25 Kasım özel: Türkiye’nin korku anatomisinde “cinsiyet” uçurumu

Veri Enstitüsü’nün araştırması, kadınların kamusal alandaki endişelerinin erkeklerden daha fazla, niteliksel olarak daha farklı ve çift katmanlı olduğunu ortaya koydu.

Veri Enstitüsü tarafından aylık olarak yayımlanan Veri Pusulası’nın Temmuz 2025 edisyonu, Türkiye’de korkunun cinsiyetli doğasını gözler önüne seriyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne özel yayınladığımız bu veriler, kadınların kamusal alandaki endişelerinin erkeklerden sadece daha fazla değil, niteliksel olarak daha farklı ve çift katmanlı olduğunu ortaya koyuyor.

Rakamlarla endişe tablosu

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sadece ekonomik verilerde veya temsil oranlarında değil; sokağa çıkarken, toplu taşımaya binerken veya evde yalnız kalırken hissedilen nabız atışlarında da kendini gösteriyor. Veri Enstitüsü tarafından temmuz ayında 2 bin 165 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, kadınların kişisel güvenlik endişelerinde erkeklere kıyasla çok daha düşük bir korku eşiğine sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırma bulgularına göre, kadınların gündelik yaşamında taciz ve şiddet riski en belirgin kaygı kaynağı. Özellikle “Çok korkarım” diyenlerin oranındaki yaklaşık 20 puanlık fark, kadınların bu tehdidi erkeklerden çok daha keskin hissettiğini gösteriyor.

Araştırmada öne çıkan diğer çarpıcı verilerse şöyle:

  • Toplu taşıma: Kadınların yüzde 80’i toplu taşımada taciz veya saldırıya uğramaktan korkuyor (erkeklerde bu oran yüzde 57). Ortalama korku skoru kadınlarda 3,2 iken erkeklerde 2,6 seviyesinde kalıyor.
  • Şiddet görme: Şiddete maruz kalma korkusunda oran kadınlarda yüzde 81’e ulaşıyor (erkeklerde ise yüzde 63).
  • Sokak güvenliği: Kapkaç veya sokak saldırısı korkusunda ise kadınların oranı yüzde 75 seviyesinde (erkeklerde yüzde 73).

“Feminen korku” ve gölge etkisi

Veri Pusulası raporu, bu verileri yorumlarken literatürde “feminen korku” olarak bilinen kavrama dikkat çekiyor. Rhonda Dobbs ve arkadaşlarının (2009) çalışmalarına atıfta bulunan analiz, kadınların hissettiği korkuların temelinde aslında “cinsel saldırı” korkusunun yattığını belirtiyor.

Bu durum, kadınlar için suç algısını değiştiriyor:

  • Kadınlar; evde yalnız kalmak, sokakta yürümek veya yabancı birinin yaklaşması gibi durumları doğrudan cinsel saldırı riskiyle ilişkilendiriyor.
  • Erkekler için maddi kayıp riski taşıyan bir hırsızlık vakası, kadınlar için bedensel bütünlüğe ve mahremiyete yönelik bir tehdit anlamı taşıyor.
  • Sonuç olarak kadınlar, suçu tekil değil, cinsel saldırı endişesinin de eklendiği “çift katmanlı bir tehdit” olarak yaşıyor.
  • Rapor, korkunun sadece bireysel bir deneyim olmadığını; toplumsal cinsiyet rolleri ve yapısal eşitsizliklerle şekillendiğini vurguluyor.

Veri Enstitüsü, çözüm yolunda iki temel adres gösteriyor:

  1.  Zihinsel dönüşüm: Ailede ve okulda toplumsal cinsiyet rollerine dair köklü bir zihinsel değişim şart.
  2. Mekânsal tasarım: Kadınların kamusal alanda güvende hissetmesi için ulaşım, aydınlatma ve şehir planlamasında kapsayıcı önlemlerin acilen hayata geçirilmesi gerekiyor.