MediaCat

Bağımsız ajansların altın çağı

Büyüklük her zaman hantallıkla eşanlamlı olmasa da bağımsız ajansların yükselişinde bu gerçeğin etkisi büyük. Türkiye’de rüştünü ispatlayanlar bir yana, yakın zamanda kurulan bağımsız ajans sayısında bir yükselişe tanıklık ediyoruz. Bu yükselişin ardındaki tabloyu görebilmek adına söz, yakın zamanda yola çıkanlarda.

Bağımsız ajansların altın çağı

Çeviklik, özerklik, farklı şekillerde düşünme özgürlükleri, yeniliğe hızlı adapte olmaları ve dönüşümü hızla mümkün kılmaları… Covid-19’un ardından e-ticaretteki ivmelenme, dijital dönüşüm ve pazarlama teknolojilerinin kullanımını ise ajansların bu yetkinlikleri bünyelerinde barındırmalarını daha da önemli kıldı. Bu da bağımsız ajansların yetenek ve yetkinlik havuzunu daha fazla ön plana çıkarttı.

Çeviklik, yerellik ve iletişim

Günümüzde homojen bir tüketiciden bahsetmek artık mümkün değil. Tüketicilere mikro bir mercekten bakıp onların ihtiyaçlarını anlamak ve stratejileri yerele uyarlamak oldukça önemli. Bağımsız ajanslar ise bu konuda network ajanslara kıyasla bir adım önde duruyor.

Diğer taraftan çeviklik, esneklik gibi yetkinliklerin yanı sıra bağımsız ajansların yükselişinde etkili olan bir diğer konu ise yaklaşan ekonomik durgunluk olarak gösteriliyor. Yaklaşan ekonomik belirsizlik pazarlama harcamalarının verimliliğinin yeniden önem kazanması anlamına geliyor. Üstelik burada yalnızca yerel değil global bir fenomenden bahsediyoruz. Just Global CEO’su Brandon Friesen Ad Age’e verdiği demeçte kurulan iletişime dikkat çekiyor: “Belirsizliğin olduğu bir ortamda, müşterilerle bütçe eğilimleri hakkında açık ve doğrudan konuşmalar yapmak daha da önemli.” Friesen, bu dönemde ajansların müşterilerinin karşısında güvenilir danışmanlar olarak konumlandığına dikkat çekerken, bağımsız ajansların müşterilerine daha yakın bir iletişim fırsatı sunduğunun altını çiziyor.

Can Faga

“Yaratıcılık gücünü bağımsızlıktan alır”

Can Faga, aRthuR İstanbul Kurucu Ortağı

Yaratıcılık gücünü bağımsızlıktan alır. Bir kere en baştan bunu koyalım cebimize. Biz kurduğumuz ajanslara bağımsız ajans diyorsak bunun kontrastı “bağımlı ajans” olur. Göğüste yumuşatıp network ajansı da diyebiliriz ama yumuşata yumuşata bugünlere gelmedik mi zaten? Neyse.

Ben kendi network deneyimimden bahsedecek olursam, özellikle son yıllarda yaşadığım kârlılık baskısı ön plana çıkar. Nereye baksanız bir satınalma temsilcisi gördüğünüz bir ortamda, ajanslar kârlılığı ilk sıraya yazınca, bizler yani iyi iş yapmak isteyen romantikler, en büyük darbeyi yiyenler oluyorduk.

Çok iyi bir prodüksiyonla çalışmayıver. Çok iyi bir yazar/art almayıver. İçeride çözüver. Daha az insanla daha çok iş yapıver. Zam yapmayıver. Ödüllere katılmayıver. Hatta happy hour’ları kaldırıvere kadar giden durumlar bile yaşadık, inanmazsınız. Hem de birçok konkur kazandığımız, en büyük markalarla çalıştığımız ve çok iyi gittiğimizi düşündüğümüz bir dönemde… Mide büyüdükçe açlık hissi de büyüyormuş, haberimiz yokmuş.

Hiçbir bağımlılıktan kurtulmak kolay değildir. O sebeple biz de aRthuR’u kurmadan önceki birkaç ayımızı rehabilitasyona ayırmıştık. Az harcamak isteyen marka, çok kazanmak isteyen ajans ortamında iyi iş yapabileceğimiz bir kreatif ortama nasıl sahip oluruz diye altı aya yakın bir araştırma ve kendi aramızda tartışma dönemi geçirdik. Farklı bir ajans modeli oluşturmanın yanında elimizden geldiğince, âşık olduğumuz reklamcılığı yeniden prestijli bir hâle getirmek gibi bir görevi de üstlendik (yeterince derdimiz yokmuş gibi). İki sene olmuşuz. Çok da güzel olmuşuz. Müthiş markalarımızla hiç olmadığımız kadar mutlu olmuşuz bir kere.

Bağımsız ajansın en büyük gücü adı üstünde; bağımsızlığı.

En büyük derdini de bir reklam sloganıyla özetleyeyim: Kontrolsüz güç, güç değildir.

Dolayısıyla bağımsız ajansların çok büyük bir ciddiyetle yönetilmesi şart. “Hadi abi biz de ajans kuralım” diyerek bir sene ayakta kalırsınız. O hovardalığı müthiş bir ciddiyetle yapmanız lazım.

Umarım yaparlar. Umarım çoğalırız. Umarım birçok konuda uzlaşırız hatta dernekleşiriz. Bağımsız Ajanslar Derneği. Kısası da tatlı. BAD.

Emir Işık

“Temel sorun, derin bir değersizleşme”

Emir Işık, Büyük Balık Kurucu Ortağı

Büyük Balık, marka ve tasarım danışmanlığı hizmeti vererek hayatına başladı. İkinci senesinde, ağırlıklı çizgi üstü reklam yapar hâle geldi. Bu da çok net ve bilinçli bir seçimle, farkındalıkla olgunlaştı. Murat Yaylagül’ün de ortak olarak katılımıyla kendimizi ikinci senede daha hızlı adımlarla koşar hâlde bulduk. Paribu ile başlayan yolculuğumuz Rama, Bluenity, DemirDöküm, Vaillant, Kontrolmatik, Doğuş Holding ve KONE ile devam etti. Son aylarda Büyük Balık’ı seçenler ise İş Yatırım, Orzax ve So CHIC markaları oldu. Büyük Balık, “Markasına fayda sağlamak isteyenlerin, büyük tecrübeye sahip küçük ajansı” oldu. En önemli gücünüz bu diyen müşterilerimizin bizi tanımlaması bu şekilde. Biz de onların işlerini kendi işimiz gibi görüp “Yaratıcılık işe yarasın” mottosuyla ve bitmeyen bir enerjiyle çalışıyoruz.

Sektördeki en temel problem aslında ülkeninkiyle benzer. İş sahiplerinin/marka yöneticilerinin reklam ve pazarlamanın temeli olan yaratıcı ajanslara bütçeden ayırdıkları pay maalesef oldukça düşük. Medya ve prodüksiyonun bütçedeki oranı sürekli artarken, yaratıcı ajanslarınki ise her geçen gün azalıyor. Memleketin iflah olmaz enflasyon canavarı ise ateşi devamlı harlı tutuyor. Sonuç Türkiye’nin en temel sorunu, derin bir değersizleşme. Bunun makro ekonomik ve politik çaresi bizlerin elinde değil tabii.

İşin kendimizle ilgili kısmına odaklanırsak, problemin çözümü büyük ajanslarda değil bence. Diğer birçok sektörde olduğu gibi, geleceğin değerli/değer yaratan şirketleri, küçük ve bağımsız yapılar olacak. Müşterileriyle yol birlikteliğini amaç edinmiş, gerçek bir partner gibi davrananlar, elini taşın altına koyabilenler bu yapılar olacak.

Nasıl, bayağı iyimser değil mi?

Cihan Kavaklıpınar

“Daha yakın, daha hızlı, daha etkili”

Cihan Kavaklıpınar, cian İstanbul Kurucu Ortağı

Sezgi. Reklamcılar olarak bizim en değerli hazinemiz. Bunun neden önemli olduğunu az sonra söyleyeceğim. Büyük usta Eli Acıman’dan bugüne birçok bağımsız ajans kuruldu, sonra yabancı ajanslar onlara ortak oldu. Gün geldi tamamını satın aldılar hatta yeni bağımsız ajansları da satın alarak bünyelerine kattılar. Ancak toprak bitti. Daha önemlisi, insan kaynağı bitti. Yeniden üretici olmak lazım. Yeşillendirmemiz lazım her yeri. İşte, bunun için yola çıktık. Bizi bu yola iten şey, sezgimiz oldu. Çevremizde olanı gözlemledik, eksikleri biliyoruz. Ajansımızda işbaşı yaptığımız ilk günden beri nefes aldığımızı hissediyoruz. Çünkü, bunu sadece özgürce hareket ettiğinizde yapabilirsiniz. Çünkü bunu sadece bağımsız bir reklam ajansında hissedebilirsiniz. Her şeyi geride bırakıp sıfırdan başlamak çok heyecan verici. Öğrenmeye devam ediyoruz. Her gün yeniden öğreniyoruz. Bu, eşsiz bir deneyim.

Türk reklamcılığını, önümüzdeki dönemde bağımsız reklam ajansları dünyaya taşıyacak. Şu anda bu ülkedeki en iyi reklamcılar, global ajanslarda çalışmıyorlar. Bu söylediğim şey, her geçen yıl daha da güçleniyor. Bağımsız ajans demek, statükonun belirlediği kuralları yıkmak demek. 1980-2010 arasında 30 yıl boyunca global reklam ajanslarında çalışabilirdiniz. Bunu ben de yaptım. Leo Burnett’in en iyi döneminde çok iyi bir ekiple beraberdim. Ama dünya değişti. Çok daha hızlı akıyor her şey. Bu hıza ayak uydurabilmek için eski yapılara hapsolamayız. Bugün bizim ajansta departmanlar yok, onay mekanizmaları yok, yöneticiler yok, basmakalıp görev tanımları yok. Birinin bir diğerini tetiklediği, herkesin lider olduğu yaşayan bir yerden bahsediyorum. Bağımsız ajanslar, markasına daha yakın ve daha hızlı karar alıyor. Bu sayede, daha etkili iş üretme potansiyeli taşıyor. Önümüzdeki dönemde, bağımsız ajansların Türk reklamcılığının geleceği için çok önemli bir rol üstleneceğini düşünüyorum.

Cihangir Gümüş

“Özgür, mutlu ve huzurlu bir yapı”

Cihangir Gümüş, Liberté İstanbul Kurucu Ortağı

Bağımsız olmak zaten başlı başına bir güç… Hem çalışanlar için hem müşteriler için.

Bir nevi prangalarından kurtulma hâli. Birçok global ajansta farklı pozisyonlarda çalıştıktan sonra insanların Excel tablolarındaki birer satır olduğunu görüyorsun. Bu yapılarda “gidenin yerine elbet biri gelir” mantığı kemikleşmiş oluyor. Bizi özgür ve bağımsız bir ajans kurmaya iten en güçlü sebeplerden biri bu oldu.

Duygusal bir sektör duygularını bu kadar kaybedince geriye bir şey kalmıyor, mutsuz bir şekilde çalışan insanların da kendini iyi hissettiği tek başarı kriteri sadece ödüller oluyor. Ne aidiyet duygusu kalıyor ne de insanların emek vereceği bir sektör.

Bu sektör dinamiklerinin tam aksine bizim amacımız, insanların, kurduğumuz bu ajansın bayrağının altında kendilerini özgür, güçlü, huzurlu ve mutlu hissedeceği bir yapı kurmak. Zaten eğer bir ajansta mutlu insanlar varsa ödül de gelir, başarı da, mutlu olmak isteyen markalar da… Zaten henüz üç aylık bir ajans olmamıza rağmen global ve yerel birçok markanın bizimle ilerlemek istemesi de bunun en iyi kanıtı.

Peki nedir Liberté İstanbul’un gücü derseniz; o zaten kuruluşunda, özgür ruhlu insanların olduğu ve kademelerin kalktığı bir yapı oluşturmasında saklı. Herkesin her işi yaptığı ajanslardan değil, işini iyi yapan ve sadece kendi işini yapan insanların oluşturduğu bir ajans. Daha da önemlisi herkesin Excel tablosundaki bir isim olmadığı, ajansın ruhunun ta kendisi olduğu bir yer.

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.