Büro kültürü 10 yaşında

Sektörde 10 yılı ardında bırakan Büro'nun yolculuğunu ajansın liderlerinden dinliyoruz.

14.11.2019 - 10:39 | Haluk Kasarcı

Bundan 10 yıl önce, “sektörde nelerden kaçtığını çok iyi bilen” insanlar tarafından kurulan Büro, ilk günkü haletiruhiyesinden ödün vermemiş. Konkura girmeyen, büyümeyi dert edinmeyen ajansın yolculuğunu liderleri anlatıyor.

Kayda girmeden hemen önce “10 yıldır hiç kendi PR’ımızı yapmadık” dediniz. Neden şimdi?

İlker Zaharya: 10’uncu yıl bir işaret fişeği oldu. Bundan 10 yıl önce kendi butik ajansını açma heves ve cesareti pek yoktu kimsede. Bu cesareti gösterdik, iyi de işler yaptık o sürede. 10 yıl gibi bir kilometre taşına gelince de sessiz sedasız geçmesin istedik.

Butik ifadesinin yarattığı algı biraz problemli olabiliyor. Sizdeki karşılığı ne tam olarak?

Esra Ayas: Butik, maalesef altı yanlış doldurulmuş bir ifade. Çoğunlukla yalnızca BTL iş yapan bir ajans olarak düşünülüyor. Biz butik ajansı, senior bir ekibin elinden, markalara özel, rafine ve ince düşünülmüş işlerin çıktığı bir yapı olarak görüyoruz. Biz de yaptığımız her işte stratejinin yanında tasarımı da ön planda tutuyoruz.

Bu kadar ciddi dolaşım olan bir sektörde siz nasıl dokuz yıldır buradasınız Esra Hanım?

EA: Ben TBWA, Leo Burnett, Euro RSCG, Manajans, Tayfa, tekrar Leo Burnett derken sektördeki 15 yıla yakın tecrübenin sonunda burada aldım soluğu. Büyük ajanslar, oradayken çalıştığınız çok hacimli markalar size büyük deneyim kazandırıyor elbette ama yorucu da oluyor. İşten güçten çok bunaldığım, keşke şöyle Amsterdam’da çok örneğini gördüğümüz, butik, tasarıma değer veren bir yer olsa, ben de böyle bir yapının içinde yer alsam derken Ayçe ve İlker’le yollarım kesişti.

Şekillenmeye hazır bir seramiğin başına oturmuş gibiydim. Kendi ekibimi kurma fırsatım oldu. Baştan beri hep bu işin içinde olduğum için sektörde yaşanan dolaşım benim ilgimi hiç çekmedi. Büro hiç eskimeyen bir yer benim için. Burada, sektörde benzer dertler çekmiş, buraya geldiğinde o dertleri yaşamadan da iyi işler yapılabildiğini görmüş, çok tatlı, ağırlıklı olarak senior bir ekibimiz var.

O dertleri yaşamadan da iyi işler yapabilmek derken…

EA: Burada en iyi network’lerde bu işi yapmış insanlar var. O yapıların avantajlarını yaşamış fakat buraya geldiğinde her şeyden öte bu işi yaparken nefes alabildiğini, kendini geliştirmeye, beslenmeye vakit ayrılabildiğini görerek mutlu olmuş insanlardan söz ediyorum. Bu durum siz ne kadar isteseniz de maalesef büyük yapılarda çok mümkün olmuyor. Çünkü aslında kreatif anlamda en çok beslenmesi gereken insanlar, buna imkân vermeyen bir yoğunlukta çalışıyorlar.

Sektörde bir dönem her hizmetin ayrı yapılardan alınması söz konusuydu. Bu birçok ajansa da hayat verdi aslında. Sonra da bir toparlanma dönemine girildi. Spazmı andıran bu dönemde siz nasıl konumlandınız?

İZ: Büro da kendi içinde spazmlar yaşadı. Birçok arkadaşımızın da söylediği gibi, reklamcı evrilmek zorunda. Büro boyutu itibarıyla buna çok daha müsait elbette. Bizde çok büyük yapılarda gördüğümüz, konvansiyonel ajansın yanına network’teki bir dijital ajansı entegre edelim o halde gibi durumlar yaşanmıyor tabii ki. Biz nasıl bir ajansız sorusuna, “Bu iş fikir işi, iyi fikir her mecrada hayat bulur” diye cevap veriyoruz. Dolayısıyla mecralar değişse de aslolan hep fikirdir bizce. Kısacası biz duygusu, içgörüsü olan, güncel fikirleri, mecra bağımsız üretiyoruz. Mesleğin yaratıcılıkla alakalı her tarafında da yer alıyoruz.

10 yıl içinde kapınızın ajansa talip isimler tarafından hiç çalınmadığını sanmıyorum. Bağımsız kalma kararınıza dair neler söylemek istersiniz?

İZ: Önce dürüstçe şunu söyleyeyim, aklımızı çelecek bir teklif olmadı. Birkaç teklif oldu tabii. Fakat bizim kurulduğumuz gün de dahil olmak üzere, amacımız hiçbir zaman büyümek ve büyümüzü kaybetmek olmadı.

Eğer birgün bir gruba dahil olacaksak, yatırım alacaksak da bizi bugüne taşıyan DNA’mızla kabul etmeleri bizim açımızdan çok önemli. Butik hizmet vermeye devam edecek bir yapı olarak hem mutlu çalışabilir hem de hizmetimizle bulunduğumuz grup içinde farklılaşabiliriz diye düşünüyorum.

AE: Markaların ajans seçtiği dünyada 10 yıldır marka seçme lüksüne sahip olduk. Benim burada en çok sevdiğim şey, bir markadan gelen “Biz sizinle görüşmek/çalışmak istiyoruz” mesajının üzerine içeride dönen “Bu marka içeriye –DNA’mıza, enerjimize, kreatif üretimimize- zarar verir mi?” sorusunu işin finansal yönünden önce sorgulayabilmemiz.

İZ: Biz 10 yıldır konkura girmiyoruz. Müşteri konusunda da seçiciyiz ve aslında lüks dediğimiz şeyler bizim DNA’mız. Bunlar bağımsız olmadığınız durumlarda koruyamayacağınız özellikler. Asla vazgeçemeyeceğimiz diye iddialı konuşmayacağım ama bunlar korumak için gerçekten çaba sarf ettiğimiz şeyler.

Kurucu Ortaklar Ayçe Yalçın, İlker Zaharya, Kreatif Direktör Esra Ayas Özalp ve Büro Ekibi

Konkura girmemek epey iddialı değil mi…

Ayçe Yalçın: Elbette konkura giren herkese saygı duyuyoruz. Fakat biz iki saatlik brief toplantısı sonunda, iki hafta çalışarak markanın gerçek sahipleriyle aşık atacak seviyeye gelineceğine ve markayı en az onlar kadar sahiplenebileceğine inanmıyoruz. Konkur süreçlerinin ajansların enerjisini fazlasıyla tükettiğini ve o sırada elinizdeki markalardan vakit ve fikir çaldığını düşünüyoruz.

Bu geceli, gündüzlü süreçlerin yarattığı tahribatı bilen, bizzat yaşamış insanlarız. Büyük bir ekip olmadığımız için de yeni müşterilere kendimizi konkur sunumlarıyla değil, işimizle anlatmayı tercih ediyoruz.

İZ: Kurumsal değiliz, olmak da istemiyoruz. Biz üç kişi başladık Büro’ya. 10 yıl sonra 20’ye yakın kişiyiz ama tavrımız hâlâ ilk günkü gibi. Cazibe işimizde olsun.

EA: Ben ajansların önceki işlerinin çok değerli ve yol gösterici olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden markalarla da bu bilgiyi paylaşıyoruz. Önemli olan sorular bunlar: Ajans önceden çalıştığı markaları bir yerden bir yere getirmiş mi? Markaya ne katmış?

Bu yapı yeni yeteneklerin gelişi konusunda bir engel teşkil etmiyor mu?

İZ: İnsanlar gibi, yaptığımız iş gibi, mecralar gibi yetenek havuzu da yenileniyor. Genç insanlar da bambaşka düşünce yapılarına sahip. Burada 22-40 yaş aralığında bir kadroyuz.

AY: İçerideki insanların yüzde 80’i büyük ajanslar görmüş, belirli dertlerden bıkıp buraya gelmiş kişiler. Ama bizim de gündemi yakalayabilmemiz için genç insanlara ihtiyacımız var. Yüzde 20’lik kesimde de 0 noktasından gelen, öğrenciyken gelip burada büyüyenler var…

Büyük ajanslarda sistemi döndürebilmek için çok daha fazla şeyden feragat etmeniz gerekiyor. Evet, öyle olması gerekiyor çünkü aksi halde 20 kişinin işten çıkması gerekecek. O noktada fabrikasyon kaçınılmaz. Ama biz bütün bunlardan kaçıp aman 20-25 kişi olmayalım diyoruz.

Bunu net olarak bilmiyorum ama bir tahminimi paylaşayım. Kârlılık oranına baktığınızda biz daha iyi bir noktadayızdır. Onlar tabii ki daha çok para kazanıyordur ama biz, çok büyük ihtimalle, daha kârlıyızdır. Kesin olarak da daha huzurluyuz.

30’a yakın ülkeye ihraç edilmiş olması itibarıyla Honda Civic işini de konuşup tamamlayalım sohbetimizi. Adaptasyon işler görmeye çok alışık olduğumuz bu kategoride nasıl oldu bu iş?

AY: Ülkenin durumu, mutluluk endeksi belli. Pazarın durumu ortada. Ortada bir ekonomik araçlar, bir de premium araçlar var. Arasında deresinde olan marka çok azdı. Biz dört yıl önce çalışmaya başladığımızda Alternatif Premium dediğimiz alanı doldurmalıyız diyerek yola çıktık. Yaşadığımız ekonomik koşulların etkisiyle bizim zaten hedeflediğimiz yere biraz daha hızlı gelinmesi mümkün oldu.

Geçen sene Honda Civic daralan pazarda pazar payı kazanan tek marka oldu. Reklamı yapılan araç Türkiye’de üretiliyor ve biz reklamı durdurmak durumunda kaldık çünkü fabrika talebe karşılık veremiyor üretim açısından. Bunlar güzel şeyler.

İZ: İki yıl önce ilk filmi yaptıktan sonra Honda Avrupa filmi görüp almaya karar vermişti. Uzun süre yayında kaldı o film. Biz de bunun ardından ikinci filme girişirken, “Bu da dışarıda yayınlanır, ona göre çalışalım” demiştik. Neticede ikinci filmin yapılmasını bırakın, daha senaryo aşamasında Honda sahiplendi zaten.

Son sözleriniz…

İZ: Unuttuk söylemeyi… Bir de 10’uncu yıla özel bir kutlamamız var. Tüm ajansı kasım ayında bir yurtdışı seyahatine çıkarıyoruz. Durumumuz çok mu müsait… Yani, değil de olsun ya. Biz mutluluğunu maddi ve manevi paylaşmayı çok seven bir ajansız.