Türk turizmi nasıl markalaşmalı?

Son dönemlerde işine odaklanmış, yetenekli ve başarılı kadın marka liderlerinin izini sürüyorum. Özellikle yerel ve kültürel değerlerimizi sahiplenerek markalarının DNA'larına işleyen kadın liderlerin...
01.08.2018 - 11:10

Harika bir kadınla tanıştım. Ece Tonbul, global bir girişimin ilk halkasını İzmir Özdere’de oluşturmuş. Amacı Ege’den dünyaya açılan bir turizm markası yaratmak.

Türk turizmi nasıl markalaşmalı?Turizmci bir ailenin kızı Ece Tonbul. Sekiz yaşından beri sektörde. Çıraklığı uzun sürmüş. İsviçre’de ekonomi okumuş. Üstüne gastronomi yüksek lisansı. “Turizm insana dayalı bir sektör. Teknoloji sektörleri hızla değiştirecek. Değişim diğerlerine göre, insan efekti açısından en az turizm sektöründe olacak. İşin özündeki en önemli paydaş insan olduğu için benim çıraklık dönemini yaşamam büyük bir avantaj. Hem konuyu öğrendim hem de empati yeteneğim gelişti” diyor.

Ece Tonbul Paloma Grup Yönetim Kurulu Başkanı. 11 tesisleri var. “Doldur – boşalt” turizmini Türkiye’nin daha fazla taşıyamayacağını düşünen Tonbul iki yıl önce bir domino proje tasarlamış. Yola çıkış amacı hacme dayalı otellerin aksine bir lifestyle marka yaratmak. İlk halkayı tamamlayarak hizmete açmışlar. Marvy’nin temel prensibi çok yalın: Ege’yi yansıtan bir proje. Ege nasıl yaşıyorsa, ne yiyorsa, nasıl eğleniyorsa o.

Değerleri sahiplenmek

Tonbul, turizmde önemli bir eksik tespit etmiş: “Ülkemizin temel değerlerini ziyaretçilerimize doğru şekilde sunamıyoruz. Bir pazarlama ürünü haline getiremiyoruz. İtalya, Yunanistan, İspanya hatta bizim çok gerimizde olan birçok ülke mutfak değerlerinden kültürüne kadar turizm pazarlamasına entegre ediyor.”

“Çoğu ürünümüz dünyada çok ilgi görüyor. Örneğin, Denizli Buldan peştemaline büyük bir ilgi var ama gelin görün ki biz değil Hollandalılar ve Avusturalyalılar yerel, artizanal, bohem tarzda markalaştırdılar peştemali. Üstelik Fas’ta üreterek tüm dünyaya Türk peştemali olarak satıyorlar” diyor Tonbul.

Eskiden çağdaşa ve yarına

Marvy’de eskiyi çağdaş ürünlere dönüştürerek sunuyorlar. Köklerine sadık, aslını tamamen benimsemiş ama bugüne uyarlanmış zeytinyağı, şarap şişeleri, tasarımcıların eserleri peştemaller. Bunu başarmak bir o kadar da zor olmuş. Nedenini şöyle özetliyor: “Bunu bir butik otel için değil büyük bir tesis için yapıyoruz.” Sürdürülebilir, kalitenin devamlılığını sağlamak için çok çaba harcamışlar.

Mimarlarıyla temel bir karar almışlar. Dekorasyon için gerekli her şeyi 150 kilometrelik bir alandan temin etmek. Yani bölge ne veriyorsa onunla yetinmek. Aydınlatma armatürleri Söke ve Tire’deki sepet – hasır ustalarına sipariş edilmiş. Tire’yi Tire yapan keçecilik, sepetçilik, hasırcılık, kalaycılık gibi pek çok zanaatın bitmeye yüz tuttuğunu söylüyor Tonbul. Bu yüzdendir ki Marvy’de sunumlar artizanal bakır kaplarda yapılıyor. Peştemaller Buldan’dan. Başta Söke’deki ustaların kocaman aydınlatma armatürlerini hayal etmekte zorlanmışlar. Sonra pek çok hasır yapabilen ama çalışmayan usta atölyelere geri dönmüş. Aynı şekilde Özdere’de hiç toplanmayan mandalinalar artık toplanıp kurutuluyor. Marvy’de karşınıza bir pastanın içerisinde ya da bir kokteylle birlikte çıkıyor.

Deneyim pazarlaması

Deneyim geniş bir kavram ve her sektör için çok önemli. Tonbul, “Teknoloji o kadar gelişti ki… Bir yere gitmeden orayla ilgili edineceğiniz bilgi o kadar fazla ki… Aslında deneyim oraya gitmeden başlıyor. Orada geçireceğiniz zamanla ilgili bir şey tasarlamaya başlıyorsunuz. Kültürel, görsel, duyularınıza hitap eden… Önemli olan ürünü satmak değil. Tüketicinin yaşadığı deneyim ve ne hissettirdiği çok önemli. Estetik çok önemli. Dolayısıyla kendine has, deneyimi farklılaştıran, özel kılan, kişiselleştiren ürünler giderek daha çok değerlenecek” diyor.

Marvy’nin DNA’sının bir parçası da sanat. Her ortamda bir sanat ürünüyle karşılaşıyorsunuz. Bir resim, bir caz konseri, ya da atölyeler. Tonbul “Sanat başka şekilde nefes almamızı sağlıyor. Hem misafirlerin hem de ekibimizin sanatla soluk almasını istiyoruz. Geleceğe ait olduğunu iddia eden bir markanın sanattan uzak kalması mümkün değil” diyor.

Tescilli ağaçlar

Bu hikâyede beni en çok etkileyen, gözlerimi yaşartan bölümü sona sakladım. Ece Tonbul’un babası turizm sektörüne rehber olarak girmiş. Zamanla işlerini geliştirip, Marvy’nin bulunduğu araziyi satın aldığında tüm ağaçları kendisi dikmiş. Proje başlarken Orman Müdürlüğü’nden yetkilileri davet etmiş ve tesisteki tüm ağaçları kaydettirmiş. Her birini plakalandırmış. Tonbul babasına bunun nedenini sorduğunda ise şu cevabı almış: “Eğer bir gün aç gözlülük yapıp daha çok oda yapalım fikrine kapılırsan –ben sizi öyle yetiştirmedim ama belli olmaz– istesende bunu yapamaman için tescilletiyorum.” Babasının bu kararından gurur duyduğunu söylüyor Tonbul. Çünkü sadece kendisi değil hiç kimse o ağaçları artık kesemeyecek.

Çevre mi dediniz? Buyurun Ece Tonbul’dan son söz: “Çevre olmadan turizm olmaz. Turizmi çevreden ayrı düşünemeyiz. Doğa, deniz, insan, kültür. Bunların hepsini kümülatif bir şekilde korumadığınız durumda, sadece beton yığınları inşa ederek, ruhsuz, kişiliksiz kimliksiz alanlar yaratarak turizm yapılamaz. Hele nitelikli turizm yapabilmek hiç mümkün değil.”

Türk turizmine yeni bir soluk getiren bu marka sadece İzmir’de kalmayacak. Kimliğini gittiği yerin yerel değerlerini sahiplenerek devam edecek. Gelecek yıl Sardunya’da ikinci halkayı tamamlıyorlar. Daha sonra da Ece Tonbul’un liderliğinde dünyaya yayılmaya devam. Dileğim tüm sektörlerde Ece Tonbul gibi başarılı kadın marka liderlerini daha fazla görmek.