Yılın en ilham verici haftası Brand Week Istanbul’da ikinci gün başladı.
Brand Week Istanbul, ikinci gününde sektör profesyonellerini ve yaratıcı isimleri bir araya getirmeye devam ediyor. Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen etinlik, birbirinden farklı oturumlarla katılımcılara ilham vermeyi sürdürüyor:

Brand Week Istanbul’un ikinci gününde, günün ilk oturumu olan “Silicon & Soul: Human Touch in AI-Driven Marketing” başlığıyla Google Türkiye Ülke Direktörü Eren Kantarlı sahne aldı. Konuşmasında teknolojinin ve silikonun hızla geliştiği bu çağda insan adaptasyonu arasındaki makasın gittikçe açıldığına dikkat çeken Kantarlı, geçmişten günümüze ATM’ler ya da hesap makineleri gibi her yeni teknolojide mesleklerin yok olacağı endişesinin yaşandığını ancak insan dokunuşunun her zaman dönüştürücü ve kalıcı güç olduğunu vurguladı. Yapay zekanın yalnızca işleri hızlandırmak için değil, yeni fırsatlar ve araçlar yaratarak büyümeyi tetiklemek amacıyla konumlandırılması gerektiğini belirten sunumun merkezinde ise sahnede özetlenen temel vizyon yer aldı: “Silikonun ve yapay zekanın sunduğu en güçlü teknolojiye asıl anlamı insan yüklüyor.”

Brands & Trends sahnesinde “100 Yıllık Bir Ömür Mümkün: Yapay Zekâ ve Longevity’nin Yeni Çağı” oturumunda UK National Innovation Centre for Ageing Direktörü Nicola Palmarini sahne aldı. Konuşmasında demografik dönüşümün kaçınılmaz boyutlarına dikkat çeken Palmarini, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkenin 2050 yılına kadar benzer bir yaşlanma dalgasıyla karşılaşacağını ve 60 yaş üzeri nüfusun dünya genelinde devasa rakamlara ulaşacağını vurguladı. Sağlığı belirleyen etkenlerin yalnızca yüzde 11’inin tıbbi sağlık hizmetlerinden oluştuğunu; yüzde 60 gibi ezici bir çoğunluğun ise davranışsal ve toplumsal faktörlerle şekillendiğini belirten uzman, iş dünyasını tedavi odaklı “gümüş ekonomi” anlayışından erken önlemeyi ve sağlıklı yaşam süresini (HALE) merkeze alan “uzun ömür ekonomisi”ne geçmeye çağırdı. Yaşlanmanın genetikten ziyade yaşam tarzı, yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve sosyal bağlarla yeniden şekillendirilebilir (malleable) dinamik bir süreç olduğunun altını çizen Palmarini, markaların tüketici yolculuğunu 50 yaşla sınırlandırmayıp 100 yıla uzanan hayatın her adımında değer üretecek yeni iş modelleri geliştirmesi gerektiğini dile getirdi.

Brands & Trends sahnesinde dijital dünyada tek bir platforma odaklanmanın markalar için yeterli olup olmadığı tartışıldı. GH05T CEO’su Adam Biddle, “Tek Bir Network Yetmez: 2027 İçin Kazandıracak Dijital Stratejiler” başlıklı oturumda, 2027’ye doğru değişen dijital pazarlama dinamiklerini değerlendirdi. Markaların dijital iletişimlerini farklı kanallara yaymasının önemi üzerinde durulan oturumda, çok kanallı iletişim stratejilerinin sunduğu fırsatlar ve hedef kitlelerle etkileşim kurmanın yeni yolları ele alındı.
Biddle, sosyal medyada trendleri takip etmenin, platformların dinamiklerini anlamanın ve içerik üreticileriyle çalışmanın artık markalar için bir rekabet avantajı değil, temel bir gereklilik olduğunu vurguladı. Başarılı bir sosyal medya stratejisinin yalnızca görünürlük elde etmekle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Biddle, dikkat çekmenin, tüketici kararlarını etkilemenin ve somut iş sonuçları yaratmanın önemine değindi.
Markaların yalnızca ana hesapları üzerinden iletişim kurmasının artık yeterli olmadığını söyleyen Biddle, “İkinci Ağ” adını verdiği stratejiyi anlattı. Bu yaklaşımın, markaların farklı ilgi alanlarına ve topluluklara hitap eden birden fazla sosyal medya hesabı oluşturmasına dayandığını ifade etti. Migros üzerinden örnekler veren Biddle, çalışanların günlük hayatını anlatan içeriklerden yemek tariflerine, evcil hayvanlara özel hesaplardan yalnızca sosyal medya takipçilerine sunulan indirimlere kadar farklı içerik serilerinin tüketicilerle daha güçlü bağlar kurulmasını sağlayabileceğini söyledi.
Markaların tüketicilere sürekli mesaj iletmek yerine onları kendi dünyalarına davet etmesi gerektiğinin altını çizen Biddle, içerik üreticileriyle influencer’lar arasındaki farka da dikkat çekti. İçerik üreticilerinin güçlü içerikler hazırlama becerileriyle, influencer’ların ise sahip oldukları kitle üzerindeki etkileriyle öne çıktığını belirtti. Her platform için özgün içerik hazırlanması gerektiğini vurgulayan Biddle, paylaşım sıklığından çok tutarlılığın önemli olduğunu ifade etti. Şirket çalışanlarının ve üst düzey yöneticilerin de içerik üretim süreçlerine dahil edilmesinin markalar için yeni fırsatlar yaratabileceğini söyledi.

Brands & Trends sahnesinde gerçekleşen “İki Usta İki Çırak” başlıklı oturumda M.A.R.K.A. Ajans Başkanı Hulusi Derici ve İEU Öğretim Görevlisi ve Yaratıcı Danışman Tuğbay Bilbay bir araya geldi. Oturum, Tuğbay Bilbay’ın bankacılık kariyerini geride bırakıp reklamcılık sektörüne adım atma sürecini ve Hulusi Derici’ye yazdığı iki buçuk sayfalık mektupla başlayan usta-çırak ilişkilerini samimi bir tonda anlatmalarıyla başladı. İkili, M.A.R.K.A. reklam ajansındaki dört buçuk yıllık yoğun çalışma dönemlerini ve çıraklığın aslında bir unvan değil, daima öğrenmeye açık olmayı gerektiren bir zihniyet olduğunu vurgulayarak sektöre dair geçmiş deneyimlerini aktardı.
Sohbetin devamında günümüz pazarlama ve iletişim dünyasındaki trendler, dijital mecralar ve yüzeyselleşen reklam pratikleri eleştirildi. Hulusi Derici; geçici trendlere kapılmanın, körü körüne hedeflemelere dayanmanın ve yapay influencer iş birliklerinin markalara uzun vadeli bir değer katmayacağını, aslolanın samimiyet ve güven inşa etmek olduğunu belirtti. Tuğbay Bilbay ise ölçülemeyen etkiyi hedeflemenin, yaratıcılıktan ödün vermemenin ve risk alabilmenin önemine dikkat çekerek oturumu; cesareti yitirmeme, sürekli okuma, araştırma ve çıraklık ruhunu her daim diri tutma çağrısıyla tamamladı.

Brands & Trends sahnesinde konuşan Psikiyatr Gülcan Özer, oturumuna insan ruhunun yolculuğuna eşlik eden ve “dünyanın en yavaş işlerinden biri” olarak tanımladığı mesleği ile salonun ve çağın aşırı hızı arasındaki tezada dikkat çekerek başladı. Oturumun başlığı olan “Herkes kendi heykelini yontar” sözünü İlhan Selçuk’un ifadesinden ödünç aldığını belirten Özer; insanın doğuştan getirdiği mizaç ile çevrenin ona yazdıklarının birleşimiyle kendi hikâyesini ve kimliğini nasıl inşa ettiğini ele aldı. Günümüzde belirsizliğin, öngörülemezliğin ve baş döndürücü hızın (“türbülans”) artık geçici bir durum olmaktan çıkıp hayatın ve ilişkilerin merkezine yerleştiğini vurgulayan Özer, dijital mecraların ve algoritmaların insanları yapay bir onaylanma ve hız döngüsüne hapsettiğini ifade etti.
Konuşmasının devamında yapay zekâ, dijital ekranlar ve sürekli tüketim baskısının insan ruhunun derinleşmesini engellediğini, buna karşın insanın yüzyıllardır değişmeyen temel ihtiyacının “güven, yakınlık, şefkat ve köklenme” olduğunu hatırlattı. Z Kuşağı’nın kapitalizmin çalışma dayatmalarına ve aşırı hızına karşı “frene basma” tavrını anlamlı bulduğunu söyleyen Özer; dinleyicilere günde 5-10 dakika bile olsa hiçbir uyaran olmadan durmayı, ekranları kapatıp fabrika ayarlarına dönmeyi ve yavaşlamayı önerdi. Ruhun ve duyguların hızlanamayacağını, hakiki ilişkilerin derinlik ve yavaşlık istediğini belirterek konuşmasını, türbülansın getirdiği yüzeyselliğe karşı insanın kendi özünü ve gerçek ihtiyaçlarını koruması gerektiği mesajıyla tamamladı.

Küresel çapta büyük bir fenomene dönüşen Kore Dalgası ile ilgili düzenlenen “Kore Dalgası: Kültürel Fenomenden Ekonomik Fırsatlara” başlıklı oturumda K-pop, K-drama, K-beauty ve K-food masaya yatırıldı. Kotra Pazarlama Direktörü Joseph Lee, ünlü oyuncu ve yapımcı Murat Cemcir, BUMM Creator Content Company Kurucusu Fatih Kınacı ve LG Beauty UK & Europe K- Beauty, Pazarlama ve Ürün Direktörü Frannie Chen’in katılımıyla gerçekleşen oturumu TTC Kurucu Ortağı ve Arçelik Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Tankut Turnaoğlu modere etti. Oturumda Güney Kore’nin kültürel başarısının arkasındaki ekosistem incelendi. Panelde, Kore hükümetinin yaratıcılığa müdahale etmeden yalnızca altyapıyı desteklediği ve kültürel popülaritenin milyarlarca dolarlık ihracata dönüştürüldüğü vurgulandı. Netflix’te ABD’den sonra en çok izlenen içeriklerin Kore yapımı olması ve Kore güzellik ürünlerinin dünyadaki en büyük ikinci ihracatçı konumuna yükselmesi, bu başarının tesadüf olmadığını gözler önüne serdi.
Etkinlikte, Kore kültürüne dünyada en olumlu bakan dördüncü ülke olan Türkiye’nin, bu dalga için hem çok güçlü bir pazar hem de stratejik bir merkez olduğuna dikkat çekildi. Oyuncu Murat Cemcir, Kore dizilerinin evrensel başarısını işledikleri her türde “aile” kavramını merkeze almalarına bağlarken; LG ve KOTRA temsilcileri, Türk tüketicisinin yenilikçi kozmetik ürünlerine ve yükselen yeni trend olan Kore gıdası (K-food) sektörüne gösterdiği yoğun ilgiye değindi. Panelin en önemli çıktısı ise Türkiye’nin kendi kültürel içeriklerini ve markalarını (özellikle Türk dizileri ve gastronomisini) tıpkı Kore gibi entegre bir ekosistem ve planlamayla dış pazarlara taşıyarak milyarlarca dolarlık yeni bir ekonomi yaratabileceği yönündeki güçlü öngörü oldu.

Günün en dikkat çekici oturumlarından birinde Visa Global CMO’su Frank Cooper III, “Building Brands That Matter” başlıklı konuşmasında, modern dünyada anlam yaratan ve kalıcı olan markaların nasıl inşa edileceğine dair kapsamlı bir çerçeve çizdi. Günümüzde zamanın baş döndürücü ve katlanarak hızlanan değişim ivmesinin kurumsal yapıları zayıflattığını, kültürü şekillendiren asıl gücün ise mikro topluluklara ve bağımsız içerik üreticilerine kaydığını belirtti. Tüketicilerin artık geleneksel ürün ve işlem odaklı yaklaşımlarla yetinmediğini; kimliklerini dönüştüren ve aidiyet arayışlarına yanıt veren süreçlerin doğrudan bir parçası olmak istediklerini ifade etti.
Bu doğrultuda bir markanın yalnızca bir logo ya da slogandan ibaret olmadığını, belirsizlik anlarında tercihleri yönlendiren ortak inançların toplamı olduğunu vurgulayan Cooper, geleceğin başarılı markalarının kültür, topluluk ve ticaretin birbirini beslediği erdemli bir döngü üzerinde yükselmesi gerektiğini anlattı.
Güncellenecek…