Emek, düşünce, umut noktasında bir imkân

Tayfun Atay, Cumhuriyet açısından bir "eksikliğin" giderilmesi anlamına gelen PA7AR'ı bu sözlerle özetliyor.

12.03.2018 - 11:00 | Haluk Kasarcı

Emek, düşünce, umut noktasında bir imkân

Yazılı kültürün, ne kadar zayıflarsa zayıflasın, asla ölüme terk edilemeyecek kadar kıymetli olduğuna yürekten inanıyor Tayfun Atay. Cumhuriyet PA7AR’la gazetenin köklü tarihine ve okur kitlesine yakışır bir içerik ortaya koyduklarını ifade eden Atay’la, Gutenberg Galaksisi’nin akıbetinden PA7AR’ın hedeflerine uzanan sohbetimize buyurun.

Cumhuriyet PA7AR’ın doğumunu Gezi’ye selam verdiğiniz bir yazıyla duyurdunuz. “Gezi ruhu” hâlâ hayatta mı dersiniz?

Biz hayattaysak o da öyledir. Bunu belgeleme yolunda işlerliğe soktuk Cumhuriyet PA7AR’ı. Bu ekin ortaya çıkmasına sebep olan pek çok dinamik var elbette. Bu nedenlerden ilki çok daha teknik. Kağıt gazetenin yalnız hafta sonu okunur olduğu günümüzde, Cumhuriyet’in de bir pazar ekine ihtiyacı vardı. Burada bir parantez açayım. Dijital kültür çağı bir şekilde Gutenberg Galaksisi’ni sonlandırdı. Önceden gündelik hayatın içinde yazılı kültürün bir önceliği varken 1950’lerde televizyonla, 2000’ler dönümüyle de internetin hayatımıza girmesiyle görsel kültür ağırlık kazanarak karşımıza bambaşka bir gündelik hayat akışı çıkardı. Buna karşı duramaz, bunu reddedemeyiz. Ama bunun sorunlu bir hayat akışı olduğunu da görmemiz gerekir. Bahsettiğim sorun insanın okuma-yazmayla olan ilişkisinin bitmemesi ama minimalize olması. Bu tamamen seyrin cazibesiyle ilişkili ki bu durumun psikolojik ve kültürel sorun ve sonuçları ortaya çıkar. Çıkacaktır da.

Cumhuriyet açısından bir eksiklikti hafta sonu eki. Cumhuriyet son dönemde yaşadığı ekonomik ve politik bazı sıkıntılara rağmen Gezi ruhuyla elinden geldiğince ayakta kalan, Türkiye toplumunun laik, demokratik ve sol ruhunu/eforunu temsil eden bir platform. Son dönemde yaşananların yarattığı baskı ve yıpranmışlıklardan çıkarak biraz nefes alabildiğimiz bir noktada böyle bir eki hayata geçirmek, okurlarımıza ulaştırmak istedik.

İlham kaynağı nedir bu ekin?

Elbette pek çok gazetenin pazar eki var. Ama bunlar tabiri caizse “trikotaj” niteliğinde, eğlence öncelikli ki bunu kötü anlamda bir eleştiri olarak söylemiyorum. Biz biraz toplumumuza ve hedef kitlemize güvenerek “okunan” ve okurdan bir veya birkaç saat talep eden bir ek yapalım istedik. 90’lı yıllarda yaygınlaşan, referans gazetelerin böyle ekleri vardı. Ben de böyle bir ekin parçasıydım hatta. 2003-2004 arasında Can Dündar’la beraber Milliyet gazetesi bünyesinde yayınladığımız Popüler Kültür isimli bir ek vardı. Sezonluk bir iş oldu, bir yılın ardından devam etmedi yayın hayatına.

Bizim okur kitlemiz popüler kültüre ilgisiz değil elbette ama salt popüler kültüre odaklanan bir eki sorgulayabilecek bir kitle olduğu için o alanın dışında kalan öğelere de (ana gazete dışında kalan politik gündem, güzel sanatlar gibi konulara) yer veren ve gündelik yaşam sosyolojisini popüler ilgiye açmayı hedefleyen bir ek yaptık. Son derece eğlenceli bir ciddiyetle hazırlıyoruz içeriğimizi.

MediaCat Mart sayısı ile karşınızda

Güçlü bir yazar kadrosu var Cumhuriyet PA7AR’ın. Ekibi oluştururken ne hedeflediniz?

Ben esas olarak akademideyim ve medya benim ikinci etkinlik alanım. Aşağı yukarı 35 yıldır hoca olarak akademik dünyadayım. Son 15-20 yıldan beri de medyanın içindeyim. Kadroyu kurarken bir yanıma hocalarımı diğer yanıma da öğrencilerimi aldım. Bu ekte benim hocam olmuş insanlar da yazıyorlar, öğrencim olmuş insanlar da. Bunlar sosyal bilimlere, iletişim bilimine, medya ve kültürel çalışmalar alanlarına ilgisi olan; bu konularda kafa yormuş ve eser vermiş insanlar. Bu iki kuşağın arasında kalan, kendi kuşağımdan olan arkadaşlarımı da ekleyerek kadroyu tamamladım.

Elbette biz anaakım medyanın içinde yer almadığımız için bu işi belli olanaklar çerçevesinde yapıyoruz. Bu noktada da sezgiler öne çıkıyor biraz. Bu nasıl bir ek olmalı diye düşünürken yaşları ne olursa olsun güler yüzlü, neşeli ve dinamik insanlarla çalışmak istediğimi fark ettim. Eğlenceyi sululuğa, ciddiyeti kuruluğa dönüştürmeyen ve aramızdaki etkileşime güvendiğim insanlar aldım yanıma.

Çok da uzun bir süre olmadı aslında ama aldığınız geribildirimler nasıl? Bunu hem okur hem de reklamverenin ilgisi açısından soruyorum.

Aldığımız geribildirimler sayesinde bir boşluğu doldurduğumuzu, entelektüel arayışlarla ilişkisini koparmamış kesimin özlediği bir içerik ortaya koyduğumuzu görüyorum.

Doğrusunu istersen bu işi o meşhur tabirle, göçer düzenini yolda kurar usulünce başlattık. Aşağı yukarı bir yıla yakın zamandır bu teklif önümdeydi ama gerek kendi durumum gerekse gazetenin durumu bunu hayata geçirmeyi 2017’nin sonunda ancak mümkün kıldı. Bu da pek çok açıdan talihsiz bir dönemdir biliyorsun, reklamveren yeni yıla dair tüm planlarını yapmışken hiç hesapta olmayan yeni bir ürün piyasaya çıkıyor neticede. Biraz mütevazı bir başlangıç oldu ve benim buna bir itirazım olmadı. Zaten gazetenin öncelikleri de ortada. Hâlâ yargı süreci devam eden arkadaşlarımız var. Fakat bu sessiz sedasız girişe rağmen, bunu inan büyük bir içtenlikle söylüyorum, karşılaştığımız tablo gerçekten çok umut verici. Aldığımız geribildirimler sayesinde bir boşluğu doldurduğumuzu, entelektüel arayışlarla ilişkisini koparmamış kesimin özlediği bir içerik ortaya koyduğumuzu görüyorum.

Sosyal medyada her pazar çok ciddi bir hareketlilik oluyor. İnsanlar dert yanıyor neden internette yok diye. Ekimiz internette yok çünkü biz insanların kağıt gazeteyle haşır neşir olmalarını, o kokuyu içlerine çekmelerini istiyoruz. Belki önümüzdeki dönemde eski sayıları belli bir sistem dahilinde okura açma gibi bir hedef var, belki bir seçki olarak. Bir yandan bu baskıların gelmesi iyi, insanların haberdar olduklarını ve etkilendiklerini gösteriyor. Öbür taraftan kötü, bir hayal kırıklığı yaratıyor. Ama o zaman da insanların gazetemizi almamaları gibi bir durum oluyor.

Ekin ömrünün Popüler Kültür’ünkinden uzun olması için nasıl bir ajanda var önünüzde? “Yanlış hayata panzehir” ihtiyacı pek tükenecek gibi durmuyor, bu yüzden sürdürülebilir olsa fena olmaz PA7AR.

Elbette işin mali yönü önemli. Orada bir yandan ayağımızı yorganımıza göre uzatırken bir yandan da elbette cesaret isteyen birtakım girişimlerde bulunmayı da ihmal etmemeye çalışıyoruz. Sen de bu işin içindesin, sürdürülebilirliği elbette bir şekilde okurun ilgisine ulaşmasıyla bağlantılı. Bir sosyoloji sınıfının kapısının halka açıldığı yer Cumhuriyet PA7AR. Ömrüm, hayatı üniversiteye taşımakla geçti. Derslerde hep hayatı anlattım çünkü hayata değmeyen bilgi kazanılamaz. O yüzden kuram anlatırken, yöntem anlatırken, kavram anlatırken de bütün bunların yaşadığımız hayata değmesi gerekir. Cumhuriyet PA7AR’da da üniversiteyi hayata taşıyorum. Hayattan aldıklarımı belli birtakım çözümlemeler doğrultusunda, belli birtakım sosyolojik kapasitesi olan genç ve olgun yazarlarım üzerinden hayata taşımaya çalışıyorum. Farkımız budur.

Birileri seni yanlış hayatın doğru olduğu yanılsamasına sokup, onu doğru diye yutturmaya çalışıyor. Biz yanlış hayata nasıl dayanılır, panzehri nedir, onun derdindeyiz.

Senin de değindiğin “yanlış hayat” Frankfurt Okulu’nun önde gelen temsilcilerinden Adorno’nun meşhur sözü malum: Yanlış hayat doğru yaşanmaz. Mesele şudur, birileri seni yanlış hayatın doğru olduğu yanılsamasına sokup, onu doğru diye yutturmaya çalışıyor. Biz yanlış hayata nasıl dayanılır, panzehri nedir, onun derdindeyiz. Bir parça panzehir olabilmek. Biliyorsun panzehir zehirden çıkar. O halde zehirli olan her şeyle ilişki kurmam gerekir. O ilişkiye girmem gerekir. Onların hepsini tartışmaya açmam, çözümlemeye açmam ve kendime güvenmem gerekir. Sektörel bir işleyiş var ve bu işleyişte insan insanın kurdu. Rekabetçi, yarışmacı etik… Bunların hepsinin bize zararı var. Sonuçta dayanışmanın yok olduğu, insanın insanla kurduğu olumlu ilişkinin azaldığı, kimsenin kimseyi umursamadığı bir dünya… Her yerde bunun etkisini görüyoruz. Bu bir sistem sorunu ama biz bunun bir parçasıyız. Sonuçta taş devrine dönemeyiz. Bu hayatı yaşayacağız, bu endüstriyle, bu teknolojiyle iç içe yaşayacağız. Ama onun nesnesi olmadan, kendi özneliğimizin farkında olarak ve onların hepsini nesneleştirmeye çalışarak… İnsanlarımıza, toplumumuza böylesi bir panzehir olmaya çalışıyoruz.

Bu söylediğiniz konularda motivasyonunu çoktan kaybetmiş insanların sayısı bir hayli fazla. Nasıl bir itici güce ihtiyaç var dersiniz bu kitleyi uyandırabilmek için?

Nerelerden geliyoruz biz? Emek. İnsanı var eden emektir. Umut. İnsanı yaşatan umuttur. Düşünce. İnsanı insan kılan, çevresinde olup bitenlere ilişkin kendi aklınca yaptığı değerlendirmedir. Bunların hayatımızdan çekildiği bir aşama, yaşarken ölümdür. Bütün bunlara yönelik bir müdahale çabası bizimkisi. Emeği ve düşünceyi hâlâ önemsemek ve umudu kaybetmemektir mesele. En son umut ölür. Ve umudun öldüğü yerdir aslında yaşamın bittiği yer. Emek, düşünce, umut noktasında bir imkândır Cumhuriyet PA7AR.