Seçim kazandıran hareketler

Markaların çözmeye çalıştığı farkını ortaya koyma ve hedef kitleyle özdeşleşme dengesi siyasi partiler için de geçerli. Ne yazık ki her iki durumda da beş adımda başarı garantili bir denklem yok.
04.02.2019 - 11:11

Amerika’da seçimleri takip etmek daha eğlenceli. Zira rekabet çok daha çetin ve kimin kazanacağı genelde belli olmuyor. Üstelik seçmen algısının yönetimi alışık olduğumuz pazarlama iletişimine çok daha yakın olduğundan, süreçten mesleki anlamda da faydalı dersler çıkarmak mümkün. Geçtiğimiz kasımdaki ara seçimlerden çıkardığım dersleri de bir süredir paylaşmak istiyordum ama araya başka konular girdi. Kısmet Türkiye’deki yerel seçim kampanyalarının iyice kızışmaya başladığı bu günlereymiş.

Seçim kazandıran hareketler

1. Herkesi ikna etmeye çalışma

Bu ara-seçimler öncesinde iki büyük araştırma yapan Demokratlar, 2016’da Trump’a seçimi kazandıran seçmen kitlelerinden özellikle merkez sağa meyilli banliyö sakinleriyle, mavi yakalı beyazların oyunu alabileceklerini tespit etmişler. Sonrasında da bu grupların ortak sıkıntılarının ve beklentilerinin ne olduğuna bakıp kampanyalarının ana mesajlarını sağlık hizmetleri ve iş güvenliği üzerine kurgulamışlar.

Kulağa çok basit gelmekle beraber çoğu seçim kampanyasının zamanla odağını kaybedip herkese jenerik ve popülist mesajlar vermeye çalışması, kampanyaların etkinliğini ciddi şekilde düşürüyor.

2. Toplumu kutuplaştırma

Zaten iktidar çoğunluğuna sahip olup safları sıkılaştırmak gibi bir derdi olmayanların, toplumu kutuplaştıran ve rakibin seçmenini kendinden uzaklaştıracak konuları dikkatle ele alması gerekiyor.

İşte bu yüzden, ara-seçimler öncesi Cumhuriyetçi senatörleri istifaya davet eden eylemlerin başını Demokratlar çekse de, organizasyonları partilerüstü tutmaya özen göstermişlerdi. Kendi kampanyalarında da sağlık hizmetleri ve iş güvenliği gibi temel insani ihtiyaçlara odaklanarak insanların gözlerine inen ideolojik perdeleri kaldırmaya çalıştılar.

3. Rakibine uyma

Rakip ne kadar damarına basarsa bassın veya üstüne gidilmesi gereken fahiş bir hata yaparsa yapsın, belirlenen strateji doğrultusunda inşa edilen mesaj hiyerarşisinden şaşmamakta fayda var.

Tabii ki pozisyon alınması gereken tartışmaları atlamamak gerekiyor. Ancak rakibin zarar gördüğü bir gündemi değiştirmesine de izin vermemeli. Yine çok basit bir kural gibi görünmekle beraber, Demokratlar çoğu zaman kendilerini Trump’ın yarattığı kaosun içinde buldular.

4. Politik olmayan politikacı ol

Evrensel bir hissiyat olmakla beraber, Amerikan seçmeni Washington’daki köhne siyaset anlayışından o kadar bıkmış ki, geleneksel politikacı profiline meydan okuyan adaylar daha çok rağbet görüyor. Aslında ABD Başkanı Trump, bu yeni nesil siyasetçi profilinin en büyük örneği. Bazen siyaset kurumuna zarar verme pahasına da olsa, “reality show” tarzıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni yönetmesi kendi tabanı tarafından samimi bulunuyor. Demokratlar da Alexandria Ocasio-Cortez ve Rashida Tlaib gibi içi dışı bir adaylarla aynı trendi değerlendiriyor.

Ancak Beto O’Rourke, Andrew Gillum ve Stacey Abrams gibi fenomen adayların seçimleri kazanamamaları, rakip ideolojinin köklerinin sağlam olduğu yerlerde bu yaklaşımın yeterli olmadığını da gösteriyor.

5. Adayların seni eleştirebilsin

Siyasi kutuplaşmanın zirve yaptığı ortamlarda adaylar kendilerinden çok rakip parti ve lideriyle ilgileniyorlar. Demokratların lideri Nancy Pelosi’nin geçtiğimiz seçimlerde uyguladığı belki de en akıllıca stratejilerinden biri, partisinin adaylarına kendisini ve partiyi eleştirme özgürlüğü tanıması oldu.

Dolayısıyla Cumhuriyetçilerin sıkça hedef aldığı Pelosi ve “demokrat zihniyeti” yeri geldiğinde Demokrat adaylar tarafından da eleştirildi. Pelosi de bu eleştirilerin tonunu kapalı kapılar ardında yöneterek, rakibin seçmenlerinin fikrini değiştirmeye hizmet ettiği sürece parti yönetimine yönelik bu farklı sesleri kucakladı.

Seçim kazandıran hareketler

Aday mı ürün mü?

Aslında yukarıda sıraladığım başarılı uygulamaların hepsi özünde pazarlama iletişimi için de geçerli.

Daha odaklı bir şekilde hedef kitleyle etkileşime geçmek, sadakat yaratmaya çalışırken yeni müşterileri yabancılaştırmamak, rakibe değil tüketiciye odaklanmak, reklam gibi reklam yapmamak ve markanın eksikliklerini samimi bir şekilde kabullenip çözüme ulaştırmaya çalışmak günümüzde markaların pazarlama iletişimlerini de başarıya ulaştıran uygulamalar. Zira markaların çözmeye çalıştığı farkını ortaya koyma ve hedef kitleyle özdeşleşme dengesi siyasi partiler için de geçerli.

Ne yazık ki her iki durumda da beş adımda başarı garantili bir denklem yok. Ancak işimizin eğlenceli tarafı, her iki alanda da denklemi farklı değişkenlerle yeniden çözmeye çalışmak ve sonuçları heyecanla takip etmek.