Bir şemsiyeden daha fazlası

Dondurmanın bir tatlı olmanın ötesinde, çocukluk anılarını ve aile bağlarını güçlendiren bir duygu olduğuna dair içgörüyle hareket eden Algida, 35 yıldır aynı tutkuyla Türkiye’nin sıcak anlarına eşlik ediyor.

Markanın hikâyesini bir de sizden dinleyelim. Algida’nın yolculuğu nasıl başladı?

Nazlı Eda Kırali,<br /><noscript><img decoding=

Nazlı Eda Kırali,
Algida Türkiye
Ev İçi, Yerinde Tüketim
Pazarlama Direktörü ve Medya Lideri

NAZLI EDA KIRALİ: Bundan tam 35 yıl önce, Türkiye’de umutla ve heyecanla bir yolculuğa çıktık. Amacımız basitti ama çok kıymetliydi: İnsanlara mutluluk dağıtmak. 1990 yılında attığımız bu ilk adım, zamanla milyonların yaz hatıralarına, çocukluk anılarına ve aile sofrasındaki tatlı molalarına yerleşen bir hikâyeye dönüştü. Algida olarak biz, dondurmanın sadece serinletici bir tat değil, aslında bir duygu olduğuna inandık. Mutluluğun, bir yaz günü paylaşılmış bir külah dondurma da, çocukken ilk defa yenilen bir buz parmakta, harçlıklarımızı biriktirip ilk Magnum’umuzu aldığımızda ya da ailecek yapılan bir kutlamadaki Viennetta’da saklı olduğuna inandık ve her geçen gün bu duyguyu herkese ulaştırmak için çalıştık.

Zamanla Türkiye’nin dört bir yanına yayıldık. Bugün Çorlu’daki köklü fabrikamız ve 2013’te faaliyete aldığımız Konya fabrikamızla birlikte, sadece üretim gücüyle değil, sürdürülebilirliği ve kaliteyi ön planda tutan yapımızla da sektörün örnek markalarından biri haline geldik. Ama bizim için üretim kadar önemli olan bir şey daha vardı: Mutluluğu yaymak. Her sene kendimize şunu sorduk: “Bu sene nasıl daha farklı olabiliriz? Mutluluğu daha fazla kişiye nasıl ulaştırabiliriz?” Çünkü biz, başarıyı tekrar eden formüllerde değil, sürekli yenilenen fikirlerde arayan bir markayız. Bu anlayış sayesinde sadece Türkiye’de değil, globalde de en hızlı büyüyen ülkelerden biri olduk.

Duygulara önem veren, insana yatırım yapan, toplumsal faydayı ve sürdürülebilirliği merkeze alan bir marka olduk. Van’daki bir ilkokula, gökyüzünden paraşütlerle dondurma gönderdiğimiz bir 23 Nisan projesinde çocukların yüzündeki gülümsemeyi görmemiz, bizim için bir başarı grafiğinden çok daha anlamlıydı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyoruz: Algida, sadece bir dondurma markası değil. Yaz mevsiminin sesi, çocukluğun tadı, aile sofralarının keyfi ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir gülümseme. Ve biz, bu gülümsemeyi çoğaltmak için hâlâ ilk günkü heyecanla çalışıyoruz.

35 yıllık bu yolculuğa dönüp baktığınızda, sizin için en değerli duraklar ve dönüm noktaları nelerdi?

İrem Şancı,<br /><noscript><img decoding=

İrem Şancı,
Algida Türkiye
Ev Dışı Tüketim Pazarlama Direktörü

İREM ŞANCI: Açıkçası bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü her yılın bizim için ayrı bir anlamı, ayrı bir öğretisi oldu. Ama şunu çok net söyleyebilirim: Bizi biz yapan en temel şey, “birlikte başarma” kültürümüz. Fonksiyonlara, pozisyonlara bölünmeden, gerçekten bir aile gibi aynı hedefe yürüyen büyük bir ekip olduk hep. Bu ruh, sadece iş sonuçlarını değil, markanın ruhunu da inşa etti. Ancak mutlaka bir yıl söylemem gerekse yolumuzun çizilmeye başlandığı yıl olan 1990 yılını ilk dönüm noktası olarak söylemem gerekir. Türkiye’deki attığımız ilk adım, ilk üretimimizi yaptığımız yıl… Aslında o ilk adım, bugün milyonların hafızasında yer eden bir markanın başlangıcıydı. Bundan sonra 1990’larda, ürün portföyümüzü farklı tüketicilere ve farklı isteklere hitap edecek şekilde genişletip Türkiye’nin dört bir yanına ulaştık. Cornetto, Magnum gibi ikonik markalar işte bu ilk 10 yılda hayatımıza girdi.

İkinci bir dönüm noktamız ise 2013 yılı oldu. Üretim gücümüzü neredeyse ikiye katladığımız, Konya fabrikamızın devreye girdiği yıl. Bu sadece kapasite artışı değil, sürdürülebilirlik ve istihdam açısından da çok büyük bir adımdı bizim için. Ve tabii duygusal olarak ayrı bir yere koyduğum bir başka dönüm noktası da 6 Şubat depremi sonrasında TEGV’le birlikte hayata geçirdiğimiz projemiz oldu. O zor günlerde hepimizin aklında aynı soru vardı: “Ne yapabiliriz?” Biz de çocukların hayatına biraz olsun dokunabilmek için Ateşböceği eğitim tırlarını gezici etkinlik alanlarına dönüştürdük ve tüm işletme maliyetlerini üstlendik. Bu kapsamda, TEGV’in “Eğlen, Öğren, Hijyen” projesini de deprem bölgesine taşıdık. Diyarbakır, Hatay, Adıyaman, Malatya, Adana, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta binlerce çocuğa ulaştık. Bir yıl boyunca bu tırlar sayesinde çocuklar hem oyunla sosyalleşme fırsatı buldu hem de nitelikli eğitime ve hijyen bilincine erişebildi. O zor dönemde, çocukların yüzünde minicik de olsa bir gülümseme yaratabilmek, inanın bizim için tüm iş başarılarının çok ötesinde, unutulmaz bir anı oldu.

Son birkaç yıl ise bambaşka bir ivmeyle geçti. 2023-2024 döneminde satış adetlerinde rekor kırdık; Türkiye, Algida global içinde en hızlı büyüyen büyük ülke oldu. Bu da tüm ekip arkadaşlarımın, sahadan üretime kadar herkesin emeğiyle oldu. Günümüzde ise, dondurma kategorisinin kendine özgü dinamiklerine uygun çalışabilmek için, 2025 yılında dondurma işimizi Unilever çatısı altında çalışan bağımsız bir şirket haline dönüştürüyoruz. Bu dönüşümün iki aşaması bu yıl içinde tamamlanacak. Bu, bizim için sadece yeni bir organizasyon değil, yepyeni bir büyüme vizyonunun başlangıcı. Özetle, bugün hâlâ, 35 yıl önceki o ilk heyecanla yolumuza devam ediyoruz. Ama bu kez elimizde daha fazla deneyim, büyük hayaller ve birbirine derinden bağlı çok güçlü bir ekip var.

Algida’nın sektörü şekillendiren bir stratejisi oldu mu desek, aklınıza ilk ne geliyor? Markanız, “dondurma sadece yazın yenir” algısını kırarken hem ürün geliştirme hem de iletişim tarafında nasıl bir yol haritası izledi?

NEK: Kesinlikle evet. Özellikle 2000’li yılların başında attığımız bir adım var ki hem bizim hem sektör için oyunun kurallarını değiştirdi diyebilirim. O dönem şöyle bir içgörümüz vardı: Dondurma neden sadece yazın tüketilen bir ürün olsun ki? Neden mutluluk anı sadece güneşli günlere sıkışsın? Bu düşünceden yola çıkarak, dondurmayı dört mevsim tüketilebilir bir keyfe dönüştürmeye karar verdik. Sadece ürün geliştirmede değil, iletişimde de bunu destekleyen projeler yaptık. Bu sayede “dondurma” algısını mevsimlik bir alışkanlık olmaktan çıkarıp, yılın her günü yaşanabilecek bir mutluluk anı olarak yeniden konumlandırdık. Bu sadece ürün geliştirme tarafında değil, iletişim tarafında da güçlü bir değişim gerektiriyordu. O yüzden hem kampanyalarımızda hem de tüm pazarlama iletişimimizde bu bakış açısını destekleyen işler yaptık.

Bir yandan da dijitalleşmenin ve e-ticaretin yükselişi, bize bu dönüşümü hızlandırma fırsatı sundu. Özellikle Algida ile Kazan uygulamamız ve kanal özelinde yaptığımız inovasyonlarla tüketicinin istediği an, istediği yerde dondurmaya ulaşabildiği bir ekosistem kurduk. Bugün baktığınızda, “dondurma sadece yazın yenir” algısı büyük ölçüde değişti. Bence bu çok büyük bir dönüşümdü. Sektörde pazar alışkanlıklarını yeniden tanımlayan, tüketicinin beklentisini değiştiren bir adımdı bu. Elbette duyguyu işin merkezine koymasaydık bu kadar etkili olmazdı. Tüketiciyle kurduğumuz samimi bağ, bu stratejinin arkasındaki en büyük güç oldu. Bugün hâlâ o yolda yürümeye devam ediyoruz.

Mutluluğu çoğaltma hayaliyle başlayan bu hikâyenin geleceğinde neler var?

İŞ: 35 yıl önce çıktığımız bu yolculukta her zaman tek bir hayalimiz vardı: Türkiye’de mutluluğu çoğaltmak. Bugün bu hayalin gerçeğe dönüşmesinde emeği olan herkese sonsuz teşekkür ederim. Her sene yeniden düşünerek, dondurma yeniden hayal ederek ve değişime açık olarak büyümeye devam ettik. Bizi biz yapan en önemli değer, aynı hedefe yürüyen güçlü bir ekip olmamız. Başarılarımızın arkasında bu birliktelik, bu tutku ve her zaman daha fazlasını isteme azmi var. Geleceğe dair en büyük hedefimiz, bu büyüme yolculuğunu yeni nesillere devrederek daha fazla insana mutluluk ulaştırmak. Duyguları önemseyen, insana yatırım yapan ve gülümsemeyi işinin merkezine koyan bir marka olmaya devam edeceğiz.

35 yılın anılarını ve duygularını yansıtan bu kampanyayı nasıl tanımlarsınız?

NEK: 35. yıl kampanyası benim için gerçekten çok özel bir işti. Her adımında büyük bir heyecan duydum, sonunda ortaya çıkan işten de kalpten gurur duyuyorum. Aslında her şey bir açık hava fikriyle başladı. Sonrasında burada bir potansiyel olduğunu fark ettik ve bu fikri büyüterek kapsamlı bir kampanyaya dönüştürdük.

Film çekimleri sırasında sadece sahneleri izlemekle kalmadım, kendimi sık sık geçmişteki anılarımda buldum. O sahneler bana hem kendi hayatımdan hem çevremden birçok anıyı hatırlattı. İşte tam da o yüzden, bu kampanya bana bir kez daha hissettirdi ki; Algida sadece bir marka değil, gerçekten Türkiye’nin dondurmacısı. Hepimizin anılarında, hayatında yeri olan kocaman bir mutluluk sembolü.

35’inci yılımız kutlu olsun…Mutlulukla, sevinçle, gururla nice 35’lere.

1990’lardan bugüne, Türkiye’nin dört bir yanında bakkal önlerinden plajlara, balkonlardan küçük dükkânlara kadar uzanan kırmızı-beyaz şemsiyeler, Algida’nın sadece bir dondurma markası değil, yazların ortak hafızası hâline gelişini simgeliyor. Bu şemsiye artık sadece dondurma kabinlerinden değil, nesiller boyunca biriken anıların, gülümsemelerin ve birlikte geçirilen zamanların sembolü.

Tribal Worldwide İstanbul imzası taşıyan reklam filminde Hüsnü Amca’nın rüyalarından, Defne ile Deniz’in hayal gücüne kadar uzanan sıcak bir dünya kurgulanıyor.Her yaştan izleyicinin kendinden bir parça bulabileceği bu anlatım, Algida’nın yıllar içinde kurduğu duygusal bağı bir kez daha gözler önüne seriyor. 35 yıldır Türkiye’nin dört bir yanına mutluluk taşıyan Algida, yeni reklam filmiyle yalnızca geçmişe selam göndermiyor; aynı zamanda içimizdeki çocuğa da sesleniyor.Her yaştan insanı bir araya getiren, yeni anılar biriktirmeye ilham veren ve mutluluğu paylaşma arzusunu yeniden canlandıran bu özel kampanya, Algida’nın geçmişten bugüne değişmeyen özünü yansıtıyor: 35 yıldır, nesilden nesile, aynı şemsiyenin altında.