Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin ekonomik itibarını, gündemdeki gelişmeleri ve Gryphus İtibar Araştırması’nı konuştuk.
MediaCat ve Veri Enstitüsü işbirliği ile gerçekleştirilen Gryphus İtibar Araştırması, itibarın dinamiklerini bilimsel bir metodolojiyle değerlendirdi ve Türkiye’nin en itibarlı markalarını belirledi. Araştırma sonrasında 24 Eylül’de Gryphus Summit’te ağırladığımız ekonomist Mahfi Eğilmez ile Türkiye’nin itibarını ve ekonomisini ele aldık.
Araştırmamızda iş dünyasını güven, saygınlık, kalite ve sosyal sorumluluk boyutlarında değerlendirdik. Siz bu başlıklara baktığınızda ülke olarak Türkiye’nin itibarını nerede görüyorsunuz?
Maalesef ülke olarak tarihimizin en düşük itibar düzeyindeyiz. Dört ana başlıkta da kötü durumdayız ve ne yazık ki 10-15 yıl öncesine göre daha da kötüye gittik. Özel kesimin durumu biraz farklı. Onlar da devletin itibar kaybından nasibini almakla birlikte aralarında bu dört unsur açısından da yüksek itibara sahip kuruluşlar var. Bununla birlikte özel kesim kuruluşları da genel itibar düşüklüğü nedeniyle eskisine göre içeride daha az yatırım yapıyorlar ve dışarıdan varlık edinmeyi tercih ediyorlar.
Bu dört ana başlık itibarın yapıtaşları ama “itibarın üstündeki çilek” diyebileceğiniz görünmeyen bir beşinci unsur var mı? Varsa nedir?
İtibarı sağlayan en önemli mesele kurallar ve onlara gösterilen uyum derecesi. Aslında bu mesele bu dört unsurun ilk ikisinin içinde zaten var. Ama hukukun üstünlüğünü bunlardan ayırırsak onu çilek olarak tanımlayabiliriz. Hukukun üstünlüğü endeksinde ne yazık ki ülkemiz çok gerilerde. Dolayısıyla bizde pastanın üstündeki çilek yok.
Türkiye’de ekonomik açıdan tutunacak bir dalımız var mı?
Her şeye karşın özel kesim var. Bu kadar hatalı ekonomik ve sosyal politikalara, yıllardır hatalarda bu kadar ısrar eden bir kamu yönetimine karşın ayakta durmayı, bir şeyler üretmeyi, ihraç etmeyi başarması bence büyük olay. Turizm de tutunacak dallarımızdan birisi. Bir de son zamanlarda iyice öne çıkan savunma sanayimiz var. Bunları diğer alanlara yayacak çabalara girmek lazım. Ama özel kesim kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamıyor.
Bir toplumun ekonomiye güvensizliğini nasıl ölçeriz? Güven endeksleri vb. dışında özellikle bugüne has güvensizlik göstergeleri neler?
Bu tür ölçümler genellikle tüketici güven endeksi, satın alma yöneticileri endeksi (PMI), enflasyon beklenti anketleri gibi endekslerle ölçülüyor. Bu endeksleri düzenleyen kuruluşlar her ay belirli gruplara anketler uygulayarak bu endeksleri oluşturuyor. Aydan aya karşılaştırmalarda olumlu bir gelişme mi yoksa olumsuz bir gelişme mi var ona bakıyoruz. Bence günümüzde güveni ölçmek için bizim açımızdan en önemli gösterge enflasyon beklentisi anketleri ama bunların dışında mesela enflasyonla ilgili bazı göstergeler var. Bunların içinde skimpflasyon var, shrinkflasyon var, greedflasyon var. Bunların her biri enflasyonun farklı boyutlarını ölçüyor ve bunların her biri bir itibar ölçüsü olarak karşımıza çıkıyor. Bir de multiflasyon var. O ne yazık ki Türkiye’de olan, bütün bunların hepsinin bir arada olduğu bir şey.
İtibarın ekonomideki etkisi inkâr edilemez ancak bu sermaye kadar ölçülebilen, biriken ve getiri üreten bir şey mi? Bu testleri geçtiğini ya da geçemediğini nerelerden, nasıl okuyoruz?
İtibar, sermaye gibi ya da gelir gibi fiziksel olarak ölçülebilecek bir şey değil. Ama bu konuyu oluşturan hukukun üstünlüğü, demokrasinin derecesi, yolsuzluk algısı gibi konularda anketler yoluyla ölçümler yapılabiliyor. Bu anketleri genellikle sivil toplum kuruluşları yapıyor ve o nedenle tarafsızlığı tartışılmıyor. Bu testleri geçip geçmediğimizi bu anketler sonucunda oluşan uluslararası endeks karşılaştırmalarından anlıyoruz. Mesela bir yılda bu endeks sıralamasında iyiye doğru gidiş varsa bunu itibar artışı olarak değerlendiriyoruz. Tersi sözkonusuysa ortada itibar kaybı olduğunu anlıyoruz. Türkiye, zaten parlak durumda olmadığı bu sıralamalarda son 10 yılda daha da geriye gitti.
Gittiğimiz restorandan oy verdiğimiz partiye kadar güvenin sorgulandığı, hiçbir şeye güvenemediğimiz zamanlardan geçiyoruz. Bu durumdayken ekonomiye güven nasıl yükselir?
Ben bunu yıllardır anlatmaya çalışıyorum, defalarca yazdım, sonunda kitap da yazdım: Bunun tek yolu hukukun üstünlüğü ve güçler ayrımına dayalı demokrasinin hayata geçirilmesini en öne alan yapısal reformların yapılması. Bunları yapamazsak ekonomiye güven sağlayamayız. Bizim insanımız ekonomiye güven sağlanması için ekonomiyle ilgili önlem alınması gerektiğini düşünüyor. Oysa hepsinin kökünde tarafsız ve bağımsız hukuk var.
Marka ve şirketler bir ülkenin itibarını yükseltip düşürebilir mi?
Mutlaka katkısı olabilir. Çok basit bir örnek vereyim: Kadın voleybol takımımızın ülkenin çok düşmüş olan itibarını toparlayan önemli bir katkısı oldu diye düşünüyorum. Ama bunu diğer alanlarda tamamlayamazsak bu katkı da unutulur.
Kemal Derviş dönemi geçilen yol ile şu anki yolu benzetiyor musunuz? Sizce modern Türkiye tarihinde en itibarlı olunan dönem hangisi?
Bence benzemiyor. 2001 krizi sonrasında uygulanan program bankacılık reformu, kamuda mali disiplinin sağlanması, AB ile tam üyelik müzakeresi gibi önemli yapısal reformlar içeriyordu. Ayrıca o programda IMF’nin hem ciddi maddi katkısı hem de programın biçimlendirilmesine düşünsel katkısı vardı. Bugün uygulanan programın hiçbir yapısal reform parçası olmadığı gibi faizi yüksek tutarak dışarıdan ve içeriden döviz çekmeye çalışmak dışında somut bir hedefi de yok.
Türkiye tarihinin en itibarlı dönemi 1923-1935 arası dönemdir. Osmanlı maliyesinin kaybettiği mali bağımsızlık yeniden kazanılmış, Türkiye dünyada çok itibarlı bir konuma gelmiştir.
Son olarak Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu ile İngiliz The Economist dergisi arasındaki polemiği sormak istiyorum. Niçin böyle bir tartışmaya girildi sizce?
Acemoğlu’nun fikirlerinin inandırıcı olmadığı öne sürülüyor? Böyle bir polemiğe niçin girildiğini bilmiyorum. Komplo teorisi gibi görünecek ama sanki birileri The Economist dergisine böyle bir yazı siparişi vermiş gibi görünüyor. Açıkçası en azından kullanılan üslup The Economist gibi saygın bir dergiye yakışmadı. Acemoğlu’nun haklı eleştirileri var, benim katılmadığım eleştirileri de var. Orası ayrı bir konu. Herkes herkesi eleştirebilir ama bunu neredeyse kişiselleştirip aşağılamaya vardırmak bence çok yanlış. Ben işin o kısmındayım.