Dijital platformlarda toplumsal cinsiyet

Kullanıcı deneyimi bağlamında toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine tartışmaların sınırlı ölçüde de olsa sürdürüldüğünü söylemek mümkün. Ancak özellikle ülkemizde gidilmesi gereken daha uzun bir yol olduğu ortada.

Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından iyi bir karnemiz olmadığı malum. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yıl 18’incisini yayımladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi’nde 146 ülke arasında 129’uncu sırada yer aldı. “Ekonomik katılım ve fırsatlar”, “eğitime erişim”, “sağlık ve hayatta kalma”, “siyasi güçlenme” gibi farklı parametreler üzerinden değerlendirme yapılan endekste yer alan 40 Avrupa ülkesi arasında da sonuncu konumda. Küresel ölçekte toplumsal cinsiyet eşitsizliğini aşmak için somut gelişmeler izlense de bu hız ve ölçekte yakın bir gelecekte eşitliği sağlamak pek mümkün gözükmüyor.

Peki dijital dünya bağlamında durum ne? Üzülerek çok iç açıcı olmadığını söylemek gerek. 2021 tarihli A4AI raporuna göre kadınlara kıyasla erkeklerin çevrimiçi platformlara erişimi ve katılımı yüzde 21 oranında daha fazla. Bu fark, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 52’lere çıkıyor. Benzer şekilde UNESCO’nun 2023 tarihli araştırmasına göre kadınların akıllı telefon sahipliği oranı erkeklere kıyasla 1,8 kat daha az. Çevrimiçi ortamlara akıllı telefon aracılığıyla erişim erkeklerde yüzde 46 seviyesindeyken kadınlarda bu oran yüzde 27. Bu durum, kadınların dijital okuryazarlık ve ilgili yetkinlikleri geliştirmesi önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Nitekim, cinsiyetler arası fırsat ve ücret eşitsizliği de göz önünde bulundurulduğunda uzun vadede kadınlar dijital dünyada karar verici ve paydaş olarak yer almakta zorluk çekiyor. Herkesin çalışmayı hayal ettiği büyük teknoloji şirketlerinin yönetici kademesinde çok sınırlı sayıda kadının yer alması sözkonusu tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Üzücü olan, geçmişte durumun hiç de böyle olmaması. Tarihin ilk bilgisayar programcısı olarak bilinen Ada Lovelace’tan fikirleriyle bluetooth ve GPS’in geliştirilmesini mümkün kılan Hedy Lamarr’a uzanan geniş bir listeyle teknoloji alanına büyük katkılar sunmuş olan kadınlar, 80’li yılların başından itibaren nedense bu alanda kendilerine yer bulmakta zorlanıyor. Daha da fazla gecikmeden bu duruma dair bizzat alandaki tüm paydaşlarla birlikte yıkıcı ve yenileyici bir tartışma yürütmek gerekiyor. Cinsiyet merkezli dijital uçurumu aşmak için özeleştiri merkezli ortaklaşa bir çaba gerektiği ortada.

Konuşulması gereken sorunlar

Kullanıcı deneyimi bağlamında toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine tartışmaların sınırlı ölçüde de olsa sürdürüldüğünü söylemek mümkün. Çevrimiçi ortamlarda paylaşılan içeriklerde gözlenen stereotiplere karşı uzun süredir mücadele veriliyor. Özellikle kullanıcı merkezli içeriklerde öne çıkan eril hatta çoğu zaman cinsiyetçi dili ifşa etmek doğrultusunda birçok girişimi gözlemek mümkün. Bilinen bir örnek olarak, doktorların hep “bay”, hemşirelerin de maalesef hep “bayan” olarak temsil edildikleri platformlarda bu yaklaşımı değiştirmek için sadece metin düzeyinde değil, artık ikonografi seviyesinde de çaba sarf ediliyor. Farklı meslek gruplarını temsil eden ikonların hem erkek hem de kadın versiyonları tasarlanıyor ve dolaşıma sokuluyor. Bazı hazır giyim odaklı e-ticaret platformlarında kadın vücudunun temsilinin artık sadece süper-slim bedenlerle sınırlandırılmadığını, farklı bedenlerde modellere de yer verildiğini görüyoruz. Bu doğrultuda kapsayıcı adımların atılması geç de olsa olumlu. Oyuncak satan platformlarda ürün listeleme sayfalarında kız/erkek filtrelerinin kullanımından vazgeçilmesi gerektiği dahi konuşuluyor.

Ancak özellikle ülkemizde gidilmesi gereken daha uzun bir yol olduğu ortada. Üzücü ki otobüs veya tren bileti satan platformlarda erkek yolcunun yanındaki koltuğu satın almak isteyen kadın kullanıcıya “Kadın erkeğin yanında oturamaz” ifadesiyle hata mesajı sunan mobil uygulamalar görmüş insanlarız. Bu bağlamda, yine 101 seviyesinde kabul görmüş rehber kuralları dahi konuşmakta zorlanıyoruz.

Dijital markalar nezdinde, neden ısrarla üyelik formlarında cinsiyetin sorulduğuna dair anlamlı bir tartışma yürütmekten halen uzağız. Mikro hedefleme gibi aslında çoğu zaman lafta kalıp hayata dahi geçmeyen genelgeçer cevaplarla işin içinden kolaylıkla çıkmak mümkün değil. Hepimizin içselleştirdiği bir stereotipten köklenen bir tür ezberle hareket ediyoruz. Kaldı ki bu sorunun hemen altında sunulan ve olası cevapları içeren liste şeklindeki seçeneklerde nedense hep erkek en üstte, kadınsa ikinci sırada. Ve bu yaklaşımı alfabetik sıralama diye açıklamak anlamlı değil. Nitekim bunu boşa çıkartan örnekler de oldukça yaygın. Markalar ısrarla bu şekilde sorulan sorunun ofansif ve baskılayıcı olabileceğine dair farkındalık sahibi değil. En azından insan haklarına daha saygılı bir duruş adına cinsiyetini belirtmek istemeyen kullanıcılar için bu seçeneği sunmak durumundayız. Bu bilgi, akıllı arama algoritmalarınız için kıymetliyse bunu doğru yerde, doğru zamanda niye talep ettiğimizi anlatarak sormamız gerekiyor. Kaldı ki günümüzde, çok açık ki bunun ötesine geçmek şart. Kendisini bu ikili cinsiyet tanımının ötesinde farklı cinsel kimliklerle ifade etmek isteyen kullanıcılarımız için kapsayıcı ve demokratik deneyimler yaratmayı konuşmalıyız. LGBTQI+ kullanıcılar dijital dünyanın etkili bir topluluğu ve çok daha iyi bir kullanıcı deneyimini hak ediyorlar. Bir sonraki yazımızda bu çabaya katkı vermeye çalışacağız.

İlgili İçerikler