Veri Enstitüsü’nün araştırması, kadınların kamusal alandaki endişelerinin erkeklerden daha fazla, niteliksel olarak daha farklı ve çift katmanlı olduğunu ortaya koydu.
Veri Enstitüsü tarafından aylık olarak yayımlanan Veri Pusulası’nın Temmuz 2025 edisyonu, Türkiye’de korkunun cinsiyetli doğasını gözler önüne seriyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne özel yayınladığımız bu veriler, kadınların kamusal alandaki endişelerinin erkeklerden sadece daha fazla değil, niteliksel olarak daha farklı ve çift katmanlı olduğunu ortaya koyuyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sadece ekonomik verilerde veya temsil oranlarında değil; sokağa çıkarken, toplu taşımaya binerken veya evde yalnız kalırken hissedilen nabız atışlarında da kendini gösteriyor. Veri Enstitüsü tarafından temmuz ayında 2 bin 165 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, kadınların kişisel güvenlik endişelerinde erkeklere kıyasla çok daha düşük bir korku eşiğine sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırma bulgularına göre, kadınların gündelik yaşamında taciz ve şiddet riski en belirgin kaygı kaynağı. Özellikle “Çok korkarım” diyenlerin oranındaki yaklaşık 20 puanlık fark, kadınların bu tehdidi erkeklerden çok daha keskin hissettiğini gösteriyor.
Araştırmada öne çıkan diğer çarpıcı verilerse şöyle:
Veri Pusulası raporu, bu verileri yorumlarken literatürde “feminen korku” olarak bilinen kavrama dikkat çekiyor. Rhonda Dobbs ve arkadaşlarının (2009) çalışmalarına atıfta bulunan analiz, kadınların hissettiği korkuların temelinde aslında “cinsel saldırı” korkusunun yattığını belirtiyor.
Bu durum, kadınlar için suç algısını değiştiriyor:
Veri Enstitüsü, çözüm yolunda iki temel adres gösteriyor: