“Sanat insanı inceltir”

Sanatın bu kadar dahil olduğu hayata bakış açısını merak ettiğim İpek Bilgin'e, bu sebeple Usta İşi'ne konuk olmasını teklif ettim. Şimdi sizi, kısa süreliğine de olsa, bu bakış açısına ortak olmaya davet ediyorum.

04.10.2019 - 10:45 | Dilan Bozyel

Televizyon ekranında ya da tiyatro sahnesinde kendisini gördüğünüz anda büyülenmiş gibi onu izlemeniz çok normal. Hatta kendisinin yönettiği tiyatro oyununu izlerken de büyüleniyorsunuz, buna eminim. Sanatın bu kadar dahil olduğu hayata bakış açısını merak ettiğim İpek Bilgin’e, bu sebeple Usta İşi’ne konuk olmasını teklif ettim. Şimdi sizi, kısa süreliğine de olsa, bu bakış açısına ortak olmaya davet ediyorum.

Yer aldığınız projeler özellikle sizin etkinizle daha seçkin bir biçim kazanıyor. Dizi oyunculuğu, sinema ve tiyatro üç başka disiplinken bu üç alandaki başarınızı nasıl bir ortaklıkta birleştiriyorsunuz?

Önce bir düzeltme yapmak istiyorum; oyunculuk bir bütündür, kendi içinde alanlara ayrılmaz. Tahtanın üstüne resim yapmakla, tuval üstüne resim yapmak arasında nasıl ki sadece ufak oynamalar varsa; dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğunda da ancak bu kadar farklılık olabilir. Tekrar etmek isterim: Oyunculuk bir bütündür.

Sanat üretim hayatınızda, ilk başladığınız noktaya dek dönüp bakarsak; başarınızın sizi en tatmin ettiği an ya da proje hangisiydi? Ödül aldığınız bir an olabilir mi?

Ödül aldığım an değil. Mesela Garaj projesi, bu projeyi yönettim ve o proje, benim tam tatmin olduğum bir projeydi. Çünkü doğru tiyatronun yerel ve bu zamana ait olması gerektiğini düşünüyorum, tiyatronun varoluş şekli böyledir zaten. O güne ve oraya ait bir şeyden çıkmıştır, dolayısıyla Garaj, buralı ve bugünden ses veren bir metindi. Oynayanlar mükemmeldi; Enis Arıkan ve Güven Murat Akpınar. Egosuz bir yazarın ne kadar başarılı olabileceğine şahit oldum ben o projede; şahane yazar Kemal Hamamcıoğlu, metni baştan sona tam 13 defa yazdı. Ekipteki herkesin emeğinin buluşması mükemmel bir sonuç getirdi. Bu proje benim için gururdur, en doğru hissettiğim yerdi.

Peki, mesleğinizde en zorlandığınız hatta bu dünyada yer almak istemediğiniz bir zaman dilimi oldu mu?

Her seferinde “Ben oyuncu muyum be?” diye kendimi sorgulardım, düğüm çözülmeden önce. O düğüm çözülmeden önceki hali, sana mutlak olarak bu soruyu sordurur. Üç beş sene öncesine dek bu soruyu ne kadar çok tekrarladığımı fark ettim. Demek ki bir şeyi yapabildiğim kadarıyla yapıyormuşum. Şimdi şimdi kendime böyle bir soru sormuyorum, sormayıveriyorum. Risk alıyorum bir iş aldığımda, e risk almak demek kötü yapabilmeye de hazır olmak demek. Kötü olmasını istemiyorum tabii ki ama kendimde kötüye de razıyım.

Dünyanın genel sorunlarından birini sizin sektörünüzde de görüyoruz; erkek egemenliği. Eşitliği sağlayabilmek için sizce nasıl bir yol izlenmeli?

Böyle bir ağır sorun yaşadığımızı düşünmüyorum. Ama beylik şeyler var, mesela kadın başrol oyuncu, erkek başrol oyuncudan daha az para alır. Böyle bir gerçek var ama ne yapabilir ki; kadını atıp, erkeğe mi kadını oynatacak? Böyle bir ihtimal olmadığına göre, kadının varlığını kabul etmek zorunda sektör. En son yer aldığım dizi projesiyle muhteşem bir deneyim yaşadım, sektörde tek geçebileceğim muazzam bir kadın yönetmenle çalıştım; Zeynep Günay Tan. Tüm sektöre bakınca Zeynep Günay Tan’ı tek geçerim. Dolayısıyla benim sektördeki erkek egemenliğine bakış açım böyle özetlenebilir.

Mesleğinizi Türkiye’de yaparken kısıtlandığınızı hissettiğiniz oldu mu hiç?

Hayır. Ama burada şunu anlamak lazım; genel kısıtlama beni kısıyor evet ama bunun kadınlıkla bir alakası yok. Meseleyi böyle görmeyi tercih ediyorum yoksa ben de feministim. Bir kadın meselesi olduğunda tabii ki ezilenin kadın ve egemenin erkek olduğunu biliyorum.

Tiyatro ve dizinin yoğun çalışma temposunun içinde zaman kontrolünü nasıl yaptığınızı merak ediyorum.

Öncelik sıralaması yapmayı biliyorum. Hayatımda bir dizi yahut sinema ya da tiyatro olduğu dönemlerde başka hiçbir önceliğim olmuyor. İnsanlarla ilişkilerimi bile projeye göre ayarlıyorum. Kendimle ilişkimi bile projeye göre ayarlıyorum!

Oyunculuğun bütün olduğundan bahsettiniz az önce, bu sefer de hazırlık çalışmalarının farkını sizden dinlemeyi isterim. Dizi/kamera önü hazırlığı ile tiyatro/sahne hazırlığı ne kadar farklı?

Aşağı yukarı aynı diyebilirim fakat tiyatroda daha uzun süreli bir hazırlık yapabiliyorsun. Dizideki çabukluk antremanını da seviyorum ben gerçi. Orada, hayatta biriktirdiğin bilgiyi kullanıyorsun. Dolayısıyla çabuk seçim yapmak zorundasın bütün bildiklerinin arasından.

Önemli bir şey daha var; eğilim! Eğiliminin, kendi söylediğin tarafa doğru olması lazım. Benim hayatta söylemek istediğim bir şey var, mesela ben eşitlikten yanayım. Hangi rolü oynarsam oynayayım, eşitsiz bir rolü oynasam bile eşitliliğe hizmet ederek oynuyorum.

Dizilerde oynamayı tiyatroya yatırım yapmak için kabul eden oyuncular var. Bunun doğruluğu ya da yanlışlığı üzerine bir konu açmak istemiyorum, doğruluğuna gönülden inanıyorum çünkü. Lakin fikirlerinizi paylaşmak isterseniz bu konuyu sizin bakış açınızdan dinlemek isterim.

Nesi yanlış olabilir ki?! Bir yerinde, bir şekilde bu ülkeye katkıda bulunmak için yapıyoruz mesleğimizi. Sadece bunun için yapmıyoruz ama bunun için de yapıyoruz. Eğlence sektörü ya da her ne kategoride kabul etmek istersen et, mesleğimiz hayata bir katkı. Yıllarca popüler kültürden uzak durdum ama sonra düşüncem değişti ve dizilerin de bir parçası olduğu popüler kültürün hayatın bir parçası olduğunu düşünmeye başladım. İnkar ederek yaşamazsın hiçbir şeyi çünkü. Var! O halde kendi bildiğim şekilde oraya katkıda bulunarak yer almayı seçtim.

Tiyatro, insanı inceltir. Sanat, insanı inceltir; insanı kabalıktan uzaklaştırır. Sanatla birlikte bir roman okumaya başladığın zaman detay algılamaya başlarsın. Hiçbir şeyin o kadar kolay ve basit olmadığını, her şeyin altında neler yattığını algılamaya başlarsın, dolayısıyla ince düşünmeye başlamış olursun. Ne kadar diziden alıp tiyatroya veriyorlarsa o kadar iyi. Ve elbette tiyatrodan öğrendiklerini diziye geçirebiliyorsan bu da iyi bir şey. Roman okumayan adama romanın dizisini izletiyorsun; sanatın gücünü değerlendirmek bu nedenle önemli.

En az sizin kadar değerli bir kızınız var; Çağ Çalışkur. Aynı sektördesiniz, birlikte çalışıyor ve üretiyorsunuz. Alışılmış bir anne kız ilişkisi olmadığını görebiliyoruz. Sanatla uğraşan bir kadın için hem sanat üretimi içinde yaşamak hem de anne olmak zor mu?

Benim hayatımda böyle bir kıyaslama, karşılaştırma yok. İştahımı da açmaz böyle bir kıyas sorusu. Hayatı, insanın kendisinin dizayn etmesi lazım. Geleneksele yaslandığın anda bir kocan, iki çocuğun, ortada sehpan, bir üçlü koltuğun olur karşısında televizyonun durduğu. Bu, bir tekrardır.

Ben hayatımda gelenekseli sorguladım; o üçlü koltuklu hayatı isteyip istemediğimi sordum kendime. Ve bir dönem denedim de bu geleneksel hayatı, ardından kararımı verdim, hayatımı kendim kurmaya karar verdim. Bu hayatı dizayn ederken 16 sene birisiyle yaşarken evliliğin de mecburi bir şey olmadığını anladım. O kâğıtsız yaşandığı dönemde, her şeyin sadece sevgiye dayandığını anladım. Dolayısıyla, anneliğe de benzer şekilde yaklaştım. Karşımdakinin insan olduğunu, her döneminde değişik özelliklere sahip olan bir insan olduğunu asla unutmadım.Bu, gelenekselden koparak kurduğum, dizayn ettiğim hayatımın tezahürlerinden biri de sorduğunuz annelik biçimim.

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.