15 Temmuz sonrası Türkiye algısı

Türkiye nasıl bir algı yönetimi stratejisi kurgulamalı?

15 Temmuz sonrası Türkiye algısı“Türkiye’nin bir reform sürecine girmesi gerekiyor”
Andrew Finkel, Gazeteci – Yazar

Yabancı basındaki Türkiye anlatısı ile Türklerin kendileri hakkındaki kendi anlatılarının birbirinden bu kadar ayrıştığı bir dönem daha hatırlayamıyorum – 1991’deki Körfez Savaşı’nın sonunda bile arada böylesine bir fark yoktu. Basit bir gerçek var o da şu: Türkiye’nin itibarı 15 Temmuz’dan önce hızla bozulmaktaydı. Hükümetin ülkeyi gittikçe otokratikleşen bir yola sürüklediği izlenimi vardı. Aynı zamanda Avrupa, Türkiye’ye kendi bencil merceğinden, Suriyeli mülteci akınına karşı bir tampon bölge oluşturma isteğiyle bakıyordu.

Türklerin anlatısı, halkın demokrasiyi kurtarmak için sokaklara döküldüğü ve bunu yaparken birçok insanın cesurca can verdiği şeklinde. Dış dünya ise Türkiye, ordudan yargıya kadar en temel devlet kurumlarına sızılmasına ve bunların çökertilmesine müsaade ettiği için kendi kendini neden suçlamıyor, bunu soruyordu.

Peki, Türkiye kendi imajını düzeltmek için ne yapabilir? Cevap basit. Türkiye’nin bir reform sürecine girmesi gerekiyor. Ama reformlar hakiki ve ikna edici olmak zorunda. Türkiye kendi propagandasına inanıyor olabilir ama başkalarından buna inanmalarını bekleyemez. Bir yandan ulusal birlik ve beraberlik çağrısı yapıp diğer yandan muhalif gazeteleri kapatamazsınız.Burada başka bir problem daha var. Çoğu insan bunun farkında değildir ama yabancı izleyici ve okuyucuların bir ülke hakkında edindikleri izlenim çoğu zaman o ülkenin kendi medyasından kaynaklanır. The Guardian’ın muhabiri New York Times okur. New York Times’ın Paris muhabiri Le Monde okur. İstanbul’daki yabancı muhabirler de Akit ve diğer birçok gazete gibi, Türkiye’nin sorunlarından dış dünyayı sorumlu tutmakla kalmayıp aynı zamanda bir de yabancı gazetecileri ülkenin itibarını kötü niyetli bir şekilde zedelemekle suçlayan gazeteleri de okurlar. Yani Türkiye’deki ulusal medya, ülke politikaları hakkında rasyonel bir tartışma yürütülmesi konusunda elçilik etmesi gerekirken aslında ülkeye en büyük düşmanlığı yapıyor. Bu konudaki özellikle ayan beyan bir örnek Akşam gazetesinin geçenlerde manşetten duyurduğu, darbe girişimini planlayan Amerikalıların Büyükada’da gizlice buluştukları hakkındaki haberdi. Gazeteye göre darbeciler o kadar utanmazlardı ki toplantıya Scott Peterson isminde, hamile karısını öldürmekten hüküm giymiş bir şahsı da çağırmışlardı. Haber tabii ki absürttü. Scott Peterson hâlâ California’daki bir idam mahkûmu. Öte yandan yine Scott Peterson ismindeki başka bir kişi (kendisi bir gazeteci ve saygıdeğer bir yazar) bir toplantıya katılmıştı ama o toplantı İran hakkındaydı. Akşam’ın “büyük haber”i ABD’de manşet oldu ve yılın en büyük alay konusu olarak görüldü.

Türkiye ve Türk medyası kusuru diğer ülkelerdeki demokrasilerin niteliğinde bulmak konusunda vakit kaybetmiyor – eleştirilerinde çoğu zaman haklı da. Ama bu eleştirileri kendi kusurlarının üzerini örtmek için kullanmamalı. Çok sevdiğim ve yirmi beş senedir yaşadığım bu güzel ülkenin güzel insanları dünyada daha iyi tanınmayı ve daha doğru anlaşılmayı hak ediyor.

İlerlemek için sayfa numaralarını kullanabilirsiniz.