Elec-Trip ekibi marka hikâyelerini ve gelecek dönem planlarını MediaCat’e anlattı.
Yaklaşık iki senedir beraber çalışan Serkan Çeliköz ve Oğuz Kaplangı, Elec-Trip imzasıyla birçok reklam, dizi ve film müziklerine imza attılar. Kötü Kedi Şerafettin müzikleri projesiyle Tuluğ Tırpan da ekibe dâhil oldu. Tırpan’ın ifadesiyle “Şerafettin Connect People”. Bu birliktelikle projelerinde çok sesliliğe ağırlık vermeyi planlayan Elec-Trip ekibiyle marka hikâyeleriyle birlikte Amerika işbirliklerini ve gelecek dönem planlarını konuştuk.
Şubat’ta aynı gün vizyona giren Kötü Kedi Şerafettin ve Hep Yek filmlerinin müzikleri sizin imzanızı taşıyor. Bu işbirliklerinden bahsederek başlayalım.
Tuluğ Tırpan: Şerafettin işi geldiğinde sanırım Ağustos ortası falandı. Filmlerdeki seslendirmelerden birini yapan Okan Yalabık ile filmin yönetmenlerinden biri ve yapımcısı olan Mehmet Kurtuluş artık geri sayım sürecine girince somut bir adım atmak istemişler. Daha önce İngiltere’den, uluslararası kariyeri olan bir müzik bestecisiyle bir müddet paslaşmışlar ama oradan istedikleri sonucu pek alamamışlar. Neticede çok kişisel bir şey bu, Kötü Kedi Şerafettin bir jenerasyonu peşinde sürükledi bir süre. Ondan sonra da arayışa girmişler.
O süreçte Okan vasıtasıyla biz bir araya geldik. Ben de izler izlemez ne hissettiğimi söyledim ve bu onlara uydu. Öncesinde zaten Oğuz ile alternatif işlerde çalışıyordum. Yapacaksak hep beraber yapacaktık ve ‘Şerafettin connect people’ oldu. Ayrıca Şerafettin, beraber yaptığımız ilk iş ve galiba üçümüzün de ilk çizgi film işi.
Serkan Çeliköz: Hep Yek filminde de yine daha önce müziklerini yaptığımız Hayalet Dayı filminin yönetmeni Ali Yorgancıoğlu ile bir araya geldik. Çok keyifli çalıştık. Hep Yek bize geldi ve bizden çıkışı yaklaşık altı ay çalıştığımız Şerafettin’in aksine 10 gün gibi kısa sürede oldu. Çünkü animasyon filmi üzerine çalıştığın zaman senkron sorunu oluşuyor. Görüntü ile müziğin aynı vuruşları vermesi bambaşka bir çalışma. Hep Yek daha tam bir film tadındaydı.
Kurucu Ortak, Besteci, Prodüktör, Aranjör Oğuz Kaplangı * Besteci, Prodüktör, Aranjör Serkan Çeliköz * Besteci, Aranjör Tuluğ Tırpan
Yurtdışı işbirliklerinize ve müzik ihracatına nasıl giriştiniz?
Oğuz Kaplangı: Express Jingles markası altında hazır müzik pazarlıyoruz. Hazır müzik olarak Türkiye için temsilcisi olduğumuz 350 bine yakın parçamız var. Bir süredir de kendi ürettiğimiz içerikle kataloglaştırmaya başladık. Bu bahane oldu. O sayede, Amerika’da temsil ettiğimiz kataloglar üzerinden görüşmeler yaparken Serkan da Los Angeles’tan gelmişti. Hepsi birden tam oturdu. Amerika’da besteci olarak birkaç tane sözleşme imzalayıp orada çalışmaya başladık.
Şimdi, sonuçlarını almaya başladığımız bir buçuk senelik bir geçmişimiz var. 12 ila 13 tane Amerikan dizisinde müziklerimiz kullanılıyor. Bir yandan onları yapıyoruz bir yandan yine başka bir Amerikan şirketi var. Türkiye tanıtım müziklerini yaptık orada da. Reklam işlerimiz de yavaş yavaş başlıyor, Real Estate Agency’nin müziğini yaptık mesela.
Elec-Trip’in marka hikâyesinde nasıl bir pazarlama stratejisi izliyorsunuz?
OK: 15 sene önce bir plak şirketi olan Elec-Trip Records’u kurduk. Ardından, Elec-Trip Publishing, Elec-Trip Booking ve Express Jingles markaları geldi. Baktık ki çok fazla isimle giriş yapıyoruz, o yüzden hepsini kaldırıp sadece Elec-Trip yaptık. Esas markamız Elec-Trip de artık müzik prodüksiyon şirketi kimliğine dönüştü ve kendimizi bu şekilde pazarlıyoruz. Film, reklam ve dizi müzikleriyle birlikte albüm projelerini Elec-Trip markası altında yapıyoruz. Express Jingles bunun dışında.
Diğer yandan, bizim en büyük reklamımızı işlerimiz yapıyor. Uzunca yıldır bu sektörün içindeyim, geniş bir network’ümüz var. Pazarlama için ekstra bir çaba harcamıyoruz.
Birçok alanda müzik üretimi yapıyorsunuz. Reklam ve film müziklerinin yanı sıra alternatif müzik albümü çıkarıyorsunuz. Filmlerin dışında geçtiğimiz sene Amerika’da 12 dizide müzikleriniz kullanıldı. Yaptığınız işleri anlatır mısınız?
OK: Bu üçlü Elec-Trip’in film yüzü. Express Jingles nasıl bizim hazır müzik markamız ise burada da yurtdışına açılacağımız zaman özel bir isim ve daha kurumsal bir kimlikle çıkmayı planlıyoruz. Bununla ilgili de birtakım girişimlerimiz var. Benim ve Serkan’ın en hakim olduğumuz pazar Amerika Los Angeles. Tuluğ Avrupa’ya çok daha hakim, Yani hep bir ayağımızı orada tutmaya çalışıyoruz. Bu sene yine Production Music Association adındaki bir oluşumun bütün dünyadaki hazır müzik üreticilerini bir araya getirdiği organizasyonu içindeyiz. Çok iyi kataloglar temsil ediyoruz. 2017 yılı içinde Amerika’da ne yapacağımız konusundaki plan ve projeler oturmuş olacak. Amerikan dizilerine ve reklamlara devam edeceğiz.
Türkiye’deki reklam kısmı ise bizim dışımızda gelişen bir şey. Ne kadar su yüzeyinde olursanız o kadar iş geliyor. Şu anda belki dokuzdan fazla dönen reklamımız var. Biraz daha orkestral işlere girmek istiyoruz. Tuluğ’un altyapısı itibarıyla kendisi hem şef hem de klasik ve caz müzik konusunda profesyonel. Özellikle klasik müzik alanında Türkiye’de bu sene iki büyük proje yaptık. Bir tanesinde Prag Filarmoni Orkestrası ile diğerinde Vienna Classical Players ile çalıştık. Emlak konut projesini Sertap Erener ile birlikte Viyana’da kaydettik. Yanı sıra G-20 zirvesinin yapıldığı Regnum Hotel’in reklam müziğini de Prag’da kaydettik.
Amacımız, canlı orkestra kayıt işine yoğunlaşmak. Şu an da bu alanda görüştüğümüz iki büyük ölçekli iş var. Bu işlerin yansıması çok iyi. Onun dışında da 2017’nin ikinci yarısına kadar kesin olmamakla birlikte 10 tane film ve dizi müziğiyle ilgili görüşmelerimiz var. Bir tanesi Kanaga isminde bir internet dizisi, Mehmet Günsür rol alıyor.
Projenizin müziklerini hazırlarken nelerden ilham alıyorsunuz? Müzik üretim süreciniz nasıl işliyor?
SÇ: Mesela Şerafettin bize ilk geldiğinde sahneler dört ila beş resimden oluşuyordu. Görsel harita üzerinden çalıştık. Bu çalışma sistemine karşı çok mücadele ettik tabii. Çünkü sonunda ne olacağını bilmiyorsun. Bazen biz onları şaşırttık bazen de onlar bizi.
TT: Kötü Kedi Şerafettin’de filmin yönetmenleri ve kurgusunu yapan Aylin Zoi Tinel ile düzenli olarak buluşup sahneler üzerinden konuştuk. Galiba en sağlıklısı o, sürekli fikir mütalaasında bulunarak ilerlemek. Filmdeki fotoğraflar şekillendikçe müzik de oluşmaya başladı. Son derece fazla ayağı ve bilinmezi olan denklem olumlu bir şekilde çözüldü.
OK: Şerafettin, olmayan bir karakter. Hatta animasyondan da uzaklaşmış bir çizgi roman. İki boyutlu okuduğumuz, her okuyanın kafasında farklı bir şekilde canlanmış bir karakter. İlk kez bir film olacağı için belki de fazla türü bir araya getirdik. Kilit kelime Cihangir’di. Ama mesela diğer tür filmlerde, Hep Yek’te olsun, müzik türüyle birlikte geliyor karakter. Yıllardır tecrübe kazana kazana, “spotting” denilen toplantıda yönetmenle beraber onun adını çok rahat koyabiliyorsun. Ama Şerafettin’de belki de o yüzden ön çalışma yaşamadık çünkü kimse bilmiyordu nasıl olabileceğini.
Tuluğ Bey siz ekibe Kötü Kedi Şerafettin ile dahil oldunuz ama görünüşe göre artık ekibin vazgeçilmez bir üyesisiniz. Elec-Trip’in ekip ruhu hakkında neler söyleyeceksiniz?
TT: Ortak hayallerimiz var, bizi birleştiren aslında biraz da bu. Herkes yıllar içinde kendini bir yerlere getirmiş. Şimdi daha da güzel işler yapıyoruz. Sonuçta müzik üreten insanı yaşatan nedir? Girmediğin alanlara girmek, rutinden kaçmak için sürekli kendini zenginleştirmek, zamana uyum sağlayabilmek. Ki şu anda bu çok zor, çünkü 20’li yaşlardaki insanların ürettikleri müziklere baktığımda ister istemez kendimi bazen eski moda görüyorum. Biz bu işi böyle değil şöyle yapıyorduk gibi. Hal böyle olunca, ben de özellikle bu yeni müzik üretim tavrında bu tarz oluşumların daha da sık olacağını ümit ediyorum.
OK: Ama bunun için sektörün buna açık olması lazım. Reklam sektörü özellikle yeni kişilerle çalışmaktan hep endişelenmiştir. Hâlâ dinozor şirketlerle çalışan bir sürü reklamcı var. Benim işim garanti olsun gözüyle bakıyorlar. Biz bir yandan da butik çalışıyoruz. Müşterinin isteğinin yanı sıra daha alternatifli müzikler ortaya koymaya çalışıyoruz.
Sizce reklam sektörü müzikal anlamda yeniliğe açık mı?
OK: Daha var. Ben 96’dan beri reklam sektöründeyim. Temel alışkanlıklar değişmiyor yani müşteriyi rahatlatalım, riske atmayalım anlayışı devam ediyor. O yüzden reklam müziği işine yeni başlayanların şansı zor. Öte yandan, bütçeler sürekli düşüyor. Gel git Amerika’ya dönecek burası da mesela. Her marka benim kendi müziğim, melodim olsun dediği için ciddi pazar var. Ama Amerika’da sana reklam müziği yaptıracak paraya belki albümden bir parça lisanslanıyor. Genelde çoğu böyle. Türkiye’de geniş bir pasta var.
TT: Bence sektör zaten yeniliğe mecbur bir sektör. Hem görsel anlamda hem duyusal anlamda yenilik olmak zorunda. Ondan kaçabilecek bir sektör değil. Çünkü müşteri profili sürekli değişiyor. Türkiye her ay neredeyse yeni bir ülke. Sektör de buna uyum sağlamak zorunda. Uyum sağlamak da çok kolay değil. Bu işi yöneten insanların da kişisel prensipleri var. Belli çizgilerin dışına çıkmak istemiyorsan, biraz zorlanabilirsin. Ama Türkiye’nin çok küçük bir sıkıntısı var: Brief. Sunumu yapacak olan müşterinin de kendi içerisinde tam olarak birbirlerini anlayamamaları sorun olabilir.
SÇ: Gelen işe hiçbir zaman hemen hızlıca bir şey yapalım, istedikleri olsun gözüyle bakmadık. Her gelen işe kendimizden bir şeyler katarak, daha orijinal ve yeni fikirlere açık bir şekilde giriyoruz. Tabii, bu kimi zaman seviliyor kimi zaman da kendi kafalarındaki işte ilerliyorlar. Ama biz bunu yapmaya devam edeceğiz. Bu da bizim özelliğimiz olsun, değişik alternatifler sunmak. Genel akımdan biraz uzaklaşmak gerekiyor.
Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.
Here you'll find all collections you've created before.