Brand Week Istanbul 2025: Markaların geleceğini şekillendiren araştırma ve raporlar

Brand Week Istanbul 2025, markaların geleceği okuma biçimini şekillendiren küresel ve yerel araştırmaları sahneye taşıyarak pazarlama, toplum ve teknoloji ekseninde güçlü bir referans haritası sundu.

Brand Week Istanbul 2025, ilham veren konuşmaların ötesine geçerek marka, pazarlama ve toplumun geleceğini şekillendiren küresel ve yerel araştırmaların sahneye taşındığı güçlü bir bilgi zemini sundu.

Sahne alan uzman isimler; tezlerini desteklemek, geleceğe dair öngörülerini temellendirmek ve değişen tüketici davranışlarını anlamlandırmak için çok sayıda kapsamlı araştırma ve rapora atıfta bulundu. Bu referanslar, yalnızca bugünü değil, markaların yarını nasıl inşa etmesi gerektiğine dair de önemli ipuçları verdi.

İşte Brand Week Istanbul 2025 sahnelerinde öne çıkan, marka ve pazarlama dünyasına yön veren kritik araştırma ve raporlar:

Tüketici davranışları ve toplumsal trendler

MediaCat Lovemarks Araştırması, Brand Week Istanbul 2025’te “Lovemark” kavramının yalnızca tercih edilen bir ürün ya da hizmet olmanın çok ötesine geçtiğini ortaya koydu. Araştırma; tüketicinin hayat döngüsüne entegre olan, duygusal bağ kuran ve kültürel bir ikon haline gelen markaların bugün ulaştığı statüyü yeniden tanımladı.

Bekir Ağırdır tarafından sunulan Türkiye Trendleri 2026 Araştırması, Türkiye toplumunun “kum saati” yapısına dönüşümünden gettolaşmaya, aile kavramındaki değişimden “vicdan–cüzdan paradoksu”na uzanan 10 temel bulguyu ortaya koydu. 5 bin 600 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan çalışma, toplumsal dönüşümün markalar açısından nasıl okunması gerektiğine dair güçlü içgörüler sundu.

Versuni (Philips Ev Aletleri) ve Bekir Ağırdır iş birliğiyle gerçekleştirilen Türkiye’de Değişen Ev Kavramı Araştırması ise pandemiden sonra evin yalnızca bir yaşam alanı değil, yeniden tanımlanan bir “yuva”ya dönüştüğünü ortaya koydu. Araştırma; yalnızlaşan kalabalıkları, ev içi rollerin dönüşümünü ve yeni yaşam pratiklerini mercek altına aldı.

Havas Meaningful Brands Araştırması, tüketicilerin yüzde 80’inin “Yarın markalar kaybolsa hayatımda hiçbir şey değişmez” ifadesine katıldığını göstererek, markaların anlam üretme ve toplumsal fayda yaratma sorumluluğunu bir kez daha gündeme taşıdı.

New York Times’ın viral içerikler üzerine yaptığı analiz, viral olmayı tetikleyen beş temel duyguyu ortaya koyarken, “negativity” yani olumsuzluğun içerik yayılımındaki rolüne dikkat çekti.

Filiz tarafından yapılan Sofra ve Yemek Kültürü Araştırması ise Türk toplumunda sofranın hâlâ “kutsal” bir alan olduğunu gösterdi. Araştırmaya göre her 10 kişiden 7’si her akşam yemek yapıyor ve sofrada bir araya geliyor.

Pazarlama etkinliği, yaratıcılık ve medya

System1, Eat Big Fish ve Peter Field iş birliğiyle gerçekleştirilen “Sıradanlığın Maliyeti” araştırması, sıkıcı reklamların marka pazar payı ve yatırım geri dönüşü üzerindeki negatif etkisine dikkat çekti. ABD ve İngiltere verilerine, IPA Databank analizlerine dayanan çalışma, yaratıcılığın yalnızca estetik değil, doğrudan iş sonucu yaratan bir unsur olduğunu ortaya koydu.

Karen Nelson-Field liderliğinde Amplified Intelligence tarafından yapılan biyometrik ölçümleme çalışması, 12 ülkede 190 kampanyayı inceleyerek “Dull Media” kavramını tanımladı. Göz izleme (eye-tracking) verileri, dikkat çekmeyen medyanın performans kaybına yol açtığını somut verilerle gösterdi.

WARC ve Cannes Lions ortaklığıyla hazırlanan “11 Effectiveness Trends” raporu, yaratıcı etkinliği “Tutarlılık mı, Kaos mu?” ekseninde ele alarak uzun vadeli marka inşasında sürekliliğin önemine dikkat çekti.

Ipsos ve Veritonic’in gerçekleştirdiği Sonic Branding araştırmaları, sesli marka varlıklarının ünlü kullanımına kıyasla yüzde 853 daha etkili olduğunu ve marka hatırlanırlığını yüzde 88 oranında artırdığını ortaya koydu.

IAB Europe verileri ise perakende medyanın Avrupa’daki dijital reklam harcamaları içinde hızla büyüdüğünü gösterdi. 2024 yılında yüzde 21’lik büyüme, bu alanın markalar için stratejik bir yatırım başlığı haline geldiğine işaret etti.

Sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve toplumsal etki

UN Women ve Unstereotype Alliance tarafından, Oxford Üniversitesi desteğiyle yürütülen kapsamlı araştırma; 58 ülkede 392 markayı inceleyerek kapsayıcı reklamcılığın iş sonuçlarına doğrudan etki ettiğini kanıtladı. Çalışmaya göre kapsayıcı reklamlar satışları kısa vadede yüzde 3,5, uzun vadede ise yüzde 16 oranında artırıyor.

Kantar’ın Sürdürülebilirlik ve Marka Sermayesi araştırması, sürdürülebilirlik algısının marka değeri içindeki payının yüzde 10’a ulaştığını ve son beş yılda yüzde 25 oranında arttığını ortaya koydu.

KONDA’nın Tarımsal Nüfus ve Çiftçi Araştırması ise çiftçi yaş ortalamasının 58–59 seviyelerine çıktığını ve çiftçilerin büyük çoğunluğunun çocuklarının bu mesleği sürdürmesini istemediğini gösterdi.

Economist Impact tarafından hazırlanan Sağlıkta Kapsayıcılık Endeksi, diş eti rahatsızlıklarına erken müdahalenin diyabet kaynaklı sağlık harcamalarında 1,6 milyar dolarlık tasarruf sağlayabileceğini ortaya koydu.

Teknoloji, yapay zekâ ve dijital dönüşüm

Institute for Real Growth tarafından hazırlanan “Humanized Growth in the Era of AI” çalışması, başarılı CMO’ların yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak değil; kişisel gelişim, paydaş değeri ve sürdürülebilir büyüme için kullandığını gösterdi.

Türkiye Davranışsal Segmentasyon Modeli (OCEAN), 130 bin kişiyle yapılan çalışma kapsamında kişilik özellikleri ve ilgi alanlarını yapay zekâ destekli modellerle analiz ederek “yaşayan bir Türkiye haritası” sundu.

Google verileri ve Google–Ipsos iş birliğiyle yapılan araştırmalar ise her gün yapılan aramaların yüzde 15’inin daha önce hiç yapılmamış yeni sorgular olduğunu ve Z Kuşağı’nın yüzde 40’ının arama motorları yerine sosyal medyayı tercih ettiğini ortaya koydu.

Ekonomi ve demografi

TÜSİAD’ın 1999 yılında yayımladığı “Türkiye’nin Fırsat Penceresi” raporu, Türkiye’nin demografik dönüşümünü 25 yıl öncesinden öngörerek nüfusun yaşlanmasına dikkat çeken tarihsel bir referans olarak yeniden gündeme geldi.

15–25 yaş arası 10 bin gençle yapılan küresel bir anket ise gençlerin yarısından fazlasının insanlığın sonunun kendi yaşam süreleri içinde geleceğine inandığını gösterdi.

Birleşmiş Milletler ve Freedom House verileri, 1825’ten günümüze dünya genelinde demokrasilerin sayısı ve niteliğinde yaşanan değişimi ortaya koyarak parçalanan dünyanın yeni güç dengelerine ışık tuttu.

İlgili İçerikler