Bir rock yıldızının inşası: Teoman

Teoman, müziğin ötesine geçen duruşu, “olduğu gibi” yansıttığı kişiliğiyle adını kuşaklar arası bir markaya dönüştürdü.

Yıllardır değişmeyen bir şey var: Teoman hiçbir zaman “rol yapmadı”. Ne sahnede ne kameralara bakarken ne de hayatın içinde. Teoman, kendi mitini yeniden yazmıyor; zaten var olanı olduğu gibi anlatıyor. Ve belki de tam bu yüzden hâlâ bu kadar tanıdık, bu kadar yakın. Bir müzisyenin “olduğu gibi” duruşuyla, nasıl kuşaklar üstü bir markaya dönüştüğünü konuşuyoruz:

“Kariyeriniz boyunca “Teoman” sadece bir müzisyen adı olmaktan çıkıp insanların kendilerini tanıtırken dahi ismini geçirdiği bir referansa dönüştü. Sizce isminizin marka hâline gelmesinde en kritik kırılma noktası neydi?

Açıkçası bu, bilinçli bir kararın sonucu. Pandemi sonrası kendim ve kariyerimle ilgili bir karar verdim. Sosyal medya her yeri ele geçirmişti ve bütün kültür dünyası insanların telefonlarından ibaret olmuştu. Ben de kendini saklamayı seven ünlülerden olmadığım, neredeyse her gün magazincilere yakalanan biri olduğum için “Bari bunu avantaja çevireyim” dedim. Kendimin daha “light” taraflarını göstermeye çalıştım oralarda. Star afra tafrası yapmadan yani. Bir baktım ki insanlar bu halimi çok sevmiş. Ben de biraz şımardım açıkçası, kameralara bol bol gevezelik ettim. Oradan, benim hiç beklemediğim büyüklükte ikonik bir marka yeşerdi. Şarkılarım zaten büyük ve güçlüydü, bir de o taraftan yüklendim. Sonuç verdi. Sadece bu yıl, bu sayede beş reklam filminde oynadım.

Her şeyin bu kadar hızlı değiştiği bir dönemde duruşunuz hep aynıydı. Bu tutarlılık bilinçli bir marka stratejisinin sonucu muydu, yoksa kişisel tercihiniz miydi?

İkisi birden. Zaten tersini yapamazdım. Bunun bir etki yaratacağının farkındaydım ama işin bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyordum. Yediden yetmiş yediye herkesin ilgisini ve sevgisini çeken birine dönüştüm galiba. Minicik çocuklar, koskoca anneanneler benimle fotoğraf çektiriyor. Çöpçüler çöp arabasından bana bağırıp el sallıyorlar. Ve ben şu anki halime bayılıyorum. Mutluyum.

Müziğe ara verdiğiniz dönemler oldu. Yokluğunuzun size katkı sağlayacağını öngörmüş müydünüz, yoksa unutulma ihtimalinizden korktunuz mu hiç?

Bir buçuk sene müziğe ara verdim. Oradan oraya savruldum, ne yapacağımı bilemeden. Ama çocuğum olduğu için, ekonomik nedenlerle müziğe geri döndüm. İşim de kolay olmadı; açıkçası canım çalışmak istemiyordu. 2013’ten sonra bana karşı ilgi yavaş yavaş artan bir ivme kazandı. Şu anda işimi gerçekten çok seviyorum. Unutulmak meselesine gelince; açıkçası unutulmayı bile istemiştim. Müziği bıraktığımda sakin bir hayat hayal ediyordum.

Müzik dünyasında hep “yalın”, “mesafeli”, “çabasız cool” bir imajınız oldu. Bu duruş bir strateji miydi?

Hayır, tersini yapmam. Olduğum kişiyi gösteriyorum. Genelde analitik düşünür ve strateji yaparım ama burada yapmadım. Küçük şeylerle mutlu olabilen bir insanım. Daha doğrusu insanmışım; bunu da bilmiyordum. Demek dışarıdan tarif ettiğiniz gibi görünüyorum. Bunu duyduğuma mutlu oldum.

Genç kuşak tarafından hâlâ keşfedilen bir isim olmak zor. Sizce bunun sebebi ne?

Açıkçası bilmiyorum. Şarkılarım klasik oldu ama sadece şarkılar sayesinde değil; personam ve kişiliğim de etkili olmalı. Bana “Z Kuşağı’nın bile sevdiği boomer” diyorlar. Bundan mutluyum. Minicik çocuklar bile beni çok seviyor. Sekiz yaşındaki hayranlarım, anne babaları aracılığıyla bana hediyeler gönderiyor. Bu ironik seviyeyi hiç tahmin etmemiştim. Dışarıdan bakıldığında hep “sınırsız” biri gibi görünüyorsunuz. Kendinize koyduğunuz sınırlar var mı? Hayır. Olduğum gibi biriyim. Zaman zaman çelişkili biri olduğumu da düşünürüm. Yapacak bir şey yok. Bu çelişkilerle yaşadım, yaşamaya da devam edeceğim.

Sanatsal üretiminizle sizden beklenenler arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Ben canım ne isterse onu yaparım. Başka bir açıdan söyleyeyim: Şarkılarımın çoğu çok derin şarkılardır. Hit yapmak ya da geniş kitleleri etkilemek amacıyla yazmadım. Buna rağmen çok sevildiler.

“Teoman” ismini gelecekte hangi alanlarda konumlandırmayı düşünüyorsunuz?

Bir sürü proje var. Dört yıl uğraştığım bir roman yazdım ve geçen yıl yayımlandı. Pek çok prodüksiyon şirketi ve yönetmen, romanı dizi yapmak için peşime düştü. Şu an içlerinden seçtiğim kişilerle o dizi üzerinde çalışıyorum. Aynı anda iki roman daha yazıyorum. Bir gösteri yaptım; bu sene bitireceğim. Adı “Varoluşçuluk 101-A Musical Persona”. Ayrıca “Teoman Şarkıları” adlı bir albüm yayımlanıyor. Serdar Ortaç’tan Gazapizm’e, Kenan Doğulu’dan Sıla’ya kadar 27 isim şarkılarımı seslendirecek. Bir sinema filminde başrol oynayacağım; bir arabesk şarkıcısını canlandıracağım. Ayrıca konserler devam ediyor, bu yaz Beşiktaş Park stadyumunda bir konserim olacak.

Hepimiz hikâyelerimizle ayakta duruyoruz. Teoman’ın hikâyesinin en güçlü ve en kırılgan yanları neler?

Güçlü tarafım, inatçılığım. Kırılgan tarafım ise melankolik oluşum. İkisi birlikte benim hikâyemi oluşturuyor.

Bugünkü deneyimlerinizle geriye dönüp “Teoman”ı yeniden inşa etseydiniz neyi değiştirirdiniz?

Alkolle ilişkimi bugünkü gibi daha mesafeli kurardım. İlk gençlik yıllarımdan itibaren uzun süre biraz fazla serseriydim. Bu bir tür kendini yıkımdı. Onyıllar boyunca ağır depresyonlar yaşadım. Kendimi tedavi etmeye çok daha erken başlardım. Çok savruldum, çok abarttım ve kendimi fazlasıyla yordum; hem fiziksel hem psikolojik olarak. Kendime daha iyi davranırdım.

Siz yıllarca Türkiye’de pek çok kesim tarafından samimi ve içten görülüp, çokça da sevildiniz. Teoman neden bu kadar benimsendi?

Bir gazete yazısının başlığı çok hoşuma gitmişti: “Teoman’ı ailemizin yaramaz çocuğu olarak sevdik ve sarıldık.” Ben ailenin yaramaz çocuğuyum. Seven ve sevilen… Ne mutlu bana.

 

Söyleşi: Eylül Seren Altay

 

İlgili İçerikler