‘Türkiye’yi sil baştan yapılandırmalı’

Güven İslamoğlu, dünyanın dönüşü olmayan noktayı geçtiğine ve bir gün son bulacağına inanıyor.

04.04.2014 - 09:27 | Melis Madanoğlu Sözer

Güven İslamoğlu, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde, ortak bir bilinç gerektiğini vurguluyor.

Son üç yıldır her hafta Türkiye’nin dört bir yanındaki –maalesef kaybetmekte olduğumuz- güzellikleri ekranlarımıza getiren Güven İslamoğlu için, CNNTürk’te yayınlanan Yeşil Doğa ve kısa spotlar halinde yayınlanan Seyirci Kalmayın programları daha çok bir misyon niteliğinde. İslamoğlu, Yeşil Doğa’ya pek sponsor desteği gelmemesini doğal karşılasa da, iyi bir sponsorla çok daha etkili işlere imza atabileceklerinin de altını çiziyor.

Programlarınızı izleyen birçok kişi size biyolog, zoolog ya da çevre bilimci gibi meslekleri yakıştırıyor. Halbuki iletişim fakültesinden mezun olmuşsunuz ve televizyonda kamera arkasından kamera önüne uzanan uzun bir kariyeriniz var. Çevre ve sürdürülebilirlik nerede devreye girdi?

Daha önce Show TV’de çalıştığım zamanlar sağlık haberleri yapıyordum o zaman da doktor diyorlardı. Bir şeyi birine anlatmak için doktor kadar bilgili olmanız gerekiyor neredeyse. Bilmediğiniz bir şeyi de insanlara anlatmak zor. Öğrendiğiniz bir şeyi de insanlara basit bir şekilde anlatmanın yolunu bulmanız gerekiyor. Bizim işimiz bu aslında. Öyle olunca da sizi herhangi bir konuda uzman sanabiliyorlar.

Güven İslamoğlu, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde, ortak bir bilinç gerektiğini vurguluyor.Zaten doğayla barışık yaşayan bir insanım, Karadenizliyim. Ege’yi, Akdeniz’i 18 yaşında gördüm ben. O zamana kadar bütün yaz tatillerimi Karadeniz’de geçirdim. Dağlarda geçirdim. Babaannemin evi deniz kıyısında anneannemin evi de dağdaydı. Devamlı yürüyerek gidip gelirdim o yolu. Patikalar kullanırdım, orman yollarını kullanırdım. Doğayla iç içe yaşamanın havasını almış biriyim. Bu sektörde birçok insan da bu özelliğimi bilir, başbakanı izlerken bile bir tarafta saksıda bir çiçek görsem onunla ilgilenirdim. Körfez krizinde bütün gemileri takip ederken İskenderun’da ben yine dağlara çıkar bir şeyler yapardım. Benim hayatım böyle geçiyor. Bir müddet sonra çevre sorunları çok fazla gündeme gelmeye başladı. Bunu daha sık ekrana getirmemiz gerektiğini düşündük. Dünya televizyonlarında çevre haberleri neredeyse üçündü dördüncü haber olmaya başladı. Büyük bir sorun ve Türkiye’de de bu sorun giderek büyüyor. Bazı kanallar bunu yazlık program gibi yapmaya başladı ama biz dedik ki, bu sorun giderek büyüyor. Bu konuyu da ilgi alanlarımdan dolayı yapabilecek kişi bendim. Haber merkezinde çalışırken de küçük küçük haberler yapıyorduk zaten. Daha sonra bir programa döndü. Değişen bir şey yok aslında. Habere de yapıyorum haberde de yayınlanıyor ama 30 dakikalık bir program da çıkartıyorum. Gittiğim yerde bir gün değil iki gün kalıyorum. Zaten haberde de olsaydım bir-iki gün kalmam gerekiyordu. Aynı sürede ben hem program çıkartıyorum hem haberi yapıyorum. Böylelikle hem haberde görmüş oluyoruz hem 30 dakikalık programla daha geniş kitlelere daha uzun sürede konuyu anlatabiliyoruz. Seyirci Kalmayın’larla da küçük spotlar yaptık. o günde beş kere dönüyor. Onlarla da farkındalık yaratmaya başladık. Böyle birbirini takip eden bir zincir oluştu. Üçüncü yıla gireceğiz, iyi de gidiyor.

Yeşil Doğa ve Seyirci Kalmayın formatları nasıl ortaya çıktı? Dünyada benzer örnekleri var mı?

Belli bir format yok. Daha önce NTV Yeşil Ekran yapmaya başlamıştı fakat yazlık program olarak yapıyordu. Onlarınki biraz daha farklıydı. Şöyle bir sorun vardı, bazı sunucular kışın 8-9 bin beygirlik arabaların tanıtımını yaparken yazın karşımıza çevreci olarak çıkıyordu. Biraz yaşam tarzınızın da buna uygun olması gerekiyor. O yüzden biz dedik ki bunu yapacaksak güvenilir olması lazım. Ferhat Boratav, haber genel yayın yönetmenimiz zaten bu konuda çok hassas. Aynı zamanda genel müdürümüz Barış Tünay da bu konuda çok hassas. Onların desteğiyle böyle bir program oluştu. Ben daha önce Her Evde Bir Haber Var’ı yapıyordum. İnsan hikâyeleri. Sonra doğayla insan hikâyelerini birleştirdik Her Yerde Bir Haber Var yapmaya başladık. Her Yerde Bir Haber Var biraz şekil değiştirdi, Yeşil Doğa’ya döndü. Daha fazla doğa yapıyoruz ama yine içinde insan hikâyeleri var. Yine gezi var, yine tarih var. Çünkü biz çok sert doğa yapmıyoruz, çok sert işlendiği zaman insanlar bunu seyretmiyor. Biraz gezi formatında, eski deneyimlerimizden yararlanarak yapıyoruz. İşte su kaynaklarını anlatırken şelaleler buluyorum, içine giriyorum, yüzüyorum, su içiyorum ve diyorum ki ‘Bakın hem yüzüyorum hem suyunu içebiliyorum. Böyle kaynaklarımız çoktu, giderek azalıyor’ diyorum. Mesajı öyle vermeye çalışıyorum. Yoksa su kaynaklarını tüketmeyin giderek azalıyor derseniz insanlar algılamıyor. Format kendiliğinden oluştu.

Güven İslamoğlu, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde, ortak bir bilinç gerektiğini vurguluyor.

Şu anda iyi gidiyor. Çok da fazla ödül aldı. Artık konferanslara da davet ediliyoruz. Artık programdan çok bir misyon oldu bizim için. Liseler, ortaokullar üniversitelere gidip konferans veriyoruz. Biraz sert oluyor o konferanslar ama artık durum da kritik.

İnsanların vermeye çalıştığınız mesajları aldıklarını düşünüyor musunuz? Sizce programlarınız bu konuda ne kadar etkili?

Çevre konusunda biz Avrupa’nın çok gerisindeyiz. Almanya’nın 40-50 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. İskoçya’nın, İngiltere’nin 50 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Sanmayın ki bu sırf Türkiye’de yaşanan bir olay. Fransa’ya baktığınız zaman onlarca nükleer santrali var, biz bir tanesi için bu problemleri yaşıyoruz. HES’ler aynı şekilde Almanya’da da var, bir sürü termik santral var. Biz burada termik santrallere karşıyız Dünya bunu bir şekilde halletmiş. Enerji altyapısını oluşturmuş ve bu problemleri yaşamış. Daha sonra bunları yaparken birçok şeyi kaybettiklerini fark etmişler ve korumaya almışlar. Şimdi biz yeni başlıyoruz ama biz enerjiden başladık. HES’ler termik santraller. Avrupalılar da bunu görüyor ve bize diyorlar ki biz bunu yaptık ama siz yapmayın. Sonucu biliyorlar. Yaşamışlar. Ama biz henüz onu idrak edemedik. Biz yavaş yavaş adım adım göreceğiz.

Dediğim gibi Almanya’nın 40-50 yıl gerisindeyiz bunu iki üç yılda aşmamız çok zor. Bu bir süreç. Biz bu süreci başlattık ve şu anda hızlı gidiyor. Çünkü iletişim kaynakları 40-50 yıl öncesinde göre daha hızlı. Daha çok insana ulaşabiliyorsunuz. Bu nedenle bu farklı 50 yılda değil de 15-20 yılda kapatabileceğimizi düşünüyorum.

O yüzden ilk başladığımızda farklıydı, insanlar pek ismimizi duymuyordu. Şimdi yavaş yavaş duyulmaya başladı. Tek problem gençlere ulaşmakta zorlanıyoruz. Çünkü bizim izleyici kitlemiz 40 yaş üstü. Maalesef gençlerimiz çok ilgisiz. Avrupa’da bu işi gençler götürüyor. Biz biraz yukarıdan başladık şimdi aşağı doğru inmeye çalışıyoruz. Çünkü bizde bir hayat mücadelesi var. İnsanlar biraz para kazandıktan sonra doğaya çıkmaya başlayabiliyor. O zaman görüyor doğanın nasıl katledildiğini. Aslında doğayla baş başa yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu. Biz de daha önceden bunu fark etmeleri için çalışıyoruz. Yaş sınırını yavaş yavaş aşağı çekmeye başladık. 20 yaşına kadar inersek sorun çözülmüş olacak.

Türkiye’de bu tür programlara çok sık rastlamıyoruz. Bu programları hazırlamak için yeterli destek sağlanıyor mu size? Sponsorlarınız var mı?

Bizimki gibi programlarda sponsor bulmak çok zor. İnsan odaklı değil doğa odaklı bir programız. Neredeyse her şeye karşıyız. Enerji firmaları zor, maden firmaları zor, inşaat firmaları zor. Büyük firmaların, karbon salımı yüksek olan firmaların bile çevreci ürünleri olmasına rağmen bize sponsor olmaları biraz düşündürücü.

Engeller çıkıyor mu karşınıza peki?

Şu ana kadar çıkmadı. Çünkü sonuçta büyük firmalar da bu işin farkında. Evet çok aldık ama birazını da doğaya vermemizin zamanı diye düşünüyorlar artık. O yüzden onlar da yeşil konseptli işler yapmaya başlıyorlar. Belli bir uzlaşma yoluna geldik. Her şeye de çok karşı olmak sorunu çözmez. Bir yerde yardım almak gerekiyor. Sonuçta ben böyle bir yerde çalışıyorum, burada da enerji kullanılıyor, su kullanılıyor, burada da karbon salımı yüksek, burası da kirletiyor. Yani ben Yeşil Doğa programını yaparken bile doğayı kirletiyorum. Karbon salımının fazlalaşmasına yardımcı oluyorum. Bu aşamada çıkıp da herkese ahkâm kesmem çok yanlış olur. Bunun bir dozu var.

Sponsor bulduğunuz zaman biraz daha rahat hareket edebiliyorsunuz. Ben isterim ki güneş panellerinin Amerika’daki örneklerini göstereyim. Bunlar çok büyük bütçeli işler. CNN Türk şu anda bunu destekliyor ama iyi bir sponsorla daha büyük işler, projeler yapabiliriz. Mesela iyi bir sponsor olursa büyük kampanyalar da yapabiliriz diye düşünüyorum.

Güven İslamoğlu, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde, ortak bir bilinç gerektiğini vurguluyor.

Zaman zaman sponsor olan firmalar da olmuyor değil. Mesela Seyirci Kalmayın’lara sponsorlarımız var. Onlar kısa spotlar olduğu için daha sık görünüyorlar. Sponsor olan firmalar da kendilerine yararının hesabını yapıyorlar. Mesela bir ısı yalıtım şirketleri var. Ben bazen diyorum ki CNN Türkün bu programına sizin sponsor olmanız lazım, sizle aynı kulvardayız. Bakarız diyorlar sonra bir bakıyorum aynı firmanın bir dizide reklamlarını görüyorum. Çünkü amacı daha fazla kitleye ulaşıp malını satmak. O zaman da ben diyorum ki sizin yeşil konseptiniz bence kuşkulu. Düşünülmesi gerekir çünkü sizin hesabınız malınızı daha çok satmak. Kaldı ki onlar bize sponsor olmasalar bile biz ısı yalıtımı konusunda programlar yapıyoruz. Su konusunda programlar yapıyoruz. Bize sponsor olmalarına gerek yok. Ama bazen şu canınızı acıtıyor açıkçası. O firmaların hiç konseptlerine uymayan yerlerde gidip para harcadıklarını görüyorsunuz. Ben de diyorum ki bu parayı niye doğa için harcamıyorsunuz? Çünkü biz zaten yapıyoruz. Ama beraber yaparsak daha iyi olur.

Tüm dünyada artık şirketler sürdürülebilirlik adına önemli adımlar atar hale geldi. Enerji tasarrufundan geri dönüşüme kadar birçok konuda dikkatliler. Siz Türk markalarını bu noktada nerede görüyorsunuz?

Bize ekranların en solcu programı diye yorumlar da yapıldı. Çevreciyseniz solcusunuz diye bir algı var. Aslında bunu kabul etmek istemiyorum çünkü doğanın solu sağı, siyaseti olmaz mantığıyla yaklaşıp herkesi işin içine çekmeye çalışıyorum. Bugüne kadar çevreciysen solcusun bizden değilsin mantığı vardı. Biz bunu yıkacağız. Çünkü insanlara doğruyu söylerseniz, çevrecilerin de yaptığı yanlışı gösterirseniz insanlar size inanıyor. Benim en iyi izleyicilerim çobanlar. Bakın ben Bebek’e gideyim beni 5-6 kişi tanır, o da esnaftır. Dağa çıkayım, karşılaştığım çobanların neredeyse yüzde 70’i tanır. Ve ben buna inanamıyorum. Nasıl oluyor inanamıyorum. Çünkü adamlar bilgiye aç. Doğa içinde yaşıyorlar, buluyorlar sizi. Mesela bazı yerlerde çok izlenmiyorum. Örneğin Kastamonu’da çok fazla izleyicim yok. Ama mesela bir Bursa, bir Konya inanılmaz. Sokağa çıktığım zaman programı izleyen bir sürü insanla karşılaşıyorum. O yüzden ben arayı bulduğumu düşünüyorum. Herkesi potaya soktuğumu düşünüyorum. Bunu da yapmaya devam edeceğim. Gerekirse bazı örgütleri, enerji firmalarını bazı siyasetçileri karşımıza alacağız diyeceğiz ki arkadaşlar yanlış yapıyorsunuz. Doğa için el ele vermemiz lazım bunun sağı solu olmaz. Doğa odaklı bir programız insan odaklı değiliz. Doğadan yana olduğunuz sürece de zaten insandan yana olursunuz.

Virale dönen flash mob’lara da imza attınız. Türkiye’deki markalardan bu tarz işbirlikleri için teklif alıyor musunuz?

Biz markalara açığız ama şu anda Türkiye’deki markalar yeşili farklı algılıyorlar. Herkes ne veririm ne alırımın hesabında. O yüzden de gerçekten verici olmak istiyorlarsa biz bu işte varız zaten. Flash mob uygulamasını aslında bazı firmalara söyledik. Dedik ki siz fabrika çalışanlarınızı getirin biz de diyelim ki şu markanın fabrikasının çalışanları bu konuda gönüllü oldu. Birkaç firma tamam dedi ama herhalde organize olamadılar. Bir de biz haftalık bir programız. Benim hem bu işlerle uğraşıp hem program çıkarmam için büyük bir ekip oluşturmam lazım. O da bizim için çok zor. Gönül ister ki iyi sponsorlar bulalım 5-6 eleman daha alalım…

Güven İslamoğlu, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde, ortak bir bilinç gerektiğini vurguluyor.Bu flash mob dünyada da örnekleri olan bir şeydi. Biz Türkiye’de de yapalım dedik. Çok da çarpıcıydı. O şişeyi 20 kişi attı 5i fake’ti. Onlar çok belliydi. Ama bazıları da inanılmazdı. Mesela bir çocuk dedesiyle içeri giriyorlar ve çok hali vakti de iyi olmayan insanlardı. Çocuk gitti, kimseye bakmadan aldı ve atılması gereken yere attı. Beklediğimiz bazı insanlar atmadılar. Mesela gemide yaptık, 30 kişilik turist grubu bindi. Bir tanesi dokunmadı. Yine böyle köyden gelmiş bir amcamız böyle kasketli falan o 30 kişinin arkasından gitti o attı. Böyle şeyler bizi şaşırtıyor aslında hani bazen deriz ki, o şişeyi kim atacak diye düşünürüz. Algıda yanılıyoruz. Atan 15 kişiyi şöyle bir tarttığımız zaman hali vakti yerinde olmayan insanların daha çok attığını gördük. Daha çok tüketen daha çok paraya sahip olan insanların pas geçtiğini gördük. Onun nedenini bilemiyorum. Belki onlar buranın temizleyicisi var atar diye düşünüyordur. Köylü öyle düşünmüyor. Çünkü onun temizleyicisi yok. Bu aslında bize biraz kimin daha çevreci olduğu, hedef kitlemiz kim olmalı bakımından da biraz mesaj veriyor. Mesela köylü bizim hedef kitlemiz değil. köylü zaten çevreci. Zaten az tüketiyor. Varoşlardaki insanlara suyu az kullanın diyoruz. Adamlar zaten az kullanıyorlar su çok pahalı. Ama çok kullanan başka gruplar var. Biz onlara ulaşmaya çalışıyoruz onlar bize daha uzak. O yüzden bu flash moblar bize çok güzel örnekler verdi. Şaşırdık açıkçası.

Yeni bir flash mob yapacak mısınız?

Yeni bir proje düşünüyorum. Orman yangınlarıyla ormanların kirletilmesiyle ilgili, itfaiyecilerle ortaklaşa bir şeyler yapmak istiyorum. Onlarla mangal alanlarına baskınlar düzenleyip insanlar yangın mı var diye bakacak ama malzemeleri bırakacak gidecek itfaiyeciler çöp toplayacak. Biz de diyeceğiz ki itfaiyecilerin işi yangın söndürmek sizin çöplerinizi toplamak değil. Çöpünüzü toplayın. Böyle şeyler üretilebilir. Ama üç kişiyiz. Hem bunları düşün hem programı yap bir şeyler üret biraz zor oluyor. Kameraman, prodüktörüm, bir de ben. O yüzden biraz desteğe ihtiyacımız var. Kanal, olduğu kadar destekliyor zaten şu anda. Ama daha fazla destek olması bizim sayımızı artırır. Belki Yeşil Doğa’nın yanında çevre haberlerinden oluşan bir program da sunabiliriz. Böyle bir çevre programı yaparsanız, her gün çevreyle ilgili 15-20 haberi de insanlara ulaştırabilirsiniz.

Her bir programın çekiminde belki de ölümden daha acı gerçeklere tanık oluyorsunuz. Düzeltilebilir ya da durdurulabilir seviyedeki bir yok oluşu görerek yaşamak sizden neler götürüyor?

Bana bu çok soruluyor. Söylediğim tek şey var. Yok olan bir şeyi gördüğüm zaman çok üzülüyorum. Ama şuna inanmak istiyorum. Bir gün bu dünya ya kendi patlayacak ya bir meteor gelip dünyaya çarpacak ve dünyanın sonunu getirecek. Fakat buradan giden bir parça, milyon yıl sonra belki başka bir dünyada yeni bir hayat oluşturacak. Bu beni ferahlatıyor açıkçası. Ben bu dünyanın biteceğini düşünüyorum. Böyle giderse yaşanmaz bir yer haline gelecek ve bu güzelliklerin yok olmasına çok üzülüyorum. Yaratanın yarattığına saygımız yok. Ve yaratan da bize ikinci bir şans vermeyecektir diye düşünüyorum. İnsanlığa vermemesi benim umurumda değil. ama buradan gidecek bir parçanın yeni bir dünya oluşturacağına yeniden hayvanların ağaçların olacağı bir dünya oluşturacağına da eminim. Ve yaratan belki burada insana yer vermeyecek şu andaki deneyimden dolayı ve bu benim içimi rahatlatıyor. Ama bunu düşünmezsem kafayı yiyecek gibi oluyorum. Çünkü yok olan o güzelliklerin bir daha geri gelmeyeceğini bilmek çok üzücü bir şey.

Bazen dağlara çıktığım zaman ben burada ölebilirim dediğim yerler var. İnsan o kadar güzellik içinde ölebilirim diyebilir mi? O duygu içinde olduğunuz bir yeri yok ediyorsunuz size ölüm hakkı da vermiyorlar yani.

Şu anda elinizde bir güç olsa ilk nereye müdahale ederdiniz?

Bir kere HES’lerin birçoğunu durdururum. Madenlerin birçoğunu durdururum. İyi rezerv alanları belirlerim. Bazı ormanları gözden çıkartırım ama bazılarına hayatta dokundurtmam. Bazı yerleri gözden çıkartırım çünkü Türkiye’nin de bir gerçeği var bu gerçeği görmeden hiçbir şey yaptırmam demek de çok zor. Ha bazı milli parklara çivi bile çaktırmam. İnsan bile sokmayacağım yerler olabilir. Bırakın orası olduğu gibi kalsın insanın girmesine gerek yok. Bazı yerleri rezervasyonlu sokarım. Büyük dev milli parklar yaparım. Öyle Belgrad Ormanı gibi küçücük bir alana 10 bin kişinin sokulmasına izin vermem. Doğayla baş başa insanın yaşayabileceği alanlar oluşturmaya çalışırım. Karadeniz’i bir kere komple durdururum orayı bir doğal sit alanı ilan ederim. Ve yapacağım ilk şey Karadeniz kıyısındaki o otoyolu kaldırmak. Denizle doğa arasındaki o iğrenç yapıyı ortadan kaldırıp yeniden kumsalların oluşmasını sağlarım.

Akdeniz’e inerseniz yine aynı şekilde sahiller işgal edilmiş vaziyette. Bu işgali kaldırıp turizm odaklı bir şeyler yapılması için de halkı bilinçlendirmeye çalışmak. En son Uludağ Milli Parkı. Burada 18 tane otel var. Yellow Stone Milli Parkını ABD’de yılda 4 milyon kişi ziyaret ediyor. Bizim onun gibi çok güzel yerlerimiz var. Kapadokya. Gidin bütün peri bacalarının içine ev yapmışlar. Her taraf otel. Böyle pislik olmaz. İmkânım olsun Kapadokya’daki her yeri tertemiz yaparım. Türkiye’yi 50 yıl öncesine götürüp sil baştan yeniden yapılandırmak lazım. Karadeniz’i acilen kapatmak gerekiyor Kaçkarların tepesinden. Çünkü kapatmazsanız yaylaları bile yukarıdan birleştirme projesi var. Ayı ininin önünden otoban geçirecekler. Türkiye’deki 9 tane sıcak alanı tamamen sit alanı ilan ederdim. Su kaynaklarına da kimseyi yaklaştırmazdım. İstanbul’un su kaynakları çevresindeki bütün binaları yıkardım. Su kaynaklarının önünü açardım.

Önümüzdeki dönem farklı projeleriniz olacak mı?

Böyle bir proje hesaplamıyoruz. Önümüze ne çıkarsa yapa yapa ilerliyoruz. İyi bir şey çıkarsa değerlendiririz ama yapmak istediğim aslında büyük belgeseller var. Belgesel yapmak için de çok büyük prodüksiyonlar gerekiyor. Mesela Türkiye’nin yaban hayatını insanlar pek bilmiyor. Küçük küçük haberlerden, TRT’nin yaptığı işlerden biliyor. Aslında Cousteau gibi tanınan insanları Türkiye’ye getirip burada belgeseller çektirip dünyaya satmak, tanıtmak gerek. En büyük hayallerimden biri Nat Geo, Discovery gibi kanallardan belgesel almaktan çok onlara belgesel satabilmek. Onlar da gelip Türkiye’de işler yapıyorlar zaman zaman. Bu neden daha fazla olmasın?

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.