaya başlar? Elbette bu konuda ölçmeye dönük araştırmalar vardır. Tartışılır. Ama birçok insan kendi yaşantısından sezgiyle bunu hissedebiliyordur inanın… Yaklaşık 30 yıllık bir süreden söz edebiliriz. 50’ler imgesinin retrolaşması önemli ölçüde 1970 ve 80’lere denk geliyor. Günümüzde bile etkisini sürdüren bir retro imgedir 1950’ler.
Günümüzden bakıldığında ise üç dönem retrolaşma var. 1970 ve hareketli ’80’ler ve de küresel 1990’lar. 1980’ler dışa açılmanın ve küreselleşmenin ivmelendiği, tüketim toplumu ağırlıklı yeni bir ekonomi politikayla (neoliberalizm) bilinir. Bizim de Özal’lı yıllar olarak yaşadığımız bir dönem… İlk AVM’ler (1988’de Ataköy Galeria), süper marketler, Michael Jackson, çok kanallı televizyon ve de basın alanındaki müthiş patlama, ithal ürünler. Başta video kaset oynatıcılar, deck ya da taşınabilir müzik setleri, kameralar, walkman, CD player ve atari gibi hayatımıza giren yeni nesneler… Liste uzayıp gider!
Eski Dünya Bankası Başkanı Joseph Stiglitz, “Doksanların Yükselişi” kitabına alt başlık olarak “dünyanın en parlak on yılı” ibaresi ekler. İddialıdır ama doğrudur. Neoliberalizm “devleti küçült” sloganıyla sanayinin yanına devasa bir banka-finans, bilişim ve hizmetler sektörü ilave edecektir.
Bunu mümkün kılansa bilgisayarlaşma-dijitalleşmedir. Büyüyen yeni bir orta sınıf hem üretici hem de tüketici olarak 90’ların parlak vitrini olacaktır. Küresel kent hedefi birçok metropolü dönüştürecektir. Şehir soylulaşmayla beraber eğlence-alışveriş merkezli yeni bir mekânsal yapılanmada oluşturulacaktır. Özellikle Beyoğlu’nun dönüşümü ve bardan kafeye mekânsal yoğunlaşma çok görünürdür.
Bizdeki 90’lar özellikle medyadaki patlamayla da fark edilir. Özel radyo ve renkli televizyon kanalları bugün nostaljiyle anılan bir pop müzik patlaması da yaratacaktır. Yonca Evcimik’ten Mustafa Sandal ve Tarkan’a uzun bir tarih… Kaset artık CD’ye dönüşecektir. Özlenen 90’ların en önemli yönü budur. Ne var ki aynı dönem siyasal anlamda fazlasıyla gerilimlidir. 2001 Bankacılık Krizi’ne kadar özellikle eğitimli beyaz yakalıların görece yüksek ücretleri de bu özlemi pekiştirir. 2000’li yıllarda görünürleşen ve hâlâ devam eden yoğun muhafazakârlaşma da 90’lar özlemini tetikleyen sebeplerin başında yer alıyor. Bir sosyal medya hesabının adıyla “Old Laik Days”… Ya da Bizimkiler dizisinden fragmanlarla köpüren, özlem kokan 90’larda çocuk olmaya adanmış sayfalar…
Şimdi ise sırada 2000’lerin ilk 10 yılı var… Dönemin PC’leri retrolaşmaya başladı bile. Ama en çok da birçok insanın ilk tuşlu cep telefonu olan Nokia 3310, Ericsson 1018 gibi yaygın modeller. Onu da yaşayarak göreceğiz.