İlkay Gürpınar, Ela Bilgisel ve Volkan Karakaşoğlu büyük ajanslardaki koltuklarını geride bırakıp kurdukları bağımsız ajansları Humans Unlimited’ı anlattılar.
Aramızda yeni (lakin epeyce tanıdık) “insanlar” var. Sektörün üç deneyimli ismi, İlkay Gürpınar, Ela Bilgisel ve Volkan Karakaşoğlu büyük bir network ajansındaki konforlu koltuklarını ve “cruise gemilerini” geride bırakıp, insanı ve yeteneği merkeze alan bağımsız ajansları Humans Unlimited’ı kurdular. Onlarla yeni dünyanın reklamcılığını, “formsuz düşünme” yapısını ve yapay zekâ çağında “kreatif vizyonun” önemini konuştuk.
Sektöre “Humans” adıyla yeni bir giriş yaptınız. Neden bu isim ve nasıl bir yapı kurguladınız?
İlkay Gürpınar: Evet, “İnsanlar” dedik. İnsanlar için, insanlar ile, insanlar tarafından.
Hızla değişen dünyada, önümüzdeki dönemde insan unsurunun daha da öne çıkacağına inanıyoruz. AI’ın yükselişi hepimize heyecan veriyor. Teknoloji ve AI, iş insanlarının en iyi aracı, arkadaşı, hatta en iyi elemanı olacak. Oldu bile. Ancak başarılı işlerde kaldıraç etkisi yaratan kreatif vizyonun, masanın iki tarafındaki vizyoner, birikimli, cesur, enerji dolu ve gustolu insanlar tarafından inşa edileceğine inanıyoruz. Bunu bir üçgen gibi düşünebiliriz. En altta tabii ki müthiş hız ve verimle AI’ın ön ayak olduğu sistemler çalışacak. Mesajların çoğaltılması, görüntülerin üretilmesi ve çoklanması, doğru mecraların seçilip ulaştırılması ve iyi performans veren seçeneklerin öne çıkarılması gibi… Tüm bunlar olurken, üçgenin en üstünde de benzersiz bir kreatif vizyon kurulmalı. Kendine has dilini oluşturan, insan doğasına en ilginç yerlerden yaklaşmayı başaran, beyinleri harekete geçiren ve kalplere dokunan bir kreatif vizyon. Bu noktada insanların düşünceleri ve işleri hayata geçirme istekleri, enerjileri çok önemli. Bu sebeplerle Humans Unlimited diyerek çıktık yola. İnsanın sonsuz yaratıcı gücünden ilham alıyoruz.
Bu isim çalışanlarınız için de farklı manalar taşıyor değil mi?
Ela Bilgisel: Kesinlikle. Biz, herkesin içindeki o ekstra yeteneği ortaya çıkaracak bir ekosistem kurmak istedik. “Humans Unlimited” dememiz, kalabalık içinde herhangi bir kişi olmayı değil, değerli bir birey olarak var olmayı simgeliyor. Var olmak, kendin olabilmek. Herkesin tek bir iş yapmadığı, birçok şeye dokunabildiği, daha yatay bir çalışma zeminimiz var. Bunca yıllık tecrübemiz sonucu, bize ne iyi geldiyse, insanlara da onu sunmak en temel amacımız.
Büyük bir network ajansında, tepe noktalardaydınız. Neden bu konfor alanını ve zirveyi bırakıp risk aldınız?
Volkan Karakaşoğlu: David Hume’un güzel bir sözü var: “Daha ileri gitmeyeceksek, neden buraya kadar geldik?” Bu söz, sorunuza dair her şeyi yanıtlıyor aslında. Eski ajansımızda, limitleri sonuna kadar zorlayarak bir reklamcının yaşayabileceği tüm başarıları yaşadık. Ama biz, yerimizde saymak istemeyen insanlarız.
“En iyimiz bu mu?” diye düşündük. İleriye dönük bir değişimin hayatımızı yeniden şekillendirmesini istedik. Dünyanın değişimi bize de ilham verdi. Şu an dünyada nereye bakarsanız bakın, her ülkenin en beğenilen ajansı bağımsız, lokal ajanslar. ABD’de Mischief, Arjantin kökenli GUT, Kanada çıkışlı Rethink, İngiltere’de Uncommon… Bunlar hayran olduğumuz oluşumlar. Hepsi dünyaya yön veren bağımsız kuruluşlar.
Müşteri ilişkilerine bakışınız nasıl? Humans kavramı sadece ajans çalışanlarını mı kapsıyor?
EB: Hayır, biz masanın iki tarafındaki “Humans”a da çok çok değer veriyoruz. Şu an yepyeni bir sayfa açmış, taze bir ajans olmanın verdiği lüksle müşterilerimizi seçebiliyoruz. Seçerken de karşımızdaki kişiyle duygu ve düşünce birliğimiz olur mu, kreatif vizyonumuz uyuşur mu diye bakıyoruz. Bu kişilerle aynı vizyonda buluşur muyuz? Ana sorumuz bu.
Özellikle ilk görüşmeler, bunu anlamamız ve hissetmemiz için çok iyi bir veri oluşturuyor. Yüz yüze görüşmelere, aynı emele doğru birlikte yürümeye, ben değil “biz” olmaya inanıyoruz En önemlisi de karşılıklı dürüst olmak, tamamen açık olmak. Bize “bu olmamış” denince alınmayacak kadar tecrübeliyiz. Bizi bilenler bilir; ego yapmayız, işi çözmeye odaklanırız. Ancak inandığımız şeylerde de ısrarcıyızdır. Doğrusunu gösteririz, budur deriz; heyecanımızı ve inancımızı yüksek dozda ortaya koyarız.
Kendinizi klasik tanımların dışında konumlandırıyorsunuz. Bir marka size bir dertle geldiğinde, yaratıcı süreci nasıl işletiyorsunuz?
İG: Öncelikle biz, müşterilerimizle iletişim değil, business konuşmayı seven bir ekibiz. Sanırım müşterilerimiz de bizi en çok bundan seviyor. İşin en başından dahil olmak, işe yön vermek bizi çok mutlu, daha doğrusu çok tatmin ediyor. Kendimizi işte o zaman daha iyi, daha faydalı hissediyoruz.
Ürünü konuşmak… Satış kanalını konuşmak… Ambalajı, mağaza tasarımını konuşmak… KPI’ları mutlaka bilmek… Bazen yeni bir ürün fikri, bazen yeni bir varoluş biçimi bulmak… Pazarlama ekibinin ayrılmaz bir parçası olmak; bizce asıl değerli olan bu. Markalar için kreatif ile stratejinin kesinlikle ayrılmadığı, gitgide daha da blur’laşarak birleştiği bir dünya yaratılmalı. Formless Thinking olarak kodladığımız, “formsuz düşünce şekli”nin hâkim olduğu bir dünya.
“Formsuz düşünce”den kastınız nedir?
VK: Artık bir işin tek bir formu, kalıbı yok. Reklamcılar olarak hazır medyaya konmamamız gerekiyor. Bugün bir etkinliğin fotoğrafları, milyonlarca lira verilerek hazırlanan bir filmden daha fazla paylaşılabiliyor. İnsanlar neyi paylaşıyorsa, neyi tüketiyorsa onu bulmamız gerekiyor. Biz de müşterinin derdi neyse ona göre şekil alan; o “formsuz” ama hedefe giden düşünce yapısını benimsiyoruz.
Tanıtımlarınızda “Non-Linear Idea Generation” söylemi de var. Bununla neler anlatmak istiyorsunuz?
İG: Lineer olmayan fikir üretimi. Düzlüğü bozmak. Bazen sertçe, bazen de sessiz sakin, elegan bir şekilde. Yaptığımız tüm işlerde buna gayret göstereceğiz. Bir vitrin tasarımı da olsa, bir banner da… Bilinen lineer tanımlara uymaması burada amaç. O alışıldık düzlüğü, çizgiselliği kırmak. Ben bunu kalp atışı gibi görüyorum. O doğrusallığı iniş çıkışlarla bozmazsanız markanız yaşam belirtisi vermiyor. Hatta bir süre sonra, sesi tamamen kesiliyor.
Nasıl bir yetenek havuzu hedefliyorsunuz?
VK: Yıllar önce bir Galatasaray-AC Milan maçı vardı, eski Ali Sami Yen’de oynanmıştı. Sanki stadyumda 100 bin kişi varmış gibi bir gürültü ve tezahürat vardı. Maçtan sonra Milan kaptanı Maldini, “Kimse beni bu stadyumda 25 bin kişi olduğuna inandıramaz” demişti. Benim hayalimdeki ajans da tam olarak böyle. Kalabalık görünmektense kalabalık etkisi yaratan bir ajans.
Hangi markalar ile çalışmaya başladınız? Ne tarz markaları hedefliyorsunuz?
EB: Amacımız, ikonik markaların ajansı olmak. Bu yönde de ilerliyoruz. Türkiye’nin en değerli lüks perakende grubu Beymen, tüm markalarıyla müşterimiz oldu. Yeni dönemde Beymen, Beymen Club, Network ve Divarese markalarına hizmet veriyoruz.
Türkiye’nin en önemli gıda üreticisi, dünya devi Ülker; altı markasıyla ajansımıza geldi.
Çok sevdiğimiz, gönüllerimize taht kurmuş markalarıyla; Ülker Çikolatalı Gofret, GODIVA, Halley, Saklıköy, Laviva ve GoAhead markalarının ana ajansı olduk.
Besler Gıda’dan SuperFresh dondurulmuş sebzeler ve Bizim Yağ ile çalışmaya başladık.
Yine çok önemli, ikonik gıda markalarımızdan. Türkiye’nin en büyük ve en çok satan mobilya markası Bellona, yılı konkur ile kapatmıştı. Bu konkuru Humans Unlimited olarak biz kazandık. Aynı zamanda ilk konkurumuz oldu. Bu güzel markaya, önümüzdeki dönemde daha da değer ve duygu katmak için heyecanlıyız.
Ve Türkiye’nin en büyük saat distribütörü Konyalı Saat ile çalışıyoruz. Genç yönetimin işin başına geçtiği harika bir marka. Büyük bir potansiyeli, önemli bir geçmiş mirası ve saat sektöründe güçlü bir saygınlığı var. Tüm markalaşma sürecine katkıda bulunmak için sabırsızlanıyoruz.
Şu ana kadar kesinleşenler bunlar. Ama her gün yeni markalar ve müşteriler ile tanışıyoruz.
İG: İnanılmaz heyecanlı bir süreç bizim için. Hepsi de Türkiye’nin göz bebeği markaları. Bizim aklımıza, fikrimize ve tecrübemize güvenen tüm müşterilerimize de buradan sevgilerimizi, saygılarımızı yolluyoruz. Birlikte güzel bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu ikonik markalara layık olmak için canla başla çalışacağız.