Reklamcılığa ve ötesine genç bakış

Reklamcılık Vakfı bünyesinde filizlenen Next Board üyeleri ile sektörün yaşlanan bakış açısına genç bir filtre tutarken; ekonomik bariyerlerden toksik çalışma kültürüne, in-house yapıların sunduğu konforun yaratıcılığı vasatlaştırma riskinden yapay zekâ adaptasyonuna kadar yaratıcılığın yeni yol haritasını sorguladık.

Reklamcılık Vakfı çatısı altında yaklaşık iki yıl önce filizlenen Next Board, sadece genç bir kurul değil, aynı zamanda sektörün kronikleşmiş sorunlarına karşı geliştirilmiş bir erken uyarı sistemi gibi çalışıyor. Yönetim kurulu üyesi ajansların genç kadrolarından seçilen isimlerle oluşan bu yapı, vakıf yönetimiyle koordineli şekilde çalışarak gençlerin bakış açısını karar süreçlerine taşıyor. Üniversite işbirliklerinden sektör projelerine kadar birçok alanda genç kuşakla vakıf arasında köprü kurmayı amaçlayan Next Board, yeni fikirlerin hayata geçmesine de alan açıyor.

Farklı disiplinlerden gelen 12 genç reklamcı, ajanslardaki yoğun mesailerinden ayırdıkları vakitleri, gönüllülük esasıyla bu mesleği daha solunabilir bir hale getirmek için harcıyor. Onların temel misyonu olan projeleri genç bir filtreden geçirmek aslında sektörün yaşlanan bakış açısına taze bir kan nakli anlamına geliyor. Kurul, usta-çırak ilişkisinin o eski, naif dokusunu modern dünyanın hızıyla birleştirerek vakıf kültürünü geleceğin liderlerine taşımayı hedefliyor.

Reklamcılık ayrıcalıklı bir hobi mi?

Next Board’la MediaCat ofisinde bir araya geldik. Toplantı masasında en çok yankılanan konu, reklamcılığın o eski havalı günlerinden uzaklaşmış olmasıydı. Gençler, sektörün artık sadece iletişim fakülteleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini, mühendislikten işletmeye kadar geniş bir yelpazeden problem çözücüleri çekmesi gerektiğini savunuyor. Ancak burada devasa bir bariyer var: Ekonomik gerçekler.

“Çaylak Keşfi” projesiyle Anadolu’nun dört bir yanındaki yetenekli gençlerin peşine düşen ekip, acı bir tabloyla karşılaşıyor. Kayseri’den veya Trabzon’dan çıkan parlak bir zihnin, İstanbul’daki stajyer maaşlarıyla barınma ve yaşam mücadelesi vermesi artık imkânsıza yakın. Bu durum, reklamcılığı ne yazık ki sadece belli bir ekonomik sınıfa ait ayrıcalıklı bir hobi haline getirme ve yalnızca İstanbul gibi metropollerde yaşayanların bu mesleği yapabilme riskini taşıyor.

Çatışma yokluğu vasatlık getirir mi?

Sektörel özeleştiri kısmında ise kültür ve sömürü arasındaki o ince çizgi tartışmaya açılıyor. Genç reklamcılar, iş bittiği halde sadece diğerleri çalışıyor diye ofisten çıkarken hissedilen o toksik suçluluk duygusundan yorulmuş durumdalar. Sosyal hayattan, sokaktan ve sanattan beslenmesi gereken yaratıcıların, sürekli içerik üretme baskısıyla kendilerinin birer makineye dönüşmesi, yaratıcılığın özündeki o büyüyü bozuyor. Ayrıca ödül enflasyonu, yapılan işin niteliğini düşürürken; sektörün en büyük hayali hâlâ insanca bir kutlama: Tüm ajansların kapandığı, laptopların sustuğu ve Taksim’in yaratıcılıkla dolduğu bir “Yaratıcılık Günü” festivali.

Gelecek projeksiyonunda ise korku değil, bir adaptasyon süreci göze çarpıyor. Yapay zekânın operasyonel yükü devralmasıyla insan dokunuşu ve saf yaratıcılık eskisinden çok daha kıymetli bir para birimine dönüşecek. Markalar, kendi in-house ajanslarını kurma eğiliminin yanı sıra saat 17:00’de işten çıkma konforu sunsa da Next Board ekibi burada bir tehlikeye işaret ediyor: Ajans ile müşteri arasındaki o besleyici çatışmanın yokluğu, işleri giderek vasatlaştırıyor. Sonuç olarak, her şeye rağmen onları bu masada tutan şey, boş bir kâğıda yazılan yaratıcı fikrin milyonları peşinden sürükleme gücü.

Gençler bu sektörü neden seviyor?

Reklamcılık, her yeni brifte lojistikten kozmetiğe, teknolojiden sanata kadar yepyeni bir dünyayı hatmetme zorunluluğu sunan, bitmek bilmeyen bir ‘entelektüel göçebelik’ hali. Öğrenme iştahı yüksek bir genç için bu meslek, sadece bir iş değil tek bir ömre onlarca farklı uzmanlık alanını sığdırabildiği heyecan verici bir yaşam boyu öğrenme yolculuğu. Üstelik bu yoğun tempoyu katlanılabilir kılan durum; benzer frekanstaki, entelektüel derinliği olan yaratıcı zihinlerle aynı ekosistemde nefes aldığını hissetmek. Günün sonunda gençleri bu sektörde tutan şey iyi insanlarla omuz omuza verip, boş bir kâğıda yazılan bir fikrin milyonları peşinden sürükleme gücüne olan sarsılmaz inançları.

Kreatif sektörün çıkarması gereken dersler

■ Genç yeteneklerin in-house ekiplerin sunduğu düzenli hayata yönelmesi, aslında hepimize bir mesaj veriyor. Renkli ofislerden ziyade, iş ve özel hayat arasındaki çizgiye saygı duyan bir yapı kurmak, yaratıcılığın suçluluk duygusuyla değil, özgürlükle beslenmesini sağlayabilir.

■ Reklamcılığı sadece iletişim mezunlarının alanı olmaktan çıkarıp, mühendislerin analitiği, sosyologların derinliği ve veri analistlerinin rasyonalitesiyle harmanlamak kıymetli. Çok sesli bir ekip yapısı, problem çözme kaslarını çok daha kuvvetli hale getirebilir.

■ İstanbul’un artan yaşam maliyetleri, sektörü büyük bir yetenek havuzundan koparma riski taşıyor. Hibrit modeller veya uzaktan eğitim/staj programlarıyla, Anadolu’daki parlak zihinlerin önündeki ekonomik engelleri kaldırıp, sektörü yeniden herkes için ulaşılabilir kılmak mümkün.

■ Kıdemli isimlerin tecrübe aktarımı, sadece teknik bilgiyle sınırlı kalmamalı. Bu işin neden sevildiği dair ilham noktaları da tecrübe aktarımının bir parçası olmalı.

Reklamverenler için öneriler

İçerideki ekiplerin hızı konforlu gelse de ajansların dışarıdan getirdiği o aykırı ve taze bakış açısının kıymeti paha biçilemez. Sürekli onaylayan değil, markayı bir adım öteye taşıyacak yaratıcı itirazlara alan açmak, uzun vadede kazanca dönüşebilir.

■ Yoğun ve anlık içerik üretim baskısı, kreatif ekiplerin hayal kurma ve dünyayı takip etme zamanından çalabiliyor. Ajanslara nefes alacak ve markayı derinlemesine düşünecek alanlar tanındığında, çıkan işlerin niteliği ve etkisi de aynı oranda artabilir.

■ Ödül enflasyonunun yarattığı standartlar yerine, markanın ruhuna dokunan ve toplumda karşılığı olan gerçek içgörülere değer vermek, sektörü vasatlıktan kurtarıp çok daha güçlü ve samimi işlerin önünü açabilir.

■ “Yaratıcılık Günü” gibi tüm sektörü bir araya getirecek motivasyonel projelere omuz vermek, ajans çalışanlarının kendilerini değerli hissetmesini sağlatacaktır. Mutlu ve değerli hisseden bir yaratıcı ekosistem, markalar için daha tutkulu ve başarılı işler üretebilme potansiyeline daha yakındır.