Türkiye nasıl bir algı yönetimi stratejisi kurgulamalı?
“Dağınık bir iletişim yürütülüyor”
Gonca Karakaş, TÜHİD Başkanı
Şunu belirterek başlamak lazım; son bir ayda Türkiye’de yaşananlar ortalama bir Batı Avrupa ülkesinde yaşanmış olsa bunun altından kalkılması yıllar alabilirdi. Oysa Türkiye, daha üzerinden bir ay geçmesine rağmen önemli oranda krizi aşabildiğini ortaya koydu. Tabii bu noktada gerek kamu yönetimi gerek markalar gerekse sivil toplum örgütlerinin üstlendiği rollerin öneminin altını çizmek lazım. Ancak her ne kadar birbirinden bağımsız olmasa da temel meselemiz markaların normalleşmesinden ziyade Türkiye’nin normalleşmesi. Bu noktada markalardan çok devlete, hükümete görevler düşüyor. Hızla güven ortamının daha güçlü inşasının sağlanması lazım. Bu güvenin inşasının sağlanması; iş dünyasının da üretime, ihracata, yatırıma odaklanmasını sağlayacak ve Türkiye ancak bu adımlarla normalleşmeyi sağlayacaktır. Elbette içeride normalleşmenin sağlanmasıyla, uluslararası ilişkilerde ve Türkiye’nin imajında da normalleşmenin sağlanması için adımlar atılması lazım.
Son 10 yıldır itibarı her geçen gün güçlenen ve yıldızı parlayan Türkiye, yabancı basının Türkiye’ye ilişkin çok yanlı, olumsuz haber ve yorumlarına maruz kaldı. 15 Temmuz’da Türkiye’yi hedef alan darbe girişiminin aynı zamanda ülkenin itibarını da hedef aldığını biliyoruz. Bu noktada Türkiye’nin öncelikle dezenformasyonun önünü kesecek bir iletişim kampanyasını etraflıca programlayıp yaşama geçirmesi lazım. Demokrasi ve istikrarlı ekonomik-politik ortam vurgusunun güçlü yapıldığı bir iletişim stratejisi izlenmesi gerekir. Bu noktada baktığımızda kamu-özel birçok koldan iletişim ve lobi çalışmaları yapıldığını ancak iletişimin bütünsel bir yaklaşımla birbirini besleyen bir anlayışla sürdürülmesi gerekirken, dağınıklık içerisinde yürütüldüğünü görüyoruz. Doğru, etkin ve sonuç alacak bir iletişim stratejisiyle devlet ve STK’ların birbirini besleyen ve her birinin kendi muhataplarını dahil ederek bir iletişim, lobi çalışmasını zaman kaybetmeden hayata geçirmesi önemli. Yine uluslararası basın yayın organlarının, düşünce kuruluşlarının ve siyasilerinin oluşmuş önyargılarını kıracak ve içerde verilen haklı ve doğru mücadelenin, demokrasiyi korumak ve güçlendirmek adına olduğunun etkin bir şekilde anlatılabilmesi lazım.
Bu süreçte uluslararası şirketlerin CEO’larının Türkiye’deki fırsatları, dostluklarını, yaşadıkları olumlu gelişmeleri anlatacak olması; yurtdışındaki sermaye gruplarının, siyasilerin, STK’ların ve gazetecilerin Türkiye’ye davet edilerek, “Buyurun gelişmeleri kendi gözlerinizle görün” denmesi çok olumlu adımlar. Bu iletişim, lobi çalışmaları yapılırken Türkiye’nin içerde demokrasi ve evrensel hukuk kurallarını önceleyen bir süreci yürütmesi çok önemli. Tabii itibar kısa sürede kaybedilebilen ancak yeniden kazanılması uzun süre alan bir konu. Bu anlamda kısa süreli değil uzun süreli bir iletişim ve lobi çalışmasının zorunluluğunun altını çizmek isterim.
İlerlemek için sayfa numaralarını kullanabilirsiniz.