Tavrını bağımsız ajansta bulanlar

Bağımsız ajansların genç reklamcılarıyla hayata, reklama ve bağımsız ajanslara dair.

ÖMER ONSUN

Reklam Yazarı / Puck Communication

Yer aldığı projeler
Arçelik / Çelik ve Çeliknaz Düğün Kampanyası (ve devam kampanyaları) & 3D All-In-One TV Kampanyası (Ali Ece)

Ömer Onsun, Reklam Yazarı / Puck Communication

“Reklamcı olmaya izlediğim reklam filmlerinin ve beyaz perdedeki filmlerde gördüğüm reklamcılığın etkisiyle karar verdim sanırım. Reklamlardaki değişkenliğin -fikir, ton, karakter, yaşam tarzı vs- karakterimle çok örtüştüğünü görüyordum ve o dünyayı izlerken keyif alıyordum. Ortada fol yok yumurta yokken kararım belliydi diyebilirim. İçimde varmış.”

Reklamcı olmasaydım…
Yönetmen olurdum.

2014’te Türkiye’den en beğendiğim ilk üç reklam…
THY / Hayal Edince, Akbank / Sinema Sevgisi, Garanti / Deneysel Bankacılık.

Ben reklamda duygulara ve onların nasıl yansıtıldığına bakan biriyim. Fikir tabii ki işin olmazsa olmaz kısmı. Beğendiğim bu reklamların kesinlikle baştan sona doğru duygular taşıdıklarına inanıyorum. Duygusallığın ön planda tutulduğu Hayaller bir markanın bu duyguya karşılık verebilmesini çok içten bir şekilde anlatıyor; Sinema Sevgisi sinemaseverlerin hayata bakış açısını yansıtarak duygularını son derece iyi yansıtıyor; şakalar ve esprilerle dolu olan Deneysel Bankacılık filmleri ise baştan sona güldürmeyi başarıyor. Tabii ki oyuncu seçimleri, yönetmen trikleri ve kurgular bu reklamların şaha kalkmasında büyük rol oynuyor.

Avantaj ve dezavantajlarıyla bağımsız ajanslar…
Bağımsız ajanslarda hiyerarşi daha az olduğu için ast – üst ilişkileri birbirine yakın.

Bu da çalışana kendisini rahat hissettiriyor ve daha yaratıcı durumlar doğurabiliyor. Samimiyetten ötürü de öğrenim ve paylaşım daha rahat işliyor. Tabii ki rahatlıktan ötürü tabir-i caizse yaymak da mümkün. Ama bu tamamen karakter meselesi. Şu da bir gerçek ki, bağımsız ajanslar bir nevi patron şirketi. Yani bu konuda bağımsız ajans tercihinin çok iyi yapılması gerekiyor. Patron ne kadar uçlarda yaşıyor ve sınırları aşıyorsa ajans da o kadar sınırları aşmaya açık demektir ve bu çok değerli.

Bunun dışında bağımsız ajanslar kendi gelirleri ve bütçeleriyle ayakta durdukları için biraz daha yırtıcı olmak durumunda. Çünkü potansiyel markalar, başta network ajanslara yöneliyor ve bağımsız ajansın fark edilmesi zaman alabiliyor. Bu süreç de ajansı ve çalışanlarını zorluyor. Network ajans, yurtdışı bağlantılarıyla hem finansal açıdan hem de deneyimsel açıdan paylaşımlarda bulunabiliyor. Bu da ajansı güçlü kılıyor, çalışan kendini güvende hisediyor.

Tabii ki kaçınılmaz son, ego! Benim şu ana kadarki deneyimime göre network ajanslarında egonun daha yüksek olduğunu gördüm. Bağımsız ajanslarda çok daha
az rastlanıyor kendisine. Yok mu? Tabii ki var. Ama ortam rekabet ortamı olmadığı için daha pozitif. Olması gerekir mi yoksa gerekmez mi? Bu soruyu insanın
kendisine sorması gerekir. Daha iyi bir başarıya hangisinde ulaşacaksa onu tercih etmeli.

Network’ten teklif alsam…
Network ya da lokal ajans olarak ayırt edilmemeli diye düşünüyorum. Kararlar beklentilerimize ve ajansın yapısına göre verilmeli.

Meslekte başıma gelen…
En güzel olay
Her gün beslenebilme olanağım. Her sektöre iş yaptığımız için hepsinin inceliklerini keşfedip gelişmelerini takip edebiliyoruz. Bence bu her şeyden çok daha değerli.
En büyük talihsizlik
Yarışma için hazırladığımız bir ilan Kristal’den ödülle döndü ve Cannes Lions’a gönderilmedi. Aynı ürüne, neredeyse aynı uygulamayla yurtdışından başka bir marka katıldı ve ödülle döndü. Bu beni hâlâ üzer.

Issız bir adaya düşsem yanıma alacağım üç reklamcı…
Adaya düştükten sonra; balık tutmasını, ateş yakmasını ve en önemlisi sohbet etmesini bilen reklamcıları alacağım kesin. E onlar da en yakın arkadaşlarım olacaktır. Adaya düşeceğim gün karar vermeyi tercih ediyorum.

Bir markam olsaydı…
Reklamlarını markamın karakterine uygun birine emanet ederdim.

Reklamına en çok yakışan marka yüzü…
Chuck Norris, Dos Equis – Most Interesting Man in the World.

En sevdiğim film ve film repliği…
Big Lebowski. “Yeah, well, you know, that’s just, like, your opinion, man.”

En sevdiğim kitap…
1984, George Orwell

The Junior Cut: Trafiğe Kapalı Alan