“Minimum eforla maksimum eğlence” hedefiyle bir süredir YouTube’da da boy gösteren Cenk & Erdem, 30 yıla varan hikâyelerini anlatıyor.
1989’da derslere tepki olarak doğan Cenk & Erdem efsanesi şu sıralarda YouTube’daki Müebbet Muhabbet kanalıyla üçüncü kuşak dinleyicilerine hitap ediyor. Benzersiz ikiliyle bu yeni mecradaki hedeflerini ve Cenk&Erdem markasını konuştuk.
Erdem Uygan: Her şeye Cenk bakıyor, ben yan gelip yatıyorum. Öyle adaletli bir işbölümü yaptık.
Cenk Durmazel: Bana anlattı Erdem bu planı. Mantıklı geldi… Bir tane sosyal medyacı arkadaşımız var. O dürtüyor arada beni. Yoksa bana kalsa “Haydi bugün şu tweet’i atalım, buradan şunu paylaşalım” gibi bir şey hayatta demem. Metinleri ben yazıyorum, o da zamanlamayı ve videoların montajlarını falan hallediyor.
Very absürt ve ciddi bir olayın cılkını çıkartmak üzerine kurulu bir iş hakikaten yok. Amma, dikkat ettiysen YouTube’da bütün iş böyle artık. Hepsi bizden gördü.
EU: Bence marka olup olmadığımızın takdirini biz yapmamalıyız. Bizi izleyenler, birlikte çalıştığımız insanlar böyle düşünüyorlarsa…
CD: Bir reklamcı arkadaş “Siz markadan ziyade tool’sunuz” demiş idi.
EU: O zaman tool aplikasyon anlamında kullanılıyordu.
CD: Biz de “Sen kime tool diyorsun” diyerek dövdük kendisini.
EU: İkili olarak bizim yaptığımız mizahı ya da ürettiğimiz içeriği yapan var mı? Yok. Zaten bunu bizim söylememize gerek yok. Dünyada da örneği pek yok aslında.
CD: Very absürt ve ciddi bir olayın cılkını çıkartmak üzerine kurulu bir iş hakikaten yok. Amma, dikkat ettiysen YouTube’da bütün iş böyle artık. Hepsi bizden gördü.
EU: Bizim okul zamanımızda kendi kendine gelişen bir şeydi bu. Bir program yapmak amacıyla girmedik bu işe.
CD: Derslere tepki olarak doğduk biz. Hoca kitaptaki şeylerin aynısını yazardı tahtaya, inanılmaz sıkıcı olurdu. Amfiler de çok kalabalıktı ortak derslerden dolayı. Biz fısır fısır hocanın pantolonundan başlayıp yazdığı şeylerden çıkıyorduk. Zamanla bizi duyanlar etrafımızda toplanmaya başladılar. Bunlar da tam özel radyoların açıldığı döneme denk gelince, biz de “Ya bunu radyoda yapsak” dedik.
EU: Bizim oturup çalıştığımız, yazdığımız bir format söz konusu değildi. Hatta o dönem format kelimesi Türkçede yoktu.
CD: Hiçbir beklentim yoktu açıkçası. Benim lise yıllarından bir arkadaşım vardı. Üniversitede insanlar yeni yeni tanıştığı sırada “Vapurda aynı senin gibi abuk sabuk espriler yapan biri var” diyerek beni Erdem’le tanıştırdı.
EU: Aynı mahallenin çocukları sayılırız, evlerimiz yakındı. Dolayısıyla aynı vapurla geçerdik karşıya. O arkadaş bizi tanıştırdı. Tabii biz onu aradan çıkardık sonra.
CD: Bir ara hakikaten üç kişi olmayı düşündük, Erdem’in liseden bir arkadaşıyla. Fakat o bir şekilde olmadı. Sonra bizim mali müşavirimiz oldu. Gerçek bu, valla.
CD: Biz tanıştığımız ilk gün birbirimize laf sokup, esprilerle kapışmaya karar verdik. Sonra Erdem baktı ki benimle başa çıkamayacak, önümde diz çöktü ve “Beni şövalye ilan et üstadım” dedi.
EU: Sonra bir an kendime geldim ve “Ben ne yapıyorum” dedim.
CD: Ardından da gitti Excalibur’u çıkardı.
EU: O günden sonra da Cenk bana Arthur diye hitap etmeye başladı.
CD: O da söylene söylene günümüze “author” olarak gelmiş ve yazar anlamında kullanılmaya başlanmıştır… Yok yok, öğrenilen bir şey değil. Bize “Siz de BKM’nin mutfağı gibi şey yapsanıza” diyen oldu ama bunun öğretilecek bir tarafı yok ki. Süper hızlı düşünüp, tüm ihtimalleri gözden geçirip karşı tarafa pas olarak geçecek lafı söylemeyi öğretemezsin ki.
EU: Bir ortak noktamız kelime esprisi sevmek. Türkçeyle oynayan, bu açıdan bakıldığında dile hâkim insanlarız. Olayların belli yönlerine bakabiliyor, hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir tarafından ele alıp meseleyi bambaşka bir noktaya getirebiliyoruz. Haber seyrederken bile bu durum geçerli. Ama yalnızken, Cenk’in gol yapacağı çokça pasım auta ya da taca çıkıyor.
CD: İçerik bize aittir, dışardan müdahale söz konusu olmaz. Bunu bilenlerle çalışıyoruz zaten. Gelen markalar birkaç hassas noktayı belirtir bize yalnızca. Bir ara Siemens’e “Saymıns” deniyordu. Marka “Aman ha böyle söylenmeyecek” demişti. Bunun gibi müdahalelerden bahsediyorum. Bunun dışında bir müdahaleye açık değil.
EU: Bizim olayımız doğaçlama. Bir seslendirme sanatçısına bir radyo spotu için gittiğinizde eline bir metin verir, seslendirmesini istersiniz. Oldu, olmadı, bir tekrar daha derken biter. Biz tek spot için 30-40 kayıt alıyoruz. Elimizde bir metin varsa da bize brief veren, kampanyanın bir cümlesi oluyor sadece. Onu alıp tüm hikâyeyi mikrofon başında üretiyoruz aslında.
CD: Biz normalde gayet az konuşan, sevmediği tiplerle hiç konuşmayan tiplerken mikrofonu görünce şımarıyoruz.
CD: Birincisi tecrübe. Ama bu tecrübe oluşmadan önce de güvenli bir işti bizimle çalışmak. Bel altı ve benzeri şeylerden uzak durduğumuz için.
EU: Bizimle çalışanların bizzat bu güvenlikten ötürü çalıştığını söyleyebiliriz. Cenk’in dediği gibi, sizi bir anda gözden düşürebilecek şeyleri (şive şakası, birini/bir grubu alaya almak gibi) zaten komik bulmadığımız için böyle bir endişeye gerek yok. Biz absürt mizah yapıyoruz. Oturup bu işin kurallarını yazmadık ama bu kafamıza göre takıldığımız anlamına gelmiyor. Belli bir çerçevesi var bu işin. Marka kavramı bile yeni yeni oturmaya başladığından beri bu süreçte olan kişileriz. Biz radyo yayınlarına başladığımızda bu işin kanunu ya da mevzuatı yoktu. Beraber büyüdük. Dolayısıyla insanların hassas olduğu noktaları baştan tespit edip ona uygun biçimde hareket edebiliyoruz.
CD: Aslında şöyle oldu. Biz muhabbet rekorunu kırdık ve Rabarba Musa “Hayırlı uğurlu olsun. Siz aslında anlık izlenme rekorunu kırdınız. Artık bundan sonra YouTube’dan ya da dijitalde nereden isterseniz rahat rahat yürürsünüz” dedi. Ben de şöyle dediğimi hatırlıyorum “Fıss.” Çünkü o dönem YouTube çöpçatan sitesi kılıklı, yıkılacak bir şeydi bizim için. Şimdi kanalı olmayan yok neredeyse. Etrafımdaki insanlara ben söylüyorum artık kendinize kanal açın diye. Geç kaldık tabii, evet.
Önce kendimiz eğleniyoruz. O eğlence takipçilere geçtiği zaman bir geri dönüşü oluyor.
CD: Ulaşmaya çalıştığımız –abone sayısı veya izlenme gibi– bir hedefimiz yok. Amacımız minimum eforla maksimum eğlence. Tayvan’dan takipçi ya da izlenme sayısı falan da satın almıyoruz ki bunu yapmayan çok az.
EU: Radyoda ya da yaptığımız diğer işlerde de hedefi baştan belirlemiyoruz ki. Önce kendimiz eğleniyoruz. O eğlence takipçilere geçtiği zaman bir geri dönüşü oluyor.
CD: Açıkçası ben muhabbet rekoru kadar uzun olmayan ama atıyorum takipçilere duyurup şöyle dört saatlik bir canlı yayın yapmak istiyorum. Ama tabii bunun olabilmesi için sponsorluk veya buna bağlı sistemler olması gerekiyor ki biz orada dört saat beynimizi kemirelim.
EU: Veya üç buçuk.
EU: Bu tarz geri bildirimler alıyoruz ki bunlar artık hitap ettiğiniz kitle size çok kolay ulaştığı için gayet normal. Yaptığınız yayının saatinden tutun uzunluğuna, yayında giydiğiniz gömlekten yaptığınız bir espriye kadar birçok şey hakkında çat diye yorum yapıyor insanlar. Bu taleplerin tamamını karşılamak elbette mümkün değil. İnternetin bize öğrettiği en önemli şeylerden biri bu: Herkesi memnun edemezsiniz.
CD: Bize gelen geri bildirim mizahla ilgili olmuyor genelde. Bizim gibi cıvık, umursamaz ve alışık olduğumuz esprilere benzer geyikler oluyor. Ciddi olarak taktıkları şeyler de var: mikrofon, ışık, kamera ve benzeri. Ona da “Siz ananızın karnından yönetmen mi doğdunuz lan!” şeklinde cevap veriyoruz.
Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.
Here you'll find all collections you've created before.