Galibiyet mi, zafer mi, yoksa ‘olur o kadar’ mı?

Afrikalı, Müslüman ve sosyalist: Zohran K. Mamdani, azınlık kimliği ve sol politikalarıyla Wall Street’in göbeğinde müesses nizama karşı tarihi bir zafere imza attı. 20 yıl önce hayal dahi edilemeyecek bu başarı, Mamdani’nin yaratıcı kampanyası ve değişime olan inancının da küresel bir yansıması.

ORHAN ŞENER DELİORMANLI

İletişimci

New York belediye başkanlık seçimlerinde Zohran K. Mamdani’nin seçilmesi pek çok yönüyle dünyada dikkat çekti. Demografik olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde ayrımcılığa uğramaya çok müsait bir yerden geliyordu Mamdani. Kendisi beyaz değildi, Afrikalı ve Müslümandı. Bundan belki de 20 sene önce hayal dahi edilemeyecek bir şey oldu ve sadece sözde bağımsız rakibini değil, aynı zamanda Demokrat Parti ve müesses nizamın direncini de yenmeyi başardı. Daha en başta, bu galibiyetin öneminin altını çizmek gerek. Zira New York, Demokratların kalelerinden biri. Ama öyle ya da böyle Wall Street’e ev sahipliği yapan, dünya kapitalizminin beşiği ve kendi de finans merkezi olan bir şehirde, kendisini açıkça demokratik sosyalist olarak tanımlayan bir siyasetçinin ABD şartlarında oldukça kamucu ve hatta da sosyal demokrat sayılabilecek vaatlerle iktidara gelmesi, neresinden bakarsanız bakın en hafif tabiriyle, dikkat çekiciydi. Bunu yaparken izlediği yol, kullandığı yöntemler de en az kimliği ve siyaseti kadar dikkat çekti ki, biz de aslında işin bu tarafına odaklanacağız.

Obama’nın Facebook’u, Trump’ın Twitter’ı, Mamdani’nin TikTok’u…

Aslında bu bir ilk değil. 2008 senesinde Barack H. Obama, Facebook’u çok etkili bir şekilde kullanmış; mikro bağışlar, yani ortalama insandan alınan 5, 10, 20 dolarlarla muazzam bir kampanya desteğine ulaşmayı başarmıştı. O zamanlar sosyal medya zaten organikti; henüz sosyal medyanın içerik kuralları hem hukuki hem de teamül bakımından oluşmamıştı. Ancak 2016 senesine geldiğimizde Donald Trump’ın kullandığı hedefleme yöntemleri çok eleştirilmiş ve insanları manipüle ettiği söylenmişti. Son 10 yıldır sosyal medya dediğimizde organik, samimi içerikten ziyade aşırı kurgulanmış, yapay zekâyla destekli, artık pek de kimsenin inanmadığı içerikler geliyor akla. Facebook reklamları zaten dünün hikâyesi. Ama Instagram, siyasiler ve siyaset kurumları için muazzam önem arz ediyor. Henüz sırrı tam çözülememiş mecralardan biri TikTok olmuştu. Mamdani ise bu denenmemiş olanı, çok etkili mecranın ruhuna uygun bir şekilde kullanmayı başardı. Aslında bu fenomen bize çok da yeni değil, zira Muharrem İnce’nin 2023 seçimlerinde basit TikTok videolarıyla oldukça etkili bir kampanya yapabildiğini görmüştük. Hatta sonrasında Ahmet Davutoğlu’nun “Ben de buradayım” videosuyla TikTok’ta yer almasına da şaşırmıştık.

Ayrıca, kendileri doğrudan Tik- Tok’ta yer almasalar da sosyal medya ekiplerince tırnak içinde “editler” yapılan siyasiler de olduğunu biliyoruz.

Samimi ve organik

Burada Mamdani’nin farklı ve doğru yaptığı şey ise mecrayı, doğrudan kendisinin kullanması. Ve videoların TikTok’un ruhuna çok uygun şekilde; kancaları olan, belli akımları da takip eden ve hatta akımlar yaratan ve en önemlisi de eğlenceli ve samimi videolar olması…

Bu, eskiden beri Demokratların iyi olduğu bir alandı aslında. Reagan’dan sonra medya hâkimiyeti, Clinton ve Obama dönemlerinde mutlak şekilde Demokratlardaydı. Oysa Donald Trump’ın önceleri dalga geçilen, sonra çok eleştirilen üslubu ve metotları sayesinde son 10 yıldır Cumhuriyetçiler, medya hakimiyetini büyük ölçüde ele geçirmiş durumda. Ta ki, Mamdani’ye dek…

Trump, kendisine pek de yer vermeyen konvansiyonel medyanın etrafından dolaşarak Twitter’da yazdığı sansasyonel ifadelerle gündemi belirleyebilmiş, başlarda dalga geçilerek ama sonrasında bir şekilde dikkate alınarak kendisinden bahsedilmesini sağlamıştı.

Mamdani de kendisine başlarda hiç şans verilmeyen bu seçim sürecinde, rakiplerinin sıkıcı, tekdüze ve yeni hiçbir şey söylemeyen kampanyalarının karşısında yeni mesajlarını, yepyeni bir dil ve medya kullanımı ve siyasal iletişim pratiği ile başarılı bir şekilde kendi hedef kitlesine ulaştırmayı başardı. Bunu yaparken de sosyal medyayı kullandı ama içeriklerini doğrudan sahada üretti. İnsanlarla temas etti, insanlarla konuştu, daha da önemlisi insanları dinledi.

İlgi ekonomisi ve hisseler

Peki, buradan çıkarılacak dersler neler?

Birincisi şu: Söyleyecek bir sözünüz olmalı. Sadece iletişim kampanyasıyla seçim kazanmak pek kolay değil; söylenecek bir söz yoksa, ne şekilde söylendiğinin de önemi yok. Mamdani, beğenseniz de beğenmeseniz de, karşısındaki rakibinden zaten daha farklı durumda ama kendi partisi içinde de oldukça yenilikçi, müesses nizamdan ayrılan gençleri ve ortalama insanı ve ezilenleri temsil ettiği düşünülebilecek bir siyasi çizgiye sahip. En basitinden, kendisini sosyalist olarak tanımlıyor.

İkinci mesele, sadece teknolojiyi ve medyanın sunduğu imkânları etkili bir şekilde kullanmak değil, bu mecralarda organik bir şekilde yer alabilmek. Özellikle TikTok, yapmacık görünen, mecranın ruhuna aykırı içeriklerin hemen fark edildiği bir yer. Mamdani burada farkını gösteriyor: taklit edilmesi çok zor ancak kendisinin yapabileceği içerikler üretiyor. Yani “Mamdani Tik- Tok’ta çok başarılı olmuş” deyip siz de benzerini yapmaya kalktığınızda rezil olmanız işten bile değil.

Üçüncü olarak ilgi ekonomisinin nasıl çalıştığını kavramak gerekiyor. Sirenlerin Çağrısıisimli kitapta C. Hayes bizlere diyor ki; bu yeni postmodern, post-endüstriyel ve ileri kapitalist dünyada geçer akçe ilgidir. Herkesin dikkatten pay kapmaya çalıştığı bu yeni ekosistemde kısıtlı olan ve üzerinde savaşılan meta ilgidir.

Bunun ilk farkına varanlardan birisi Trump olmuştu ve iyi ya da kötü bir şekilde kendisinden bahsettirmeyi başararak siyasette bir yer edinebilmişti. Bugün de benzer bir şekilde sürekli gündemde kalabiliyor. En iyi yaptığı şey, algoritmadan pek anlamasa da sezgisel bir mantıkla düşünerek insanların ilgisini ve dikkatini çekecek içerikler üretmek ve her zaman gündemi onun belirlemesini sağlamak.

Bu sebepten kullanılan dil, trendler, akımlar, pratikler çok önemli. Ama işte şeytan detaylarda gizlidir. Trendleri takip edeceğim derken sıradan kalmak çok olası; hem gündemin dışında kalmamak hem de orijinal görünmek, taklit gibi görünmemek çok da kolay bir iş değil.

Peki bu nasıl mümkün olabilir? Mecraları takip etmek, trendleri bilmek ama her şeyi sırf moda, sırf trend diye birebir kopyalayıp yapmamak. Kendi dilinizi, üslubunuzu oluşturmak ve kendi organik dilinizle, kendi üslubunuzla iletişim kurabilmek.

Sahiciliğin, samimiyetin, organik olmanın çok daha önem taşıdığı yeni bir döneme girdik. Yapay zekâ ile birlikte içeriğin sentetik halinin çok ucuz ve aşırı bol olduğu bu dönemde söyleyecek orijinal bir lafı olanlar ve bunu organik bir şekilde söyleyebilenler kazanmaya çok daha yakın.


1 – Chris Hayes, “The Sirens’ Call: How Attention Became the World’s Most Endangered Resource”, Penguin Random House, 2025.

İlgili İçerikler