Brand Week Istanbul 2019 üçüncü gününde

Son gününe uyandığımız Brand Week Istanbul 2019’un öne çıkan oturumlarından çıktılar...

08.11.2019 - 14:22 | MediaCat

Brand Week Istanbul’un son gününde ana sahnenin ilk oturumu, toplumun izleme alışkanlıklarını değiştiren ve geleneksel ekranların da konumlandırmasını bambaşka bir yere taşıyan streaming servislerinden Netflix’in “Netflix: Türkiye’den Dünyaya” başlıklı oturumuydu.

Netflix’in merakla beklenen yeni Türk yapımı Atiye’nin yönetmeni Ozan Açıktan, yapımcısı Onur Güvenatam, yönetmen ve görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, oyuncularından Kaan Urgancıoğlu ve Netflix Türkiye İçerik Direktörü Pelin Diştaş’ın katılımıyla güne start veren oturum, Netflix’in Türk yapımlarının global sahalardaki görünürlüğünün artmasına imkân vermesinden farklı bir hedef kitleye ve reyting baskısı olmaksızın farklı bir çalışma biçimiyle işlerin yapılmasına ışık tuttu. “Netflix, başarının tanımını değiştirdi” diyen Açıktan, eskiden ekonomik modellerin ödülsüz ve güçlü bir kadrosu olmayan yapımların parlamasına izin vermediğini ancak artık Netflix’in hedef kitlesiyle, yapımın içerik ve prodüksiyon detaylarının ekonomik bariyerlere takılmadan öne çıkabildiğini izah etti.

M87 gezegenine yolculuk

Arizona Üniversitesi Astronomi ve Astrofizik Bölümü Profesörü Prof. Dr. Feryal Özel; Karadelikler, Teknoloji ve Globalleşme başlıklı oturumunda katılımcıları uzayın bilinmezliklerine doğru kısa bir yolculuğa çıkardı. Özel, astronomideki büyük ve küçük şeylerin bizim anladığımızdan çok farklı olduğunun altını çizerek karadeliklerin bizim için büyük bir gelişme olmasına karşın aslında tüm evren için oldukça küçük bir görüntüden ibaret olduğunu belirtti.

“…Ayın üzerine koyduğumuz simit büyüklüğündeki bir şeyin resmini çekmeye çalışmak gibiydi. Bir simidi astronota verip üç günlük bir yolculuğa çıkarsak ve simidi ayın üzerine koymasını istesek… İşte böyle bir zorluktu. Bu zorluk karşısında, Dünya boyutunda bir teleskobun varlığına ihtiyaç duyduk ama bu mümkün değildi elbette. Biz de Dünya’yı bir teleskop haline getirdik. Ve ortaya İspanya’nın Alpler’inden Güney Amerika’ya, Meksika’dan Arizona’ya, Hawaii’den Güney ve Kuzey Kutuplarına uzanan bir teleskop ağı çıkt.” diyen Özel, bu görüntüyü, beş günlük sürecin ardından toplanan verileri birleştirerek ve iki yıllık analiz sonucunda elde ettikleri bilgisi paylaştı.

“Geleceği tasarlayacaksak, bu, insanla olacak”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yüksek Enerji Fiziği Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Serkant Ali Çetin, Yarın İçin Bugün, Dün için Yarın başlıklı sunumunda insanlık olarak dertlerimizi sorguladı. “Evreni kavramak ne demek?” sorusunun peşine düşen Çetin, CERN’de yaptıkları deneylerin temel amacını, yüksek enerjilere ulaşılmasını sağlayan parçacık hızlandırıcılarla elde ettikleri çarpışmalarla maddeyi daha iyi anlamak olarak açıkladı.

Çetin’in dün, bugün ve yarın arasında kurduğu bağ ise etkileyiciydi: “Bu deneylerle teknolojinin seyrini ve sınırlarını zorluyoruz ve buradan edindiğimiz bilgiyle de yarının teknolojileri için bilgi havuzu oluşturuyoruz.”

Evreni oluşturan yapıtaşlarının birbiriyle etkileşip, birbirlerini nasıl ayakta tuttuklarını anlamanın öneminden bahseden Çetin sahnede; CERN’de iki protonu, parçalık hızlandırıcısıyla nasıl çarpıştırdıklarını ve analiz sürecini gösteren bir animasyon da izletti seyircilere. Çetin’in sunumuna, son dakikalarda marka yöneticilerine yaptığı çağrı damga vurdu: “Geleceği tasarlayacaksak, bu, insanla olacak. Geleceğin bilim insanları için sizin desteğinize ihtiyacımız var.”

“Kişiselleştirme yapay zekâya da sirayet edecek”

Carneige Mellon Üniversitesi Yapay Zekâ ve İnsan – Bilgisayar Etkileşimi Profesörü Dr. John Zimmerman, marka ve yapay zekâ ilişkisini ve yakın gelecekte bu işbirliklerinde son tüketicinin karşı karşıya kalacağı senaryoları aydınlattığı konuşmasıyla Brand Week sahnesindeydi.

Zimmerman’ın düşüncelerinden özellikle markaların perspektifinden kulak verilmesi gereken detaylar şu şekilde:

  • Markalar yapay zekâyla çalışırken çok daha agresif olmalılar, detaylı ve sadece pazarlama tarafından değil, özellikle de yapay zekâ uzmanlarının son sözlerinden destek alarak ilerlemeliler.
  • Yakın gelecekte günümüzün en büyük trendlerinden olan kişiselleştirmenin yapay zekâya da sirayetini göreceğiz. Bireylere özel kişiselleştirilmiş hizmet ajansları ve müşteri servisleri yaratacak markalar.

Google’ın aslında bir insan olarak davranma işini çok iyi becerdiğinin de altını çizen Zimmerman, bunun doğru olmadığını da ekledi: “Bir makineye insanmış gibi davranmamalıyız, makinenin makine, insanın insan olduğu ayrmının iyi farkında varmalıyız.”

İkonik bir marka nasıl yaratılır?

Bu zor mu zor sorunun yanıtını Brand Week Istanbul’da, Apple logosunun tasarımcısı Rob Janoff verdi. apart Private Gallery Küratör ve Sanat Danışmanı Thais Marin’in sorularını yanıtlayan Janoff, Apple logosunun yapım sürecini dinleyicilerle paylaştı. İşte Janoff’un etkileyici hikâyesinden ufak bir alıntı:

“Ben bir teknoloji insanı değilim ve tasarımda da yapmak istediğim bu değildi. Steve de ben de 20’li yaşlarımızdaydık, bana güvenmesi ilginçti. Verdiği tek brief ‘sevimli bir şey yapma’ olmuştu. İsmi meyve olan bir markanın logosunu görselle anlatmadan olmazdı. O dönem parlak renklerin dönemiydi. Beatles etkisi vs. Çoğu kişi fark etmemiştir belki ama Apple bilgisayarı en başta gökkuşağı çizgilerine sahipti. Bunu da kullanarak, ne çok sevimli ne de çok teknolojik duracak bir şey yapmak istedim. O dönem teknoloji şirketlerinin logoları hep koyu renkliydi, benim etkilendiğim ise o dönemki renkli televizyonlardı. Bir hafta boyunca hep elma çizdim. Isırıkla ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki; bir şeyi ancak ısırdığınızda onun size ait olduğunu hissedersiniz.”

Burning Man ile iyileşmek mümkün mü?

FutureSpace Kurucu Ortağı Baran Dilaver Tarihin En Büyük Dönüşüm Çağında Teknoloji ve Mutluluk sunumuyla sahnede yerini aldı. İnsanlık olarak yaşadığımız değişimin artık çok kısa zaman dilimlerine indiğinden bahseden Dilaver, “Yapay zekâ bizim zekâmıza eşit hale gelecek ve hızla gelen gelecek daha da hızlanacak. İnovasyonlar dakikalar içinde olmaya başlayacak” diyerek anlamlandırdı değişim perspektifini.

“Vücudumuzdaki yazılımları değiştirmemiz mümkün. Hastalıklara neden olan ve kesinlikle bozulması gereken yazılımlar var. Artık vücudumuza moleküler ve atom seviyelerinde manipülasyonda bulunabiliyoruz. Organ üretimi yapabiliyoruz. Ancak mevcut sistem hastalıklara çare olmada doğru bir yolda ilerlemiyor. Örneğin; iyi bir grip sezonu geçirmek, sağlık endüstrisi için daha fazla grip ilacı satmak demek. İnsanlar da bu gidişatın yanlışlığının farkındalar. Bu yüzden wellness’a yöneliyoruz. Transformasyonel yaşam deneyimlerinin daha arttığını görüyoruz” diyen Dilaver, ileride Burning Man gibi ruhsal ve fiziksel tecrübelerin daha da artacağı öngörüsünde bulundu.

Fotoğraflar: Zafer Çimen