‘Yılmaz Erdoğan da kreatif direktörlerimiz arasında’

Pemra Ataç: Hem iş hem ülke adına 2014'ten umutluyum.

19.02.2014 - 10:53 | Alev Kaynak

Pemra Ataç: Hem iş hem ülke adına 2014'ten umutluyum.

2013 yılı Rabarba ve Daniska ajansları açısından oldukça bereketli geçti. Ulusal ve uluslararası birçok ödül, portföye kazandırılan yeni müşteriler derken ajans 2014 yılına iyimser başlamak için tüm nedenlere sahipti. Her iki ajansın da kesişim noktasında yer alan ECD ve yönetici ortak Pemra Ataç Açıktan, MediaCat’in sorularını yanıtladı.

Daniska ve Rabarba birleşmesi nasıl gidiyor?

Birleşme değil esasında. Aynı binaya taşındık; yapısal bir birleşme yok. İkisinin fikirleri ve yaptıkları işler ayrı. Daniska tasarım kökenli; daha sanatsal işler yapıyor. Rabarba ise dijital başlamış ama zamanla tam hizmet ajansına dönüşmüş vaziyette. İkisinin yoğurt yiyişi birazcık farklı. Reklam daha büyük kitlelere seslenen bir şey, tasarımsa reklamın içinde bir parça. Oradaki kesişim noktası benim esasında. Ortada duruyorum yani. Daniska ve Rabarba bir kardeşlik kurdu. Ben Daniska’nın kurucu ortaklığına ve oradaki tasarım üretimime devam ediyorum. Aynı zamanda da Rabarba’nın ECD’si ve başkan yardımcısıyım.

2013 nasıl geçti?

2013 iyi geçti. Rabarba zaten dijitali iyi bilen bir reklam ajansı olarak kurulmuştu. Bu sene de bu alanda yaptığı iyi kampanyalar sonucu n11.com, enpara.com ve Finansbank’la tüm mecralarda hizmet vermek üzere anlaştı. Daniska da portföyüne sevdiği markaları ekledi; özellikle de SALT’ı, yani Garanti Bankası’nın kültür sanat kurumunu. Bu iş birliğiyle yaptığımız sanat-sokak arasındaki katalizörlük sonucunda bir sürü ödül aldık. Yine Garanti Bankası için yaptığımız faaliyet raporuyla dünyadaki faaliyet raporu Oscar’ını aldık. GMK’da birçok kategoride; afiş dalında, açıkhava dalında en iyi tasarım ödüllerini aldık. Daniska tarafı da Rabarba tarafı da bir değişim, gelişim ve büyüme yılı geçirdi aslında. O yüzden ben mutluyum.

Bir sanat galerisinin profesyonel yardım alması bir ilk mi?

Hayır, Arter’le İstanbul Modern de var. Ama tabii onlardan biraz daha farklı SALT. Bir galeri değil, daha akademik bir yer. Beyoğlu ve Galata binalarında arşivi ve ciddi bir kütüphanesi var. Sanat bizim için ürkütücü ve anlaşılmaz duran bir şey. Bizim oradaki en büyük görevimiz sokakla sanat arasındaki bağlanmayı kurabilmekti. Çünkü harikulade ve sofistike şeyler, herkesi ilgilendiren şeyler anlatılıyor orada. Ama konuluş biçimi mesafeli olduğu için korkutucu duruyor. Bir de bizim sanatla ilgili aktiviteler yapmak alışkanlık değil. Yeni yeni hayatımıza girmiş bir şey.

Aslında Gezi Parkı protestolarıyla yaratıcılık ve sokak birleşti.

Büyük değişimlerin yaşandığı, çalkantılı bir yıldı. Büyük bir yenilik var Türkiye’de. Dünyaya baktığınız zaman çalkantılı ve zorlu değişim dönemlerinde sanat yükselen bir değer. Hayatı yargılayan, sorgulayan bir hale geliyor. SALT da öyle bir kurum. Size alın, bunu izleyin diyen bir kurum değil. Her kesimden insanın oraya gidip kendinden bir şeyler bulabileceği bir şey var orada. Biz de o sıcaklığı ve kapı açıklığını iletişiminde yansıtmaya çalışıyoruz. Köyümüz güzel ama insan yok gibi provokatif başlıklar attık kampanyalarımıza. Birazcık daha sokağın ve halkın dikkatini çekmek istedik.

Finansbank reklamlarınız çok sevildi. Yılmaz Erdoğan yıllardır reklamlarda boy göstermiyordu, nasıl ikna ettiniz?

“Yılmaz bu işi kabul eder mi diye endişelerimiz vardı”

Türkiye’ye ‘herkese finansçı lazım’ diye seslenmek üzere Finansbank’a yeni bir iletişim stratejisi sunduk. Bunu yaparken de halkın yanında duran, halkın sevdiği, herkesin evine konuk olmuş, Türkiye’nin en büyük isimlerinden biri olan Yılmaz Erdoğan’la anlaşmak istedik. Yılmaz bu işi kabul eder mi diye endişelerimiz vardı. Çünkü 10 senedir ekranlarda yok. Bir de aynı taraftayız: o da masanın üreten tarafında; sadece oyuncu tarafında değil. Hem yazıyor hem yönetiyor. Hem bir oyunculuk okulu var; insanlar yetiştiriyor. Bu konudaki bilirkişilerden bir tanesi. Biraz da şansımız yaver gitti diye düşünüyorum. Proje de klasik bir reklam projesi gibi değildi, hayalleri gerçekleştirmeye çalışan bir banka mesajı vermeye çalıştığımız için… Yılmaz da hep hayallerinin peşinde koşan ve insanların düşlerini gerçekleştirmeye çalışan bir sanatçı olduğu için de normal hayatında biraz örtüşüyor. Bu yüzden de projeyi kabul etti.

Cem Yılmaz İş Bankası reklamlarının yaratım sürecine de dâhil oluyor. Yılmaz Erdoğan’dan da benzer bir destek gördünüz mü?

Pemra Ataç: 'Yılmaz Erdoğan da kreatif direktörlerimizden biri'Görmemek mümkün değil. Kendisi de kreatif direktörlerimizden biri. Biz bir çalışma yapıyoruz, yazıyoruz. Sonra kendisine anlatıyoruz fikrimizi. Özellikle diyaloglarda usta bir insan olduğu için çok büyük katkıları ve eklemeleri oluyor. Bizi yönlendiriyor. Biz bu paylaşımdan çok mutluyuz. Zaten bunu bilerek kendisiyle çalışmak istedik. Reklamda sadece oyuncu olarak değil; bir akıl insanı olarak, bir komedyen olarak, bir yaratıcı olarak da katkısı olmasını istedik. Paslaşarak gidiyoruz.

Finansbank ilk üçe oynayan bir banka. O yüzden de reklam kampanyamızın hem stratejisi hem hem oyuncusu hem de konusu birazcık daha ‘Finansbank’ta neler oluyor?’ dedirtecek histe olmalıydı. Tepkiler de iyi gözüküyor şu anda.

Rabarba dijital konusunda uzman bir ajans olarak başladı ancak yıllar içinde tam hizmet sunabilen bir ajans haline geldi. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?

Oğuz dijital diye bir kelime yokken dijital reklam ajansı getirdi Türkiye’ye. Ondan sonra da müşterileri ikna etti, ilginç işler yaptı. Dijitalde yaptığı projelerle hem sektörün hem de müşterinin dikkatini çekti Rabarba. Geçtiğimiz yıl da Capital’in en beğenilen üç reklam ajansından biri seçildi. Böyle olunca sektörden de müşterilerden de istek geldi. Katıldığı konkurlarda başarılı oldu. Sunduğu dijital projelerin diğer mecralarda da işleyeceği ve orada da etkili olacağına inanan markalar Rabarba’yla çalışmak istedi.

Reklamverenin dijitalde cesur olduğunu düşünüyor musunuz?

Eskiden siz ikna etmeye gidiyordunuz. Şimdi dijitalde ne yapacağız diye bir soru var. Bu iş öyle bir şey ki siz ortaya bir şey koyuyorsunuz; insanların, müşterilerin, markaların bir alışma süreci oluyor sonra da talep etmeye başlıyorlar. Artık dijitalde bir şey yapmak bir lüks değil, bir zorunluluk haline geldi. Ve orada daha özgürsünüz ister istemez; diğer ekranlarda yapamadığımız bir sürü şeyi yapabiliyoruz. Açık ve cesur olabiliyoruz.

Reklam ajansları kitle mecralarında ‘güvenli’ yolları tercih ederken, yaratıcılıklarını yarışmalara saklayabiliyorlar. Dijital bu ayrımı kaldırıyor mu?

Televizyona yaptığınız bir şeyi dijitale aktaramıyorsunuz. Aynı stratejinin altına tamamen başka bir fikir, başka ekler düşüyor. Televizyonda tecrübe ettiğiniz şeyle dijitalde ve mobilde tecrübe ettiğiniz şey çok farklı. Sonuçta hepsi aynı stratejiye çıkıyor ama kullanılış ve anlatılış biçimleri farklı oluyor. Ama dijitali tecrübe ederken mecranın tabiatından dolayı daha farklı şeyler koymak zorundasınız ortaya. Yani o yarışmaya katılayım, ödül alayım diye değil zaten mecra sizi zorluyor. İlginç ve değişik bir şey koymazsanız paylaşılmıyor, beğenilmiyor. İlginç bir şey koyma içgüdüsü zaten en arzu edilen içgüdü. O yüzden insanın içini daha da gıdıklıyor.

Effie Worldwide etkililik endeksinde üçüncü oldunuz bu yıl. Bağımsız bir ajans için bu ne hissettiriyor?

“Bağımsız ajansların küresel camiada daha çok boy göstermesi gerekiyor”

Rabarba bir network ajansı değil. O anlamda yaptığı işlerin işe yararlığının Effie ile kanıtlanmış olması, arkasında bir güç ve network olmadan gurur verici. Bağımsız ajansların daha çok boy göstermesi gerekiyor bence global camiada. İyi işler yapmak yetenek kadar şans da gerektiriyor birazcık. O yüzden bu mesleğe daha çok insanın gelmesini sağlayacak, ilham verecek işler yapılsın isteriz. Beni ne tatmin ediyor? Bir marka için birinin gözlerinin ışıldaması beni heyecanlandırıyor. Nasıl Apple deyince gözümüz ışıldıyor, seviyor, beğeniyoruz, onunla ilgili bir ürünü kullanmaktan mutluyuz, onun gibi markaların oluşumunda katkım olabiliyorsa beni en çok o mutlu eder.

2014’ten neler bekliyorsunuz?

Finansbank’ın yeni dünyası devam edecek. CardFinans’ta yeni bir dünya kuruyoruz şimdi. 2013 bir farkındalık yılıydı. Ülkemizde yaşadıklarımız kendimizi, amaçlarımızı ve kalıplarımızı sorgulattı bize. Çalkaladı, çakraları açtı. Hem iş hem ülke adına 2014’ten umutluyum. Reklam zaten hayatı anlama işi. Etrafta olanların daha çok farkında olduğumuz, gelişmeye ve paylaşmaya kendimizi açtığımız bir yıl olsun.