Erkeklik denen şu mesele

Sosyoloji Profesörü Michael Kimmel ile toplumsal cinsiyeti erkeklik üzerinden inceliyoruz.

09.07.2018 - 14:24 | Arzu Nilay Kocasu

Erkeklik denen şu mesele

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir süredir dünyanın gündeminde. Kadınların iş ve sosyal hayatlarında karşı karşıya kaldıkları çetin koşullar ve bunların iyileştirilmesi için atılabilecek adımlar sıklıkla kadınlık üzerinden analize tabi tutuluyor. Artık biraz da erkeklerden bahsetme vakti geldi. Cannes Lions 2018’de bir araya geldiğimiz SUNY Distinguished Professor of Sociology and Gender Studies Center for the Study of Men and Masculinities Michael Kimmel ile eril tahakküm ve erkeklik meselesi üzerine konuştuk.

Son yıllarda reklam ve yaratıcı sektörler toplumsal cinsiyetle ilintili meselelere çok daha hassas yaklaşmaya başladı. Öte yandan, siyaset söz konusu olduğunda kitleler daha “eril” karakterleri tercih ediyor gibi gözüküyor. Bu çelişkinin sebebi nedir sizce?

Bu ilginç bir soru. Toplumsal cinsiyet eşitliği arttıkça güçlü, eril siyasi liderleri daha mı çok sever olduk? Bence hayır. Pek çok toplumun, toplumsal cinsiyet eşitliğini çok daha fazla benimsemeye başladığını düşünüyorum. Her Erdoğan, her Trump için bir Trudeau, bir Macron var. Lider olmanın pek çok farklı şekli söz konusu ve şu anda dünya sahnesinde söz söyleyen liderlerin gerçekten de toplumsal cinsiyet eşitliğine önem veren liderler olduklarını düşünüyorum.

İlerliyoruz. İlerliyoruz ama toplumsal cinsiyet eşitliği fikrinden gerçekten rahatsızlık duyan ve geçmişe geri dönmek isteyen çok fazla erkek de var. Bu insanlar bir tür nostaljik bakış açısına sahipler ve nostalji, “Make America Great Again” söyleminde de olduğu gibi, kadınların yerlerini bilip evde oturdukları ve erkeklerin çıkıp işe gittikleri bir döneme işaret ediyor. Bana kalırsa geçmişe dair bir özlem daima var ama geriye gittiğimizi düşünmüyorum.

Her toplumsal mesele gibi erkeklik de bir kültürden diğerine farklılık gösteriyor. Erkeklere yüklenen sorumluluklar ve bunun sonuçlarını göz önünde bulundurduğunuzda, “erkek olma” biçimlerinin Doğu ve Batı kültürlerinde ne gibi benzerlikler ve farklılıklar taşıdığını düşünüyorsunuz?

Erkeklik üzerine gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada bu kavramı “erkeklikler” şeklinde, çoğul olarak kullandık çünkü erkekliği farklı şekillerde deneyimleyen farklı erkek gruplarının olduğunun farkındayız. Cinsellikleriyle, ırklarıyla, toplumsal sınıflarıyla, yaşlarıyla, dinleriyle, coğrafyalarıyla farklılaşan erkekler… Tüm bu saydıklarım, erkekliğe dair fikirlerimizi şekillendiren unsurlar.

Şimdi, sorunuza karşılık size bir soru sormama izin verin: Erkekliğin tüm bu nedenlerden ötürü hayli değişkenlik gösterdiğini biliyoruz. 75 yaşında, siyahi, eşcinsel, Afrikalı bir erkek ile 19 yaşında, beyaz, heteroseksüel ve ABD’nin batısındaki bir çiftlikte yaşayan bir diğer erkeği aynı odaya koyarsak; bu iki adamın konuşacak bir şeyleri yok mudur sizce?

Elbette var. Demem o ki, bizim ilgilendiğimiz konu, tüm bu diğer kimliklerin erkekliği nasıl şekillendirdiğinin yanı sıra erkekliğin, bu gruplar arasında, bir tür müşterekliğe sahip olmaya devam etmesi.

Pierre Bourdieu, “Domination Masculine” isimli kitabında eril tahakkümün değişime direnen temel bir yapı olduğunu söylüyor. Hal böyle olunca, değişimin başarılı olması için işe çocukluktan başlamak gerekiyor gibi. #MeToo gibi hareketlerin toplumsal cinsiyet temsilleri üzerine düşünüşümüzü temel bir değişikliğe uğratmayı başarması için kaç nesil beklememiz mi gerekecek dersiniz?

Öncelikle, Pierre Bourdieu’nün kitabının bu konuya gerçekten iyi bir model teşkil etmediği kanaatindeyim. Feminist teoriye dair tek bir satır dahi okumadan toplumsal cinsiyet üzerine bir kitap yazabileceğine inanmış kibirli bir adamdı Bourdieu. Bunun eril kibrin tipik bir örneği olduğunu düşünüyorum. Bourdieu ödevini yapmadı ve eril tahakkümün kaçınılmaz, kalıtımsal bir yapı olduğu fikriyle çıkageldi. Biyolojik olup olmadığından emin değildi ama kaçınılmaz olduğuna inanıyordu.

Bence iki şey birden oluyor. Eril tahakküm yapıları ve kurumları kayda değer ölçüde değişiyor ve değişen çocuk sahibi olma örüntüleriyle yeni bir nesil oluşuyor. Demem o ki, bu yalnızca doğru neslin gelmesini bekleyerek ölçülemez. Kurumlarımızın; eğitim kurumlarının, işyerlerinin, siyasi kurumların daha eşit olduğundan emin olmak için bugünden çalışmamız anlamına da geliyor bu. Siz ve ben, ikimiz de şu sıralar geriye doğru gidiyormuş gibi gözüken ülkelerden geliyoruz. Gelecek için bir model olarak geçmişi kucakladığımızı düşünüyorum. Bu asla işe yaramaz. Bir gelecek modeli olarak geçmişe kucak açmak asla işe yaramaz. Nedeni, bize bunu yaptıran itki ve o his anlaşılır ama asla işe yaramaz.

Toplumsal cinsiyet adaleti birden çok yüzü olan, başarılması zor bir konu. Bu adaleti sağlamak için aşılması gereken en büyük engelin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Kariyerim boyunca en çok odaklandığım mesele olan, erkeğin her şeyi kendine hak görmesi bu konudaki en büyük engel bence. Erkeğin, yalnızca erkek olduğu için her tür iktidara hakkının olduğuna inanması. Kartlarını iyi oynarsa, ondan beklenen her şeyi yerine getirirse, erkeklik kitabının kurallarına riayet ederse kadınlardan yana başarılı olacağına, çok büyük paralar kazanması gerektiğine ve bir aileyi geçindirebileceğine inanması… ve bu beklentileri karşılanmadığında sinirlenmesi. Hak görme ve beraberinde gelen kızgınlık.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.